Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '08

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
977
 

Ortadoğu müziği topluluğumuz

Ortadoğu müziği topluluğumuz
 

Soldan sağa: Mahmut Natut, ben ve Martin Stokes. Martin'in konservatuardaki çalışma odasında.


Bu bloga günlük muamelesi yapmak istemiyorum. Hele böyle daldan dala konmak hiç niyetim değil. Haggis'in crash filmi bağlamında Türkiye'nin hallerinden yalnızca bir vektörü anlatmaya çalıştığım ilk blogumdan sonra futbol da yazdım arkadaşımın kral oluşunu da. Yok cidden şaka değil. Kral bir arkadaşım var. Ama rutin hayatamın bir parçası olan şartlı şurtlu ve planlı akademik tarzdan da bir nebze olsun uzaklaşarak nefes almak niyetim. O yüzden son birkaç aydır beni çok heyecanlandıran, belki okuyanları da ilgilendirebilecek birkaç not düşmek istiyorum şimdi.

Martin Stokes, dilimize Türkiye'de Arabesk Olayı başlığıyla çevrilen ve 1998 yılında İletişim Yayınları tarafından basılan kitabın yazarıdır. Oxford mezunudur, okuldan ağabeyimdir. Ama daha sonra uzun yıllar Chicago Üniversitesi'nde çalıştı. Orada Ortadoğu Çalışmaları'nın başındayken, Latince'deki tabiriyle 'alma materi'ne, yani yuvaya dönme kararı aldı. Oxford Üniversitesi Konservatuarı'nda etnomüzikoloji kürsüsünün başına geçti (kürsü lafını o kabul etmeyecektir ama bizim anlayacağımız dilde hakikat bu).

Adını duymuş yazılarını okumuştum. Yine Chicago Üniversitesi'nden değerli arkadaşım Evrim Binbaş müziğe olan ilgimi bildiğinden 'Martin Stokes Oxford'a döndü haberin var mı?' dedi birgün. 'Yok' dedim. Gel zaman git zaman ilk fırsatta tanıştık. Haftanın bir günü belirledik ve klasik tabiriyle meşke başladık. Gördüm ki Türkiye'de yaşamış, kanun öğrenmiş ve benim yetişemediklerimle tanışmış. 1980'li yılların başında Muzaffer Ozak'ı dükkanında nasıl ziyaret ettiğini anlattı bana mesela. Sonra eser seçimine geçtik. Hüseyin Fahreddin Dede'nin Acemaşiran Mevlevi Ayini, 3. Selim'in, Sadettin Kaynak'ın ve Aleko Bacenos'un acemaşiran şarkıları, Udi İbramin Efendi'nin acemaşiran saz semaisi repertuarımızın (acemaşiran takımımızın) ilk nüvelerini oluşturdu.

Benim elbette müzik bilgim Martin'inki ile karşılaştırılamayacak kadar az. Denizde bir katre. Martin, Oxford'a 'organ scholar' olarak girmiş. Org burslusu yani. Bunun ne demek olduğunu anlamak kiliselerin kendine özgü adıyla 'loft' denilen asma katına çıkmayan birisi için çok zordur. Bugünkü elektronik orglarda dijitalleşen tüm efektler, klasik orgda pedallar ve çekme mandallar yardımıyla yapılır. Bir kolejin org burslusu (icracısı) olmak her sene yüzlerce gencin hayallerini süsler. Ben de lofta ilk defa Martin'in daveti üzerine çıktım. Üst kata dar basmaklardan tırmandık. Dr Stokes orgu süzdü. Ayağındaki ayakkabıları çıkardı ve org pedallarına daha iyi basmayı sağlayan sivri uçlu mokasenleri giydi. Notayı açtı. St John'un şapelinde Bach nağmeleri çınlıyordu sadece birkaç saniye sonra. Ne mistik, puslu ve ihtişamlıdır Bach... Bir bakıma elif elifine akranları olmasa da klasik Türk müziğinde Itri'ye veya Dede Efendi'ye tekabül eder...

Martin, bağlı bulunduğu St John's Koleji'nin geçen yıl yakşalık 600 bin paunda yenilenen orgunda beş-on dakika kadar çaldıktan sonra 'Hemen hergün biraz olsun uğrar ve birşeyler tıngırdatırım' dedi ayakkabılarını değiştirirken. Bununla kalsa yine iyi, kanun, ud, bağlama ve kim bilir benim bilmediğim başka hangi sazları icra edebiliyor? Türkçe'yi ve Arapça'yi yazıyor, okuyor ve konuşabiliyor. (Not: Eğer müzikoloji özellikle de Balkan, Anadolu ve Arap dünyası merkezli çalışmalar yapmak isteyenler varsa Martin'den bir şekilde faydalanmalı. Söz Oxford'a girmenin tüm inceliklerini anlatacağım onlara.)

Türk müziğine olan naçizane ilgim çocuk yaşlarda başladı. Nasıl diye sormayın çok uzun hikaye... Ancak özetle son dönem meşhur sazende ve hanendelerinin hemen hepsiyle tanıştım. Kani Karaca, Necdet Tanlak ve Halilezen İzzet gibi isimleri Nezih Uzel'in evinde tanıdım. Kemençevi İhsan Özgen ve Neyzen Arif Erdebil'i yine o evde dinledim. Rahmetli Kemal Tezergil ve Bekir Sıtkı Sezgin gibi ekol isimlerin üsluplarını eski kayıtlardan takip ettim. Hayattayken ellerini öptüm. Kimi zaman kendi okulumun derslerinden kaytararak İTÜ Türk Müziği Konservatuarı'na gittim. Ruhi Ayangil gibi bir virtüözle çalışma imkanım oldu. Nezih Bey'den usul ve tavır konularında istifade etmeye gayret ettim. Büyük ve küçük usulleri öğrendim. Tüm bunları yaparken notaya hiç bulaş(a)madım.

Martin'le birkaç ay böyle ikimiz devam ettikten sonra, daha önceden tanıdığım Beyrutlu Mahmut Natut Oxford'a doktora için geri döndü. Mahmut, Beyrut Konservatuarı'nda ney eğitimi almış ama üçüncü sınıfta bırakmış. Nota ve makam bilgisi üst düzeyde bir arkadaşım. Transpoze çalabiliyor. Hiç vakit kaybetmeden Mahmut'u da gruba dahil ettik. Tabi Arap tesiri hemen hissedilmeye başladı. Marsel Halife gibi müzisyenlerin yapıtlarıyla repertuar genişledi. Ama şunun altını çizmeden geçmeyelim. Arap dünyasında saz eserleri dendiğinde yine son dönem eserleri akla geliyor. Bu bağlamda çalınabilecek ortak eserler olan Muallim İsmail Hakkı Bey'in (Araplar İsmail Hakkı Beg diyor) ferahfeza peşrevini, Tanburi Cemil Bey'in Şadaraban ve Ferahfeza saz semailerini tespit ettik. Aradan zaman geçti bir gün şaka gibi ama yolda sırtında udla yürüyen bir adam gördüm. Durdurdum, çalıyor musun bunu diye sordum? Lakin daha önce süs eşyası olarak bağlama taşıyan bir arkadaşım olmuştu. Ud taşıyan adamdan 'hem de yirmi yıldır' cevabını alınca muhakkak dört köşe olmuşumdur o an, hatırlamıyorum. Mısırlı Tarık'ı da böyle tanıdık ve o da katıldı. Tarık'ın da fikrini sorarak Arap müziğinden de Bayati bir saz semaisi, ve bir longa ile bir de Zikriyati isminde fantezi türü eser müştereken beğenildi. İlk provayı geçen cumartesi yaptık. Tarık Beşir iyice bir klavye hakimiyetine, tek satır nota okuyamasa da akıcı bir taksim kabiliyeti ve makam bilgisine sahip. Geçkiler, kararlar... Tamamdır. Çok beğendim. Üstüne çok iyi de sesi var. Feyruz'u yutmuş. Zamanla daha iyi anlaşacağız umarım.

Bu yazıya başlamadan beş on dakika önce de bölümden ofis arkadaşım macar Marton'nun çello çaldığını öğrendim. 'Yahu ben de gelebilir miyim' dedi duyunca bizim oluşumu. Tabi yaylı da iyi olur her ne kadar akor problemi çıkabilir, bazı transpozisyonlar ve bizim sisteme intibak için süre gerekse de. Neyse onu da alırsak, bizimkilerin amacı Martin'in iki Klasik Batı öğrencisini kafalayıp Doğu çaldırtmak. Böylelikle Feyruz'un bir-iki tane uzun süren komplike şarkısını icra edeceğiz. Farkındayım uzun oldu. Şimdilik burada bir virgül koyalım, eğer yakın zamanda fotoğraf ve kayıt imkanı olursa buradan muhakkak sizinle paylaşacağım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kayıtlarınızı dinleme fırsatı verirsiniz bizlere. Proje, okuyanı bile bu kadar heveslendiriyorsa ortaya nasıl bir şey çıkacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Bir de kültür-medeniyet ve müzik ilişkisi üzerine tartışmalarımız olmuştu kimi arkadaşlarımla. Olayın bilimsel bir olgu olduğunu (hatta bir kürsü) görmek çok güzel. Başarılar dilerim. Saygılar...

Eymil 
 11.11.2008 14:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 901
Kayıt tarihi
: 03.11.08
 
 

Nobel ödülü sahibi isimlerin bile sabah ilk iş olarak bloglarına 'bugün başıma çok ilginç bir olay g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster