Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2416
 

Ortadoğu ve Türkiye'nin geleceği, Irak Suriye ve IŞİD

Ortadoğu ve Türkiye'nin geleceği, Irak Suriye ve IŞİD
 

Dünyanın kaynayan kazanı


Ortadoğu'ya dair yazılarımın bir arada olması için yazılma tarihi sırasıyla tek blogta bir araya getirdim ve her birini kendi başlığıyla ayrıştırdım. İlginize

Dünya'nın, Ortadoğu'nun ve Türkiye'nin geleceği

Dünyanın küresel güçleri; finans, enerji, silah, teknoloji, bilişim ve medya lobileri ise bu lobilerin geleceğe dair programlarını bilmeden dünyanın geleceğine dair öngörüde bulunmak mümkün değilse, Ortadoğu'nun da Türkiye'nin de geleceğine dair öngörüde bulunmak mümkün olabilir mi?

Lobilerin var oluşları, güçlerini korumayı ve artırmayı gerektiriyorsa gelecek programlarının bu doğrultuda olmasını gerektirmez mi?

Finans lobisi gücünü giderek artırmak için fonlarını katma değer sağlayacak (enerji, silah ve teknoloji ve ÇİN gibi sanayi gücü artan devletler) alanlarında kullanacaktır.

Enerji kaynakları; petrol, güneş, rüzgar vd katı (bor, uranyum gibi) kaynaklarsa enerji lobisi programını bu doğrultuda yapmasından daha doğru bir şey olabilir mi?

Teknoloji; satın alma talebi olabilecek ürünlere yönelik projelere yoğunlaşmaz mı?. 

Silah, bir ihtiyaçtan öteye doğrulabilecek potansiyel pazarlara yönelik üretimler yapmaz mı?

Bilişim ve Medya artık sadece bir araçtır.

Özetle küresel güçlerin dini ve milleti yoktur. Global güç olmayı beceren, şahıs, şirket ve devletler dünyada istedikleri gibi hareket etmeye (at koşturmaya) çalışırlar ama tabii ki (1 inci ve 2 inci dünya savaşları gibi) hesaplarının her zaman bir yerde bozulma olasılığı vardır.

Global soyut girişten sonra; halen dünyanın bir numaralı enerji kaynağı petrolse ve petrol kaynağı Ortadoğu’da yoğunlaşmışsa; petrolün yoğun kullanılmaya başlandığı 20 inci yüzyıldan itibaren Ortadoğu ve çevresindeki petrol alanları kaynayan kazan olmuştur ve kaynamaya devam ediyor.

Bu çerçevede; kuzey Afrika’yı atlamak mümkün değil ancak Türkiye'yi ilgilendiren kısmını (ön Asya’yı) çok özet irdeleyeceğiz.

Afganistan, Pakistan, İran, Ermenistan, Türkiye, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, İsrail den oluşan ön Asya (Ortadoğu) da her dönem bölgenin bir alanında karmaşa oluşmaktadır.

Bölge; 1940 lı yıllardan itibaren İsraillin kuruluş süreciyle, 1980 li yıllara İran-Irak savaşı, 1991 den itibaren körfez krizi, 2000 li yıllarda Afganistan, 2010 dan sonra kuzey Afrika kaynamalarla düzenler ters yüz olmuştur.

Kuzey Afrika dizayn edilmiş gibi, İsrail Türkiye'den özür diliyor, Türkiye'de idamın geri getirilmesinden çözüm sürecine dönülüyor, İsrail-Filistin yakınlaşması yaşanıyor; özetle ılıman bir sürece girilmekteyken; şimdi ziller kimin için çalıyor.

1980 yılında Humeyni'nin geri dönüşünden beridir, rejimini pekiştirme sürecinde olan ama giderek dünyadan soyutlanan İran, güçlü silahlar üretme ve uranyumu zenginleştirme faaliyetleriyle kazandığı antipatinin sonucunu yaşamaya başlayacak mı?

Ne dersiniz? Ziller İran için çalmaya başlayacak mı? Derken MISIR'DA bir yıl önce devrimle başa geçen MURSİ karşıt devrimle alaşağı edildi, bu şartlarda artık dünya siyaseti de aylık programlar yapıyor dersek veya hesaplar şaşama sürecinde dersek sanırım yanlış olmaz.

Dünyada (Twitter gibi) yeni bir keşif dünya sosyal eylemlerini, iktidar ve muhalefet olgularını ters yüz edebiliyorsa? Kim Dünya'nın, Ortadoğu'nun, Türkiye'nin geleceğine dair öngörüde bulunabilir ki? sadece her bölgenin giderek karışacağını söylemek için kahin olmaya sanırım gerek yok...

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINA MI GİDİLİYOR?

İnsanlık medeniyetinin veya tarihin her dönüşümünde Bağdat'ın harap olduğu söylemiyle şimdi Bağdat harap olurken insanlık tarihi dönüşüm yaşıyor dememek, diye düşünmemek mümkün mü?

Dinlerin ortak kutsal şehri Kudüs'ün, Şam ve Bağdat gibi dünyaca şöhretli şehirlerin bulunduğu ama tarih boyunca Osmanlı dönemi dışında güçlü devletin oluşmamıştır. Şimdi Ortadoğu şöhretli şehirleri olan ama devleti olmayan bir coğrafya görüntüsündeyken yakın zaman kadar bilinmeyen (ama dünyanın en güçlüsü ABD'nin muhatap olma zorunda kaldığı) IŞİD gibi güçlü silahlı grup sıfırdan yeni bir devlet kurma iddiasıyla ortaya çıkmışken, Ortadoğu nereye gidiyor? Yoksa üçüncü dünya savaşının ayak sesleri mi geliyor diye düşünmemek mümkün mü?

Irak, Suriye, İsrail, Lübnan, Ürdün ve kraliyetlerden oluşan, doğusunda İran, güneyinde Suudi Arabistan, güneybatısında Mısır ve kuzeyinde Türkiye ile çevrili olan ORTADOĞU siyasi bataklığa dönmüşken Üçüncü dünya savaşına gebe bir coğrafya görünümündedir.

Gelinen şartlardan sonra Ortadoğu’nun eski Ortadoğu, Irak'ın eski Irak, Suriye'nin eski Suriye olacağını düşünmek mümkün müdür? Sadece Ortadoğu’nun ortasındaki Ürdün her nasılsa sessiz sedasız durmaktadır…

Şia Arap, Sünni Arap, Şia Türkmen, Sünni Türkmen, Sünni Kürt, Yahudi, Hristiyan, Filistinli İslam Arap ve Filistinli Hristiyan Arapların ve daha birçok azınlığın yaşadığı Ortadoğu kültür ve enerji haritalarına göre yeni baştan dizayn edilirken Birleşmiş Milletler daimi konseyi üyeleri de farklı cephelerde yer alırken ipin ucunun kaçıp veya kaçırılıp dünya savaşına gitmesi olasıdır.

Banknot ve borç düzeninin yönetilemez hale geldiği, egemen devletlerden hiçbirinin fiziki zarar görmeyeceği dünyanın mevcut şartlarında üçüncü dünya savaşı kimlere fayda kimlere zarar verir diye geniş çerçevede ince eleyip sık dokuyarak devletsel ve bireysel tavır belirleme zamanı olduğunu düşüyorum.

Ortadoğu’daki savaştan çevre ülkelerin etkilenmemesi mümkün müdür? Ki; şimdiden 1.200.000 Suriyeli tüm Türkiye’ye sanki programlı bir şekilde yayılmış durumdadır, sonrası ne olacak belirsiz.((

Tabii ki MB de siyaset yazanların gözlemini ve düşüncesini de çok merak ediyorum.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Irak, Suriye, İŞİD ve Ortadoğu ters köşe

Osmanlı sonrası oluşan Ortadoğu haritası 100 yıl sonra kökten belirsizlik ortamına girmişken, geleceğin nasıl olabileceğini öngörebilen var mıdır?

Ortadoğu'ya en uzun sınırı olan ve kurumsal devlet olan Türkiye'yi ne kadar etkileyeceğini öngörebilen var mıdır?

Ortadoğu'da devletler savaşı değil yeni bir devlet oluşturma savaşının sonucunu öngörebilen var mıdır?

Türkiye'den başlarsak; Türk, Kürt, Arap, Filistin, İsrail halklarıyla ve mezhebi ayrılıklarıyla ne olacağını öngören var mıdır?

EN ÖZET haliyle; Ortadoğu ve sınırdaşı devletler, tarihlerinin en karmaşık dönemine girdiklerinin farkındalar mı?

Yeni bin (yüz) yılla başlayan süreç ne zaman nasıl sonuçlanabilir öngörebilen var mıdır?

SADECE ön sezgiyle şunlar söylenebilir; İŞİD geçici değildir. Filistin’in EL-FETİH örgütü gibi orta vadede devlete yönelik kurumlaşacak, IRAK ve Suriye (Yugoslavya gibi) bölünecektir. Irak ve Suriye'nin Kürt bölgeleri (yani misakı milli sınırı) Türkiye ile uzlaşırsa Güvenlik alanı sınırı stratejisiyle Türkiye'nin askeri alanı içinde olacak ve önümüzdeki en az 20-30 yıl karmaşık, İRAN'A ve SUUDİ ye dair henüz kimse bir şey söyleyemiyor...

Türkiye, demokratikleştikçe; her bir insan kendini ifade edebilecek bir düzeye geldikçe toplumsal huzur giderek oturacaktır.

------------------------------------------------------------------------------

Bir fantezi ORTADOĞU BİRLEŞİK DEVLETLERİ kurulamaz mı?

Dünyadaki özellikle Ortadoğu’daki savaşları ve sosyal kargaşaları izlerken, aklıma gelen fanteziyi kısaca yazarak ilginize, eleştirinize, yorumunuza sunuyorum.

Dünya tarihinde krallıklar ve imparatorluklardan devlet düzenine geçilmiş ama savaşlar ve sosyal kargaşalar daha da yükselmişken, dünya; coğrafi, dil ve inanç alanlarına ayrışacak şekilde düzenlenemez mi? veya düzenlense daha iyi olmaz mı?

Aslında; coğrafi, dil, inanç haritalarından öteye ekonomik (parasal ve ticari) haritaların olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Ortadoğu’nun ve ön Asya’nın göbeğini oluşturan 'Türkiye, Suriye, Irak ve İran, Azerbaycan, Ermenistan' bir masaya otursa bünyelerinde barındıkları farklı kültürleri, haklar gerçeğini de kabullenerek Ortadoğu’nun yeni düzenini oluşturamazlar mı? Oluştursa daha iyi olmaz mı? Ortadoğu Birleşik Devletleri Kurulamaz mı? Tabii ki küresel güçler ve BM buna ne der?

Bu fantezi ilaveler yapılabilecek, bloglar yazılacak bir başlık olduğunu düşünüyorum.

Tarihin her dönüşümünde harap olduğu öykülenen BAĞDAT yeni baştan harap olurken, bu sefer Libya’dan başlayıp Ortadoğu’ya kadar kuzey Afrika ve Ortadoğu tarumar olmuştur. Tabii ki durum öncelikle Türkiye’yi sonra İran ve Suudi'yi ve Ortadoğu’nun enerji kaynakları ve stratejik konumundan ötürü küresel güç olan BM daimi konsey üyesi devletleri de ilgilendirmektedir.

Körfez noktasından kara bağlantısıyla Ortadoğu, Süveyş kanalından deniz bağlantısıyla Ortadoğu ve Akdeniz ulaşımının orta yerinde olmasıyla (Anadolu’nun kıtalar arası köprü olması gibi) Ortadoğu’da kıtalar arası konumdadır. Doğusu Asya, güneyi Afrika ve kuzeyi Türkiye olan stratejik coğrafi konumuyla enerji kaynakları nedeniyle ilgili veya ilgi duyan her devletin elini sokmasıyla cehenneme dönmesi kaçınılmazdı. Çünkü Ortadoğu toplumları kendilerini idare edecek yönetim potansiyele niteliğe ve derinliğe sahip değildir.

Ortadoğu’da her devletçiğin ve toplumunun bir küresel gücün güdümü olmayı kabul etmesi veya mecbur kalması, hatta toplumların BM nin daimi konsey üyeleri arasında paylaşılması Ortadoğu toplumlarını devletlerini oyuncağa coğrafyasını da cehenneme dönüştürmeye yetmektedir.

Irak’ın ABD nin, Suriye’nin Rusya’nın güdümüne girmesi, Ürdün’ün İngiliz melezi olması ve İsrail’in devletler üstü güç olması Ortadoğu’yu ( yaşayan toplumların, sahibi olan devletlerin yönetiminde olması yerine) küresel güçlerin çok oyunculu uluslararası politika satranç zeminine dönüştürmüştür. Çin’in müdahale kanalı yok gibi ise de o da bir yerden sızma durumunda ve sızmış ama henüz ne yapacağı belirsiz gibi duruyor.

Sınırdaş lığı ve halkların bağıyla her açıdan ilişik olan Türkiye’ye karşın, Rusya; Akdeniz’e açılan kapısı olduğundan baba ESAD ’tan beridir oradadır ve hiçbir zaman vazgeçemez. Suriye Rusya’nın oyuncusu olduğundan Irak ABD’ye kalmışken, melez Ürdün İNGİLTERE’NİN güdümündeyken; Ortadoğu’nun çevresini oluşturan direkt ilgilendiren; İRAN, TÜRKİYE ve SUUDİ ARABİSTAN’IN hiçbir şey yapamaması durumu olduğu gibi anlatmaya sanırım yeterlidir. Çok oyunculu uluslararası hiçbir ortamda BM nin daimi konseyi üyesi iki devletinin aynı konumda pozisyon almadığı da göz ardı edilmemelidir.

Gelinen durumda Irak; Şii Arap, Sünni Arap ve Kürt bölgeler olarak üç ayrı yönetim bölgesine ayrılırken, Suriye; Kürt, Nusayri Arap ve Sünni Arap bölgeleri olarak üç ayrı ayrı hatta Golan tepeleriyle dört ayrı bölgeye ayrılırken, İŞİD Irak ve Suriye Sünni Arap bölgeleri üzerinde yeni bir devlet arzusundadır. ESAD’ TA tarihteki Suriye krallığı coğrafyasında küçülen bir devlete razı oluyor görünürken, tarihin derinliklerinden beridir bölgenin mağdur halkı olan KÜRT’LER yaşadıkları her devlette mücadele verirken orta vadeli ortak vizyonları net anlaşılamamaktadır. Veya bir yanda Kürt coğrafyası için silahlı çatışmalar yaşanırken diğer yanda Kürtlerin Avrupa’ya mülteci olmak için canları pahasına kaçak yolları kullanma çelişkisini kim izah edebilir.

ÖZETLE; Ortadoğu; konumu ve enerji kaynakları nedeniyle siyasi bataklığa dönüşürken, küresel güçler; sonucun ne olduğunu öngöremediği bir süreci yaşarken, RUSYA’NIN güç olarak varlığından öteye Türkiye hava sahasını ihlal ederek uçağımı düşür tahrikini yapması; Türkiye’yi Ortadoğu’ya sokmak zorunda bırakarak arkadan Türkiye’nin tepesine binme (tarihsel) hayalinin atraksiyonu gibi algılanmaktadır. ORTADOĞU halklarından devletlerinden öteye dünya siyasetinin meydanı olmuştur ancak bu meydan yaşayanlardan öteye belki de müdahale eden küresel güçlerin de cehennemi olacaktır…

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

TÜRKİYENİN ORTADOĞU POLİTİKASINDAKİ KARMAŞA

100 yıl önce tarihte olmayan IRAK devletinin kuruluşuyla oluşan Ortadoğu parselasyonu; 21 inci yüzyılda yeniden düzenlenmeye çalışılırken; IRAK ABD nin, SURİYE Rusya’nın bu aralar sanki yokmuş gibi sessiz sedasız olan ÜRDÜN İngiltere’nin güdümündedir.

Bundan sonrasına dair (yeni bir devlet amacıyla)Irak ve Suriye’den önemli parseli kapan DAEŞ (yani IŞİD), geri planda duran İSRAİL ve beklentideki diğer güçlerin hedefi olan; Ön Asya’nın Akdeniz’e açılan limanı ve petrol ve kaya gazı gibi yeraltı kaynaklarıyla; Ortadoğu çok önemli ekonomik ve stratejik önemdedir. Bu durumda 2050 yılına kadar ancak toparlanır görüntüsü vermektedir.

Kuzeyindeki TÜRKİYE, Doğusundaki İRAN, Güneyindeki SUUDİ ARABİSTAN, güney batısındaki MISIR ile diğer orta doğu devletlerini durumdan bağımsız, etkilenmeyecek veya ilgilenmemeli diye düşünemeyiz.

Aslında Orta Doğu’yu çevreleyen Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Mısır’ın ortak bir mantık oluşturması gerekirken; anlaşıldığı kadarıyla bu dört devletin değil ortak mantık (politika) üretmesi, bu konuya dair yüzeysel görüşmedikleri anlaşılmaktadır.

1991 le başlayan süreçle oluşan IRAK KÜRT FEDERE BÖLGESİ artık bağımsız KÜRDİSTAN sürecine girmişken, tepkiler alsa SURİYE KÜRT kantonları federasyonu ilan noktasına gelmişken ve buna alışılacağı izlenimi oluşurken, henüz Kürtlerin sosyal-hukuklarının tanımlanmaması TÜRKİYE’DEKİ kargaşanın temeline neden gösterilmektedir.

Türkiye’den ayrılmayı kesinlikle düşünmeyen Kürtler bu şartlarda nasıl tavır takınacaklarını veya ne yapacaklarını bilememektedirler.  Devlet Kürtlerin neler istediklerini net şekilde tanımlayıp gereğini yapsalar ayrışmak yerine bütünleşmenin ve misakı milli sınırları içinde olan IRAK ve SURİYE Kürt bölgeleriyle sosyal ve ekonomik ilişiklerini geliştirmeleri hatta sınırları kaldıracak kadar bütünleşmeleri mümkündür ki; şu an oluşan Suriye mültecilerinin durumu sınırsızlığın somut göstergesidir. 

IRAK ve SURİYE Kürt bölgelerinin TÜRKİYE’DEN başka ticari ve sosyal bağ oluşturmaları mümkün değil, ticari ihtiyaçlarının tümünü Türkiye’den başka karşılayacakları bir komşuları olmadığı gibi gerek ticari gerekse turistik amaçla gelecekleri Türkiye’nin her yerinde anadilleriyle muhatapları vardır. Düşünün Türkiye’den başka anadilleriyle dolaşmaları mümkün olmayan Kürtlerin sorununa çözüm yerine sorunu tırmandırma politikası izlemesini hayretle isliyoruz.

Türkiye’de; ana dille eğitim, seçim barajının kaldırılması, seçilmiş vali düzenlemelerinin yapılması sorunu % 90 çözeceği gibi (idari yapıları farklı olsa da) güney komşularıyla da sosyo-ekonomik bütünleşmeyi sağlayarak durumdan önemli fayda üretebilir.

İnsan bu dönemi izlerken, çözüme kimin niye nasıl engel olduğunu anlayamamaktadır. VEYA taraf olmak saplantılı düşünmektir gibi algılanıyor. Olan artık Suriyelileşen Fırat’ın ötesindeki zavallı halkın hatta artık metropoldeki vatandaşların başına patlıyor. 

TBMM sinin ne iş yaptığı, uygulamadan sorumlu Hükümetin yasaktan başka bir şey bilmediği düşünülmektedir.

www.kadrikanpak.com

**********************************************************************************

COĞRAFİ, SOSYOLOJİK, EKONOMİK VE SİYASİ HARİTALAR

Yeryüzünde sınır ifade eden HARİTA; coğrafi, sosyolojik, ekonomik ve siyasi kavramların alanlarını ifade etmek için de kullanılır.

Karasal sınırlar için COĞRAFİ, toplumsal benzerlikler için SOSYOLOJİK, parasal yayılma alanı için EKONOMİK, devlet sınırları için SİYASİ kavramları harita ile birlikte kullanılır.

Karasal sınırların en büyüğü KITA en küçüğü de KÖY,

Din, mezhep veya kültür gibi toplumsal benzerlikler sınırı için SOSYOLOJİK 

Bir paranın veya devletin etki alanını belirlemek için EKONOMİK,

Bir devletin hukuki sınırları için SİYASİ, kavramları kullanılır.

Bir devlet için bunlardan siyasi ve ekonomik haritaların önemli olduğunu izliyorum. SİYASİ harita bir devletin karasal ve hukuki sınırlarını belirlerken, EKONOMİK harita siyasi sınırlardan öteye parasal ve ticari yayılma alanını ifade ederken siyasi haritadan daha önemli olduğunu düşünmemek mümkün mü?

ÖRNEK olarak siyasi haritası 786 bin km lik bir alan TÜRKİYE; organize edilebilirse ekonomik haritası Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Irak, Suriye’yi kapsayabilir. Hatta Türkiye kendi içinde coğrafi alanlara göre ana iller oluştursa ve bunlar kendi sosyo-ekonomik yönetimlerini rasyonelleştirse bir bütün olarak sosyo-ekonomik gelişmişliği ve büyüklüğü çok daha büyük olması mümkün değil midir?

Devlet yönetimine salt siyasi sınır kalıplarıyla otoriter bakmak sosyo-ekonomik büyüklüğünü ve gelişmişliğini engellediğini anlamamak devlet bağnazlığı olsa gerek.

Devletin ekonomik sınırları siyasi sınırlarından çok daha önemli olduğunu düşünüyorum…

www.kadrikanpak.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Önemli bir yazıymış,iyi ki kaçırmadım.

Kerim Korkut 
 29.07.2013 22:05
Cevap :
Teşekkür ederim...  30.07.2013 10:08
 
 
Toplam blog
: 603
Toplam yorum
: 2048
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1136
Kayıt tarihi
: 03.12.07
 
 

Her kesimi anlama ve kabullenme bilincimle; her kişinin asgari yaşam şartlarına sahip olabildiği,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster