Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
278
 

Ortaya karışık 5

Ortaya karışık 5
 

İskambil Oynayanlar - Cezanne


Geçen gün fark ettim ki insanlar büyüdükçe daha az konuşuyor. Nedenleri araştırdım, zihnimin dehlizlerinde dolaştım ve şu iki nedeni soydum, baş ucuma koydum: 1. neden para. Kişi öğrencilik yıllarının ardından para kazanmaya başlıyor. Etrafındakilere göre az kazanıyorsa, bunu onların anlamamasını sağlamak için suskunlaşıyor. Yok çok kazanıyorsa da, bundan bahsetmemenin gururu ile suskunlaşıyor. Artı, ne kadar kazanırsa kazansın o parayı nasıl yöneteceğinin planlarını yapmaktan konuşmaya ayırdığı süre azalıyor. 2. neden ise düzenli cinsel yaşam. Öğrencilik yıllarının verdiği düzensizlik ve farklı bedenler, ya da bedensizlikler, iş hayatı ile evliliğin birleşmesiyle oldukça düzenli bir hal alıyor. Ne kadar dakika, ya da nasıl, ‘misyoner’ ya da ‘köpek’ falan, seviştiğin önemli değil. Önemli olan sevişiyor olduğun. Gece yaşananların ilk başlardaki garipliği, haşası, neşesi, hoşluğu, zamanla dinginliğe dönüşüyor. İnsanlar susuyor. Çünkü sevişmek varken konuşmak niye allasen. Çok konuşan, çok güleç, nispeten şımarık üniversiteli kızların evlilikten sonra kabuklarına çekilmesi valla sevişmekten.

Mark Zuckerberg’in 1,5 milyar dolar vergi ödediği, Goldman Sachs CEO’suna 7 milyon dolarlık şirket hissesinin ‘prim’ babında verildiği, Cezanne’ın ‘İskambil Oynayanlar’ tablosuna birilerinin 250 milyon dolar vermeye muktedir olduğu, ömür boyu dökülen kirpiklerimizin uzunluğunun 30 metreyi bulduğu, bir aslan günde 50 defa cinsel ilişki kurabilirken bir penguenin yılda sadece iki kez ilişkiye girdiği ve Bülent Ersoy’un 44 numara ayaklara sahip olduğu bu dünyada birlik ve beraberliğe her daim çok ihtiyacımız var.

Geçenlerde 26. defa yeni bir kitaba başladım: ‘Giyinirken sırtındaki fermuarı çekemediği için fermuarsız elbiseler almaya alışık yalnız kadın o akşam yine çıkmış. Adamsa çok sıkıcıymış. Konuşmanın 5. dakikasında fark etmiş ki devamı gelmeyecek. Çok sıkılmış, sigarasından çekmeye devam etmiş, gözlerini kısarak adama bakmış, dinler gibi yaparken yine adamın ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmüş. Fermuarını o gece de kendi indirecekmiş.’ Sonra biraz daha yazdım, kadın içimi daralttı, kitabı ilk sayfada bitirdim.

İsviçreli bilim adamlarınınkiler olabilir, araştırmalar göstermiş ki iletişimin yüzde 55'i kişilerin yüz ifadesiyle, yüzde 38'i ses tonuyla yapılıyor ve sadece yüzde 7'si sözlerle gerçekleştiriliyormuş. Zaten bazı öyle güzel yüzler vardır ki, ne kadar boş konuşsa da dinler haldesinizdir. Konuşmasa da ne hissettiğini sezinler haldesinizdir. Yokluğundaysa acıdan inler haldesinizdir.

Vapurlarda hasta yakını için mendil, kalem gibi şeyler satmaya çalışan insanlar oluyor ya, işte onlar Türkçe’yi gerçekten mükemmel konuşuyorlar. Özenle seçilmiş ve çok iyi yerlere, tam 12’den yerleştirilmiş kelimelerle dolu cümleler art arda geliveriyor.

Aristofanes demiş ki zamanında, ‘Dünyada kadınlar kadar idaresi zor bir mahluk yoktur. Ne deliler, ne canavarlar, onlar kadar Tanrı’ya sığınmamıza neden olamaz.’ Öte yandan süper dizi karakteri Charlie Runkle demiş ki, ‘The whole package man, my own house, my own wife, mw own bed.’ (Yani, ‘Tam pansiyon adamım, öyle böyle, kaçar göçer, yanar döner değil. Ful paket olacak. Evim, eşim ve yatağım. Başka da bir şeye gerek yok!’)

Geçen gün yine koşuyorum, Çengelköy Mezarlığı’nın boğaza bakan tarafında dinlenmek için durdum. Bir esinti böyle, bir Nisan sabahı, bir bahar güneşi, mükemmel bir manzara. Oldukça da mutluyum. Önümde zengin işi mezarlıklar öyle efil efil boğaza nazır. Gördüm ki gece ziyaretlerimde hep boş olan o mezarlıklar sabah dolar. Sabahlar meğer güne ‘gitmiş sevilen’ ile başlamak için pek ideal.

Kafamda bazen ilginç fikirler beliriyor ancak bir türlü anlatamıyorum. Böyle, çok güzel ve şık bir kadına, ‘Çok güzelsin, yerleşik hayata geçmene gerek yok.’ demek istemek gibi. Şehrin en iyi fırsatını son beş dakika kala yakalamak, bir ergene ‘Oğlum gün gelecek yaşlanacaksın, hiç sevişesin olmayacak.’ demek gibi. Aynı ergene ilerde erken boşalma sıkıntısı yaşamasın diye tantrik seks metotlarını öğrenmesini tembihlemek gibi olmadı. Azrail’e ‘Bu gece olmaz!’ diye not bırakmak gibi. Ya da yüzüğü takan arkadaşların kendini yüzüklerin efendisi sanması gibi şeyler. Olmadı, yaşlanan boğanın kasabın bıçağını yalaması gibi. Bir kere, bir kadın size ‘Üşüyorum.’ diyorsa, cevap ‘Üstüne bir şey al.’ değildir. Peki bir kadın size ‘Çimlerimi biç, yapraklarımı buda, borularımı döşe.’ diyorsa, yuvayı dişi kuş mu yapar, yoksa ağaç yaşken eğile eğile mi göl olur? Hem uçmak için yaratılmış kuşlarda konmak niye?

Kadın-erkek beraberliğini 3S üzerine kuran bir kesim var. Derler ki sevgi, saygı ve seks olmadan bu iş yürümez. ‘Cinsellik olmadan olmaz, her şeyin başı, doğanın kanunu cinsellik, aman Freud, canım Freud.’ mantalitesinde birinin hayatında ‘sevgi’nin yeri ne kadardır? Bilmiyorum da soruyorum, belki de çoktur, ne kadardır? Onların deyimiyle sorayım: Kaç santimdir? Ki, bu ne alaka şimdi, onu ben de anlamadım. Zaten hayat pek ortaya karışık…

Hesaplıca bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1473
Kayıt tarihi
: 17.10.08
 
 

*Liberal muhafazakar, oldukça postmodernist ve meritokrat bir gezgin  *Kuleli - Galatasaray - Boğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster