Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
374
 

Oruç ekmeği mi, yoksa Ramazan pidesi mi?

“ORUÇ EKMEĞİ” Mİ, YOKSA “ RAMAZAN PİDESİ” Mİ?

Hastaneden eve doğru yürüyorum. Önümde hafif bir yokuş var. Hızlı gitmem gerekmiyor. Çünkü İftara daha onbeş dakika var. Eve erken varıp yemeği beklemektense, yolda zaman geçirmek daha kolay, diyor ve ağır adımlarla yürüyorum. Benden birkaç metre kadar ileride, yolun sağında duran arabalar, dar yolu, daha da daraltmış.
Arkadan bir traktör sesi duyulmaya başlıyor. Birden hızlanıyorum ve önümdeki ilk arabanın yanından hızla yürüyüp, arabanın önüne, iki öndekinin arkasına, böylece iki arabanın arasına giriyorum ve yola bakarak arkadan gelen traktörün geçmesini beklemeye başlıyorum. Yola bakıyorum ama, baktığım belli bir nokta yok. Beklediğim, sadece traktörün geçip gitmesi ile benim yoluma rahatça devam edebilmem.
Traktör hizama ulaştığında, kırmızı gömlekli, krem rengi şapkalı, kırk-kırkbeş yaşlarında, şapkasının yanlarından ak düşmüş saçları görünen sürücü, sanki kendine bakmamı sağlamak için olanaklar düşünmüş olmalı ki, yanımdan geçerken bakışlarımı yakalıyor ve gülümseyerek selam veriyor. Aslında selam vermiyor, teşekkür ediyor. Selam, işin görünen tarafı. Oysa benim hiç böyle bir beklentim yok. Sadece önüme bakıyorum. Ben de selamını gülümseyerek alıyorum ve böylece teşekkürüne karşılık vermiş oluyorum. Römorklu traktör geçtikten bir-iki saniye sonra yoluma devam ediyorum.
Yüz metre kadar yürüdükten sonra, soldaki sokağa dönüyorum ve birkaç metre ileride römorklu kırmızı traktörü ve üzerinde kırmızı gömlekli sürücüsünü görüyorum. Biraz daha yaklaşınca, dört-beş yaşlarında, kımızı giysili bir kız çocuğunu, kımızı traktörün yanında, sürücü hizasında durduğunu ve sağ elinde bip poşet olduğunu görüyorum. Sürücü görüş alanımda fakat, hiç oralı olmadan, sağ kaldırımda yürümeye devam ediyorum.
Bu arada çocuğun, “Baba bu oruç ekmeği, değil mi?” sesini duyunca, birden dikkat kesiliyor ve adımlarımı yavaşlatıyorum. Babadan karşılık gelmiyor. Arkasından, yüksek sesle tekrar, “Baba bu oruç ekmeği, değil mi?” dediğini duyuyorum. Duyduklarım çok hoşuma gidiyor. Fakat yine karşılık gelmiyor babadan. Babanın kayıtsızlığı karşısında, için için kızmaya başlıyorum. Çocuk, kızgınlığımı hissetmiş olmalı ki, bu kez, yani üçüncü kez, daha yüksek bir sesle, “Baba bu oruç ekmeği, değil mi?” deyince, babanın karşılık vermesini beklemeden, birden traktörün sürücüsüne, yani babaya dönüyorum ve göz göze gelmeyi başarıyorum. Baba kızgınlığımı anlamış olmalı ki, hemen, “Çocuk doğru söylüyor, kafası bizim kafadan daha iyi çalışıyor, ” diyor. Sürücü babanın söylediklerini başımla onaylayıp, teşekkür de ederek, gülümseyerek yoluma devam ediyorum.
Çocuk, bence de doğru söylüyor. Çünkü, bu ekmek, sadece insanlar ‘oruç tutarken’, yani büyükler gündüzleri bir şey yemez, içmezken yapılıyor. Bir şey yiyip içmemeye ‘oruç’ deniyor. Ayrıca bu ekmek, diğer ekmeklerden daha büyük ve daha kalın. Üzerinde çok küncü (susam) var ve yumuşacık. Dolaysıyla, diğer ekmeklerden farklı bir ekmek. Öyleyse adı, ‘Oruç Ekmeği’ olmalıdır.
Ramazan Pidesi, büyüklerin dili; Oruç Ekmeği herkesin dili. Ey kavram üreticileri, dilciler, dil tutkunları, dil severler, siz ne dersiniz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yozlasmaya baslayan dilimizde buyuk bir esiti bu olay! hele bunu 29 Ekim Cumhuriyet bayraminda dile getirmeniz ayri bir onem tasiyordu, cok tesekkur ederiz! Dil severler bunu gozardi etmeyeceler eminim.

Beyhan BiÇKİN KOZANOGLU 
 29.10.2008 19:15
Cevap :
Teşekkürler Beyhan Hanım. Yazdıklarımın ta Danimarkalara, sizlere kadar ulaşması çok mutlu etti beni. Ben dil konusunda söz söyleyebilecek biri değilim ama işim gereği dili en çok kullanınlardan biriyim. Öğrencilerle iletişim kurmanın zorluğunu yaşayınca, dilin ne denli önemli olduğunu anladım. Şu anda Adana'da yaşıyorum ve İngilizce levhaları görünce hala rahatsızlık duyuyorum. Oysa dil öğrenmek için ne derece zorlandığımı bir bilseniz. Dil sorunu, siyasilere, yöneticilere ve dilcilere bırakılamayacak kadar ciddi bir konudur diyorum ve sizin yönteminizi, yani "Ne yapabileceksem onu yapayım" düşüncenizi gerçekleştirmeye çalışıyorum. Daha bu yazı gibi birkaç e günlük yazım var. Umarım onları da bir gün yayınlarım. İlköğretim Müfettişliği anılarımın birçoğunu bu sayfalarda yayınladım. Eğer okumadıysanız, okumanızı öneririm. Selam ve saygılarımı sunar, sağlık dolu mutlu günler geçirmenizi dilerim. 30.10.2008.Şemseddin Koçak.  30.10.2008 14:29
 

Yozlasmaya baslayan dilimizde buyuk bir esiti bu olay! hele bunu 29 Ekim Cumhuriyet bayraminda dile getirmeniz ayri bir onem tasiyordu, cok tesekkur ederiz! Dil severler bunu gozardi etmeyeceler eminim.

Beyhan BiÇKİN KOZANOGLU 
 29.10.2008 19:15
Cevap :
Teşekkürler. Levhalar ve Dilde Özleşme başlıklı yazımı, -okumadıysanız- okumanızı öneririm. Selam ve saygılarımı sunarım. 30.10.2008. Şemseddin Koçak.  30.10.2008 14:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 3004
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster