Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
378
 

Oruç

Oruç
 

Zihin orucu


Orucun birçok yönü ve faydasından söz edilmektedir. Doğal olarak en çok söz edilen kısmı kabuğu, yani herkesin görüp dokunabildiği, kolay anlaşılır olan kısmıdır. Yeme, içme ve cinsellik yasağı. Aslında kabukta dahi amaç sadece açlık değildir. Kendi nefsimizin arzu ve isteklerine karşı irademizi hakim kılma denemesidir.

Yöneticinin nefsimiz değil de irademiz olduğunu hatırlatma denemesidir.

Orucun milyonlarca insanla aynı anda aynı şeyi yaparak ortak bir paylaşım, aidiyet, güven gibi sosyal faydaları da tartışmasızdır.


Fakat bütün bunlardan öte; zihinsel bir boyutu var ki, o şekillerin ötesinde özün özü ile ilgilidir.

Nasıl ki bedene yiyecek ve içeceklerin girişini denetleyerek bir disiplin altına sokulmaya çalışılıyorsa, aynı şekilde zihne de, zihni besleyen niyet ve düşüncelerin girişini denetleyerek disiplin altına sokulmaya çalışılır.


Zihin düşüncelerin yeşerdiği ve büyüdüğü tarladır.

Düşüncelerin tohumu da niyetlerdir.

Zihin çok verimli bir tarladır, düşen her tohumu yetiştirir. Hele ki o tohum, duygularla sulanıyor, arzular ve hırslarla gübreleniyor, zamanın içinde sürdürülerek aydınlatılıyorsa, hızla büyümesi ve yayılması kaçınılmazdır.


Bu tarlaya sadece biçmek istediğimiz ürünlerin tohumlarını ekmek isteriz elbet. Fakat biz istemesek de, yabani otların tohumları zaman zaman tarlaya düşmektedir. Düşen bu tohumları, duygu ve isteklerle beslememeliyiz ki büyümesinler.


Elbette ki düşüncelere hakim olmak kolay değildir. Zihnimize üşüşürler, hele ki biz onlardan kurtulmaya çalıştıkça daha şiddetle üşüşürler. Onları oradan söküp atmaya çalıştıkça, onlara bir zaman ayırmış oluruz. Zaman yaşam enerjisinin kendisi olduğundan, sökmeye çalıştığımız şeyleri doğrudan büyütmektedir.


Çare şudur; İstemediğimiz düşünceleri sökmeye çalışmaktan vazgeçmek, tam aksine olmasını istediğimiz düşüncelere dikkatimizi yönlendirerek onlara zaman ayırmak. O zaman istediğimiz düşünceler büyüyecek ve diğerlerini gölgede bırakacaktır.


Yani yaban otlarını çıkarmak yerine, tarlaya ektiğimiz buğday ya da arpa, her ne ise onu sulamak, gübrelemek ve onunla meşgul olmak. Bizim istediğimiz ürün büyüdükçe diğerine daha az alan kalır. Buradaki alan zamanın kendisidir. Zamanı neye harcıyorsak o gelişir.


Her şey niyetle başlar

Niyet düşüncenin tohumudur demiştik. Doğru niyet doğru düşünceleri yeşertir. Düşünceler sözlerimize, sözler davranışlarımıza, davranışlar alışkanlıklarımıza, alışkanlıklar ise geleceğimize dönüşür. Gandhi’ye mal edilen bu silsile aslında oldukça eski, kadim bir neden sonuç zinciridir. Bu gerçek niyetlerden başlayarak yazgıya kadar, insanın kendisine ve çevresine nasıl etki ettiğini açıklamaktadır. Bu nedenle bütün dinlerde ve özellikle İslam’da niyet üzerinde bu kadar durulmaktadır. Niyetinizi denetleyebilirsiniz. Niyetinizi denetleyebilirseniz gerisinin tamamını denetlemiş olursunuz. Samimi bir iyi niyetten kötü eylem çıktığı görülmemiştir.


Oruç aslında bir temizliktir.

Sindirim sistemimizi, enerji bedenimizi, astral bedenimizi ve zihnimizi temizlemek. Bunlar arasında şekil şartlarının ötesinde olan ve çok az mevzubahis olan zihinsel temizliktir. Zihin sürekli enformasyon bombardımanı, duygusal ve düşünsel taleplerimiz tarafından doldurulmaktadır. Bir girdi-çıktı süreç ilişkisi içinde, zihin tarafından üretilenler içerdeki karmaşadan ve kirlilikten etkilenmektedir.

Zihnin ürünleri nelerdir? Biraz yukarıda ifade edildiği gibi, sözler, eylemler, alışkanlıklar.

Kaliteli ve temiz ürünler için, içerideki fabrikanın temiz, makinelerin doğru şekilde yerleştirilmiş, çalışanların işlerine odaklanmış olması ve en önemlisi taleplerin açık olması gerekir. Tıpkı bir fabrika gibi, kendi işinde uzmanlaşmış ve odaklanmış, uygun ve yerinde sistemler.

Peki içerdeki fabrikamıza bi bakalım, içerde neler var? İçerdekilerin ne kadarı bizim orada olmasına karar verdiğimiz şeyler ve ne kadarı bizim faydamıza olan şeyler. En değerli makinelerimiz çerçöp ile bir arada çalışıyor.


Öncelikle ürünlere etki edecek bütün çöpleri temizlemeliyiz.


Bir başka ifadeyle tarlaya ektiğimiz ve yetişmesini istediğimiz ürünler ile yabani otları bir gözden geçirelim.

Çıkan ürünler memnun etmiyor mu? Girdilere bak o zaman.

“ ne ekersen onu biçersin”


İşte ektiklerimizi denetleyerek biçmek istediklerimizi biçmeyi sağlaması açısından, zihin ve zihin orucu bu kadar önemlidir.


Zihin fani, yalancı bir gerçeklik üreterek, bir ego, bir kişilik üreterek insanın gerçeği görmesinin önündeki en büyük engeldir aynı zamanda.


Kibalyon’da belirtilen Hermetik aforizmalardan biri bu gerçeği “ evren zihinseldir” şeklinde ifade etmektedir.

Oysa ki gerçek şudur; yaratıcının tezahürleri dışında hiçbir şey yoktur. Her şey ondan gelmekte ve ona dönmektedir. Görülen her şey ilizyon ve bir deneme/denenme, sınama/sınanma sahnesinden ibarettir.

Benlik ve kişilik bilinci dahil, kendisi ve başkaları bilincinin tamamı insanı gerçekten uzaklaştıran fani yanılgılardır.


Zihin sürekli gerçeğin üstünü örten görüntüler üretmektedir. Gerçeği yalancı ve geçici oyunlarla gizlemektedir. Tibet’in kadim kaynaklarından biri olan “sessizliğin sesi”inde bu gerçek şöyle ifade edilmektedir “ zihin gerçeğin büyük katledicisidir. Lanu(mürit); katlediciyi katlet”


Nihayet tasavvuf geleneğimizde, geçici olan ile kalıcı olan arasındaki ilişki, salikin yolculuğu sırasında geçtiği aşamalardan biri olarak söyle ifade edilmektedir.

“Seyr illallah: Allah'a seyr, nefisten hareket edip kalp makamının sonuna yani "ufuk-ı mübîn"e ulaşmak Vahdeti örten kesret perdesini sıyırıp indirmek”


Zihin şeytanın yuvasıdır.


Sözün özü; zihin üzerinde bir denetim kurmadığımız sürece, zihne oruç tutturamadığımız sürece, kemale eremeyiz. Çünkü zihin şeytanın yuvasıdır. Onu dikkatli şekilde sürekli denetim altında tutmalı ve giren-çıkana dikkat etmeliyiz. Orda şeytanı besleyecek şeylerin içeri girmesine izin vermemeliyiz.


Anahtar ise niyettir. İyi ve doğru niyetler ile başlamalı ve öyle sürdürmeliyiz. Aksi halde, bir milyon yıl bedenimizi aç bıraksak, yeryüzünde secdeye varmadığımız bir yer kalmazsa dahi, içerdeki şeytanı denetim altına almadığımız sürece, eşiği geçemeyiz.


Eşiği içimizde şeytanla geçmemize izin verilmeyeceğini bilmek için alim olmak gerekmez. Yaratıcıya yalvarmak ve yakarmak, sırf biz salya sümük yalvarıyoruz diye, yaratıcının bizim için kendi koyduğu yasayı değiştirip, şeytanı cennete sokacağını beklemek, ahmaklık derecesinde saflık olur sanırım.


Elbette ondan yardım dileyeceğiz, o yardım talebimiz, şeytanımızla savaşımızda bize güç, irade ve azim versin diye, bize zaferi nasip etsin diyedir. Aksi halde biz hiçbir çaba göstermeden, bildiğimiz yanlışı sürdürerek, keyfiyetimizden zerre kadar bir şey değiştirmeden, açık ifade ile kendi pisliğimiz içinde yaşamaya devam ederek, üstümüzdeki kirler ve etrafımızdaki kokularla, kendini yenmiş hakimler meclisine çıkarılmayı nasıl talep ederiz.

Kendi hırslarımızı, yalanlarımızı, ikiyüzlülüklerimizi, menfaatperestliğimizi, adalet tanımazlığımızı, aç gözlülüğümüzü, kayırmacılığımızı götürmemize izin verilirse, acaba cennet ne hale gelir?

Orada da mı torpil yapacağız? Bizden ve bizden olmayan diye ayıracağız?


Zihin orucu şeytanla savaş alanıdır. Kendi şeytanlarımızla. Çünkü şeytan dışarıda değildir. Herkesin kendi içindedir.


Müslüman; başkalarına da faydalı olana derler.

Müslüman sabırlı olana derler.

Müslüman temiz olana derler.

Müslüman hak yemeyene derler.

Müslüman yalan söylemeyene derler.

Müslüman çalışkan olana derler.

Müslüman dürüst olana derler.

Müslüman yardımsever olana derler.

Müslüman yaratıcının yarattıklarını kategorilere, sınıflara ayırmayan, dışlamayan, horlamayana derler.

Müslüman inancının siyasete ve ticarete araç yapılmasına izin vermeyene, yapmak isteyene prim vermeyene derler.

Müslüman kendi nefsini(şeytanını) yenmek için savaşana derler.


Şeytanlarınızla mücadelenizde, gazanız mübarek olsun. Zafer sizin olsun. Yaratıcı yar ve yardımcınız olsun. Ondan başkasına ihtiyacınız yoktur. Ondan başkasının kimseye faydası da yoktur.

Ondan ve onun açık emirlerinden başka rehbere ihtiyacınız yoktur. Hele ki inancınızı siyaset ve ticaret maksadıyla örgütleyenlere… Allah (cc) onları ıslah etsin, onlara adaleti, hakkı öğretsin.


Ramazanınız ve Bayramınız mübarek olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Orucun zihinsel boyutunu açıklayıcı, öğretici ve samimi bir yazı olmuş. Elinize gönlünüze sağlık. Meyvesiz ağaç nasıl sadece kütük olarak, odun olarak kullanılabilirse, Sadece bedensel olarak tutulan oruçta, belki zayıflama diyeti kadar bir değer taşır. Aradaki farkı müslümanın iyi idrak etmesi gerek. Allah tüm insanları Ramazanın feyzinden yararlanabilenlerden eylesin. Selam ve saygılar.

akar 
 09.09.2008 16:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 639
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

1968 Hakkari doğumluyum. Elektrik Önlisans, Halkla İlişkiler Önlisans, İktisat Lisans, Sosyoloji ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster