Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1460
 

Oslo görüşmeleri

Oslo görüşmeleri
 

PKK Temsilcileri ile burada da görüşür müsünüz?


“Abdullah Öcalan tarafından üretilen fikirler, parlamentoda yasa çıkaracakları zaman, dikkate alınacaktır.”

“Biz iki şeyden söz ediyoruz: Bir, kamuoyuna yapılan açıklamalar bir de perde arkasındaki gidişat…” 

“PKK ile müzakereye oturmuş olmaları hem devlet hem MİT için oldukça riskli.”

 “MİT; PKK ile Öcalan arasında, mesajları götürüp getiriyor.”

“Bunlar duyulsaydı neler olurdu? CHP ile MHP ne derdi?”

Bu sözleri; Hakem Devlet (İngiltere) temsilcisi söylüyor. Ne zaman söylüyor? Oslo görüşmeleri sırasında… Niçin söylüyor bunları? PKK temsilcilerini, Tayyip Erdoğan’ın içtenliğine inandırmak için… Demek ki kendisi inandırılmış. Kendisine, yapılacak yasa konusunda da söz verilmiş. Ama bu nasıl bir yasa ise parlamenterlerin bile henüz haberleri yok.

***

PKK temsilcisinin bir sorusu üzerine, MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş; PKK tarafının güvensizliğinin kendilerini rencide ettiğini söylüyor. “Ne vadettikse yerine getirdik.” diyor. Vah vah! PKK’ye güven verememek nasıl da küçültücü bir durummuş meğer.

Bir soru soruluyor: Önderlikle(Öcalan) Erdoğan’ın yüzde doksan beş aynı düşündüğünü söylemediniz mi?

Bu soruyu Hakan Fidan yanıtlıyor:

“…Müsteşar yardımcısıyım ama Sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim.” dedikten sonra, muhalefetin tutumundan yakınıyor. Erdoğan’ın; siyasi riski de göze aldığını, kendisine söylediğini vurguluyor.

“Sayın Öcalan’la, iki saatten fazla bir görüşmemiz oldu odasında.” dedikten sonra; Sayın(!) Öcalan’ın sağlık durumunun çok iyi olduğunu anlatıyor. Arkasından da Hükümetin iyi niyrtini kanıtlamaya çalışıyor. Anımsayalım; başbakan da “Sayın” demişti Öcalan’a. Muhaliflerine, ağızlarından köpük saçarak küfredenler, teröristlerin karşısında “beyefendi” kesiliyorlar!

Demek ki “sayın” olabilmek için silahlanıp dağa çıkacak ve saydıracaksın, “tak tak tak” diye!

PKK Temsilcisi Sabri Ok’un sorusu üzerine, Hakan Fidan yeniden söz alıyor. Öcalan’ın ne denli sağlıklı, nesnel değerlendirmeler yaptığını söylüyor. Bu nedenle de yüzde doksan-doksan beş, tüm konularda birleşen, genel bir çizgiye gelindiğini açıklıyor. Hemen arkasından, Başbakanın; siyasi koşullar gereği, çıkıp da bunu açıklama şansının olmadığını ekliyor.  Sayın(!) Öcalan’ın bölgeye ve ülkeye yönelik vizyonunun, Erdoğan’ın çizdiği vizyonla yüzde doksan-doksan beş oranında örtüştüğünü Erdoğan’a da söylediğini anlatıyor.

Ne vizyonmuş be! İnsan imreniyor vizyonlarına(!).

***     

İlginç bir konuşma oluyor bu arada. PKK temsilcisi, “Devlet istese, bizi şu anda uçağınıza alıp götürebilirsiniz, Öcalan’la görüştürebilirsiniz.” Gibi bir şey söylüyor. Afet Güneş, “Kesinlikle… Gelin götüreyim.” diye karşılık veriyor.

PKK temsilcileri kabul etse el ele tutuşup gelecekler İmralı’ya dek. Başbakan da nöbet tutacak! Aman, asker masker görüp de ateş falan etmesin diye… Gerçi ateş edecek olanların çoğu içerde ya ne olur ne olmaz, gözden kaçanlar olabilir!

***

PKK Temsilcisi Mustafa Karasu, önemli bir şey söylüyor. Özet olarak, “Üçüncü Oslo’da, devletin, ordunun ve tüm devlet kurumlarının aynı düşüncede olduğunu söylediniz. Önceden böyle olmadığını ama şimdi bu noktaya gelindiğini söylediniz.” diyor.  

Belli ki bu görüşmeler, AKP’nin orduda yaptığı temizleme(!) operasyonlarından sonra yapılmış. Yani ordu ve tüm devlet kurumları yüzde doksan beş oranında, PKK çizgisine gelmiş(!). Ne büyük başarı(!) değil mi?  

PKK temsilcisi Sabri Ok’un, sorunun en kısa zamanda çözümünü istediklerini, söylemesi üzerine; Afet Güneş, çözümün parametreleri içerisinde Anayasa değişikliğinden Öcalan’ın serbest bırakılmasına kadar çok geniş bir skalanın olduğunu; bunların üç beş ayda ya da bir yılda tamamlanmasının söz konusu olamayacağını, söylüyor.

Demek ki Öcalan’ın serbest bırakılmasından PKK’nin istediği Anayasa değişikliğine kadar herşey kabul ediliyor da kısa zamanda yapılması kabul edilmiyor. Görüşmelerin tamamına bakınca kısa zamanda yapılamamasını nedeninin, muhalefetin ve halkın mızıkçılık(!) çıkarması olduğu anlaşılıyor.   

***

PKK temsilcileri, Öcalan’a mektup yazmak istiyorlar. Afet Güneş de uçak saatine yetiştirmeleri ve kısa yazmaları için yalvarıyor.

MİT temsilcileri, Öcalan’ın da çok yavaş okuduğundan yanıtını da uzun uzun yazdığından yakınıyorlar.

Buradan da anlaşılıyor ki Öcalan’la PKK arasındaki mektuplaşma, MİT elemanları aracılığıyla sağlanıyor. MİT elemanı mı posta güvercini mi bunlar Allah aşkına?


***

Özerklik ve anadilde eğitim talebine verilen yanıt da ilginç. Hakan Fidan; Milli Eğitim Bakanlığı dahil, kimi bakanlıkların kaldırılması ve görevinin yerel yönetimlere bırakılmasını sağlayan yasanın, cumhurbaşkanınca engellendiğinden yakınıyor. Şimdiki cumhurbaşkanı değil elbet, Ahmet Necdet Sezer’den…

İktidar, özerklik ve anadilde eğitim hakkını, yıllar önce yasalştıracaktı ama engellendi, demek istiyor.

Habur karşılamasından da söz ediliyor bu arada. Konuşmalardan, net olarak anlaşılıyor ki iktidarla PKK arasında anlaşma yapılmış. Teslim olacak teröristlerin tutuklanmayacağı güvencesi verilmiş. Ama bu durumu AKP de PKK de halka açıklayamamış. Habur’da toplananlar, durumu bilmediği için tutuklamaları engellemek amacıyla toplanmışlar sözde. Karşılamanın törene dönüşmesinin amacı buymuş.

AKP’nin halka açıklayamadığı doğru. Açıklasa tepkiyle karşılaşacak, oy kaybedecek.Oysa BDP’nin ve yandaşlarının bu anlaşmadan haberleri olmaması olanaksız. Bildikleri içindir ki böylesine saygısızca bir tören düzenlemişlerdi. İktidar ise mahkemeleri, kahraman(!) PKK’lilerin ayağına kadar taşımıştı. PKK’liler, pişman olmadıklarını söylemesine karşın Pişmanlık Yasasından yararlandırılmış ve serbest bırakılmışlardı.

PKK ile mücadele eden ve “Ergenekoncu” diye tutuklanan subaylar, “PKK ile savaştığımız için pişmanız.” deseler serbest bırakılırlar mıydı acaba?

Hakan Fidan, PKK temsilcilerine, çekingen bir uslupla  serzenişte bulunuyor. “Habur, milat olacaktı.” diyor. İçişleri Bakanının Afet Güneş’le birlikte, çözüm için yıllarını verdiğini ama Habur yüzünden Kürt Açılımının sekteye uğradığını anlatmaya çalışıyor. Bu arada, İçişleri Bakanının, aslında iyi çözümlemeleri olduğunu ama siyasetin gereği olarak farklı demeçler verdiğini anlatıyor.

Şunu demek istiyor:

İçişleri Bakanı da Başbakan gibi sizinle yüzde doksan beş oranında aynı düşünen birisidir aslında. Oy kaygısıyla verdiği demeçler, halkı aldatmaya yöneliktir. Bu demeçler, Oslo sürecini etkilemesin.

İleriki konuşmaların bir yerinde, yeniden anadilde eğitimden söz ediliyor. Hakan Fidan; Habur olayının iyi yönetilemediğini, bu yüzden anadilde eğitim konusunun aksadığını ve kimi yanlış tutuklamaların olduğunu kabul ediyor. PKK temsilcisi Sabri Ok’un isteklerine hak veriyor bu konuda. İkisi de durumun düzeltilmesi gerektiği yönündeki düşüncelerini açıklıyorlar.

***

Hakan Fidan’ın, teslimiyetçi tutumunu gösteren bir konuşması oldukça kaygı verici. Bölgede görev yapan vali, emniyet görevlisi ya da başka birisi hakkında şikayetleri olup olmadığını soruyor PKK temsilcilerine. Şikayetleri varsa halledebileceğini söylüyor. Duruma bakar mısınız? Bölgedeki devlet görevlileri, terör örgütünün inisiyatifine göre görev yapacaklar! Hani AKP ciddiyeti(!)yle bağdaşır da devlet ciddiyetiyle, devlet onuruyla bağdaşır mı bu? İktidarda AKP olunca bağdaşıyor demek ki.

Dikkatimi çeken önemli bir şey daha var: Afet Güneş’in “Silahın, evet kabul ediyorum, belli bir işlevi vardı ve bugüne kadar birşey getirmiştir.” sözleri… Devleti temsil eden, devlet ve iktidar adına konuşan bir görevli, PKK’nin, silahlı mücadele yoluyla birtakım haklar elde ettiğini kabul ediyor. Yani silahlı mücadele ile bir noktaya kadar geldiklerini söylüyor.

Bunu, normal bir yurttaş söyleyebilir. Bir aydın, bir gazeteci söyleyebilir. Söylenen yanlış da değildir bence. Yanlış olan, bir devlet temsilcisinin, terör örgütü temsilcisi karşısında, devletin zayıflığını kabul etmesidir. Ne acı değil mi?


***

Bu ses bandı doğru değerlendirilince CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç’un açıkladığı Oslo Uzlaşma Metninin uydurma olmadığı anlaşılır. Metindeki maddelerle, ses kaydının zerre kadar çelişkisi yok.

İkisi de AKP-PKK uzlaşmasının fotoğrafı… Sadece çözünürlük farkı var!

CHP'nin görüşmelere itirazı yok; içeriğine itirazı var. Benim ise hem görüşmelere hem de içeriğine itirazım var. İçeriği zaten tam bir teslimiyet. Devletin(aslında iktidarın) terör örgütü karşısındaki çaresizliği...

Bu teslimiyet ve çaresizliğin gönüllü olduğunu da söylemeliyim. AKP; başkanlık ve eyalet sistemini getirmek istiyor baştan beri. Eyaletlere, özerklik tanıyacak hâliyle. Kürtlere de özerklik tanıyacak. Yani "Kürdistan Özerk Bölgesi" oluşturup bu bölgeyi PKK'ye teslim edecek. Sayın(!) Öcalan da bölgenin eyalet valisi olacak. Büyük Başkan(!) Erdoğan'la el ele verip birlikte yürüyecekler. "Beraber yürüdük biz bu yollarda" diye şarkılar söyleyerek...

AKP; kendi eliyle eli kanlı bir katilden, kahraman(!) yaratacak. Öldürülen teröristler, kurtuluş şehitleri(!); sağ kalanlar ise kurtuluş gazileri(!) olacaklar. Bir de "ulusal kurtuluş bayramı" olacak PKK'nin. Temsili düşman(Türk) askerleriyle gaziler karşı karşıya gelecekler her bayramda. Düşman(Türk) askerleri yenilip kaçacak, belki de Dicle ve Fırat'ın sularında boğulacaklar; PKK gazi(!)leri ve bayrama katılan halk, kurtuluş marşları söyleyecekler hep bir ağızdan. 

AKP ve yandaşları da Recep Tayyip Erdoğan'la gurur duyacaklar. 

Haydar Bibinoğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli okuyucular, Yazıda kimi yazım hataları yapmışım. Değiştirme şansım yok. Özür dilerim.

Haydar Bibinoğlu 
 29.09.2012 17:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 735
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster