Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
381
 

Osmanlı- Yazı dizisi - 5

Osmanlı- Yazı dizisi - 5
 

Nişancı;

Osmanlı Devlet teşkilâtında Divan-i Hümayunun önemli vazifelerinden birini yerine getiren görevli için kullanılan bir tabirdir.

Nişankelimesinden türetilmiş olan

‘Nişancı;—Ferman, —Berat, —Mensur, —Name, —Mektup, —Ahitname, —Hüküm,

Gibi devlet resmî evrakının baş tarafına padişahın imzası demek olan nişanı koyardı.

Bu görevliye nişancı, muvakkit, tevkii ve tugraî gibi isimler de verilirdi.

Osmanlı Devlet teşkilâtında XVIII. asır başlarına kadar önemli bir makam olan nişancılık, daha önceki Müslüman ve Müslüman Türk devletlerinde de vardı.

Nişancılık müessesesinin başında bulunan görevliye Osmanlılar'da nişancı denirken, Abbasîlerde buna ‘Reisu Divani’l-Insa’ deniyordu.

Bu teşkilat, sadece Müslüman Doğu’da değil, Bati Müslüman devletlerinde de vardı. Nitekim batıda devlet kurmuş ve zaman - zaman Endülüs'e de geçmiş bulunan Merinîler (592–956 1196–1458)'de ‘Divanu’-insa’ adı ile aynı görevi yerine getiren bir müessese vardı.

Büyük Selçuklularda da ayni vazifeyi gören bir divan vardı ki, bu divanın başındaki görevliye ‘Sahip-i Divan-i Tuğra ve Insa’ adi veriliyordu. Bazen da sadece ‘Tugraî’ deniyordu. Bu zat, hükümdarın mensur, ferman vs. gibi isimler altında çıkardığı emirnamelere, onun işaret ve tuğrasını koymakla görevliydi.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkez teşkilatı içinde de ayni görevleri yerine getiren ve adına ‘Tugraî’ denilen bir görevlinin bulunduğunu belirtmek gerekir.

Kalkasandî, Mısır’daki bu hizmeti beş merhalede ele alır ve Memlûklarda bu görevi üstlenen kişiye ‘Kâtibu’s-Sır’ veya ‘Sahibu Divani’l-insa’ adının verildiğini bildirir. Görüldüğü gibi müesseseleşmiş hali ile Abbasîlerde görülen nişancılık, daha sonraki bütün Müslüman devletlerde olduğu gibi Osmanlılarda da olacaktı.

Bunun için Osmanlı Devleti'nin merkez teşkilatına dini taşıyan görevli idi. Önemli hizmeti bulunmasına rağmen, nisancılığın Osmanlilar'da hangi tarihlerde kurulduğu kesin olarak tespit edilebilmiş değildir.

Bazı araştırıcılar bu kuruluşu Osmanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Orhan Gazi dönemine kadar çıkarırlar. Çünkü bu döneme ait fermanlarda tuğra bulunmaktadır.

Bu da nisancılığın basit sekli ile de olsa Orhan Gazi döneminde var olduğunun bir işareti olarak kabul edilebilir. Keza, bu tabirin devletin ilk zamanlarında kullanıldığını gösteren kayıtlar da vardır.

Nitekim Sultan İkinci Murad'in emri ile Türkçeye tercüme edilen İbn Kesir tarihinin Arapça metnindeki ‘Muvakkî’ tabirinin ‘Nişancı’ olarak tercüme edilmesi de bunu göstermektedir.

İbn Kesir'in el-Bidâye ve'n-Nihâye adli tarihinin mütercimi olan zat, nişancı kelimesini kullandığına göre, bu tabir, o dönem Osmanlı toplumu arasında biliniyordu demektir.

Fatih Sultan Mehmet’in tedvin ettirdiği kanunnamede bu memuriyetin isim ve salâhiyetleri ile zikr edilmiş olması, bunun Fatih’ten önce mevcut olduğunu, fakat onun zamanında tam anlamıyla geliştiğini göstermektedir.

Divan-i Hümayunda vezir-i a'zamin sağında ve vezirlerin alt tarafında oturan nişancı, önemli bir hizmeti yerine getiriyordu.

Nişancılar, görevleri icabı bazı özellikleri taşıyan kimseler arasından seçiliyorlardı. Nişancı olacak kimselerin inşa konusunda maharetli bulunmaları gerekirdi.

Görevleri icabı olarak inşa konusunda maharetli olmaları, devlet kanunlarını iyi bilerek yeni kanunlar ile eskiler arasında bağ kurup onları telif etme kabiliyetine sahip bulunmaları gereken nişancıların, ilmiye sınıfı arasından dâhil ve sahn-i seman müderrislerinden seçilmesi kanundu.

Nişancılar, XVI. asrın başlarından itibaren Divan-i Hümayunun kalem heyeti arasında, bu vazifeyi yerine getirebilecek olan reisü’l-küttâblardan seçilmeye başlanmıştır.

Eğer reisü’l-küttâb bu vazifeyi yerine getirebilecek kabiliyete sahip değilse yine müderrisler arasından uygun görülen bir kişi bu vazifeye tayin edilirdi.

Fatih döneminde müesseseleşerek kurulduğunu gördüğümüz nisancılık, Osmanlı Divan-i Hümayunun dört temel hükmünden birini teşkil ediyordu.

Fatih kanunnamesinde de belirtildiği gibi bu dönemde vezirlik, kadıaskerlik ve defterdarlıktan sonra en önemli vazife nişancılıktı. Nişancılık, XVI. asrin sonlarından itibaren yavaş - yavaş önemini kaybetmeye başladı.

Bunun içindir ki, önceleri âmiri durumunda bulunduğu reisü'l-küttâbla eşit duruma getirilmişti.

XVII... asrın ortalarında nişancılık adeta kuru bir unvan haline geldi. XIX. yüzyılın başlarına kadar ismen de olsa varlıklarını devam ettiren nişancılar, eski önemlerini tamamen kaybettiler.

Bu sebeple Nişancılık 1836 yılında tamamen lav edilerek vazifeleri ‘Defter eminine’ verilmiştir. Mühim işlere dair fermanların üzerlerine Babıâli, diğerlerine de defter eminleri tarafından tayin edilen ve tuğra-nüvis denilen memurlar tarafından tuğra çekilirdi. 1838’de tuğra-nüvislik görevi de kaldırılıp Babıâli ile defter eminliği tuğracılığı birleştirildi. Böylece bu hizmetin Bâbiâlî'de görülmesi kararlaştırıldı.


Osmanlı yazı dizisi – 5-

Nazan Şara Şatana


http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

http://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4772
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster