Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1655
 

Osmanlı'da Asker, Devlet Adamı ve Politika geleneği ..!

Osmanlı'da Asker, Devlet Adamı ve Politika geleneği ..!
 

Hangi Han..? veya Hakan'ın mahremi, dönem olduğunu bilmesek bile ömrünü dört duvar arasında geçiren "Harem" kadınları..


Hasta Adam / Osmanlı Devleti  1900 lü yıllar..

1900'lü yıllarda " HASTA ADAM..! " tabir edilen ;  çok büyük coğrafyada, ancak kötü yönetilen, borç batağına batmış bir devletti Osmanlı..! Asya'dan, Avrupa ve Balkanlara, oradanda Afrika' ya uzanan bir imparatorluk düşünün. Hanları, hamamlarıyla devasa medreseleri, külliyeleri ve sarayları, camii'lerinin boy gösterdiği şehirleri aklınıza getirin. Bu devlet ;Türk, Kürt, Arnavut, Laz, Gürcü, Roman, Boşnak, Abhaza, Çerkez, Arap, Tatar, Azeri halklarının muhtelif bölgelerine serpilmiş ama,  içiçe olan çok renkli bir ulustur. Osmanlı ; bu ulusların din, dil, anane, ve geleneklerine saygılı olmasını bilmiş ve halkında birbirine hoşgörü ve sevgiyle, dostça davranmasını öğretmiştir. O koskoca coğrafyasında toplumsal barışı sağlarken peki nerede hatalar yapılmıştır. O ihtişamlı imparatorlık çökme noktasına neden gelmiştir, dağılmıştır..

Kurtuluş Savaşına bilfiil iştirak etmiş kahraman askerlerimizin yine devlet adamı olarak vatan ve millet hizmetinde çalıştıklarını gördüğümüz yıllardı o yıllar. Cumhuriyetin ilanı öncesi "kurtuluş savaşı" yıllarında çok zorlu süreçlerden geçilmiştir. Ülkemiz tarihinde zorunlu olarak "Asker- Devlet Adamı-Politikacı." Simaların devlet yönetimlerinde söz sahibi olduğunu görebilirdiniz. Atatürk'e göre Osmanlı "milli bir yapıya sahip değildi." 1923 yılı İzmir İktisat kongresindeki konuşmasında " milli bir tarihi de yoktur Osmanlının " ve." hakimiyet millette olmayıp devletin başında olan birtakım kişiler ve yönetimi sağlayan paşalarla devlet erkanını oluşturan kişilerdedir.".demektedir. Askerlik gibi önemli meslekde bile" devşirme metodu "ile çok ilginç bir kaynak kullanımı söz konusu oluyordu. Hangi dil, din veya ırktan olursa olsun yoksul çocuklar alınıp okutuluyor, yetiştiriliyordu. Bu biran çok iyi bir yöntem gibi dursa da ilerde " yeniçerilerin kazan kaldırdığı " günlerdeki tabloyu "neden-sonuç" ilişkilerine göre iyice irdelediğiniz zaman sakıncalarını görmeniz mümkün olacaktır.. 

Osmanlı'da "Yıkılma Devri." Dağılma nasıl başlamıştır.

Kırımı geri almak icin 1787 de Rusya'ya savaş açan Osmanlı devleti karşısında bir anda Avusturya ile ittifak sağlamış güçlü bir ordu ile karşılaştı. 10 Mayıs 1792 yılında Romanya'nın ( Yassi ) kentinde Yaş Antlaması imzalandı. Bu antlaşma ; duraklama döneminin sona ermesi ve dağılma sürecine giren Osmanlı Devleti için önemli bir tarihtir. Kırım'ın asla bir daha geri istenemiyeceği anlamınada gelmekteydi. Karlofça antlaşmasıyla başlayan gerileme devri artk dağılma ve imparatorluğun tasfiye devrinin başladığını işaret eden bir tarihtir. Aşağıda maddeler halinde sıralanan "Gerileme-Yıkılma- "Dağılma "sürecine etken olan unsurlarda askere alınan bu yoksul ve kimsesiz çocukların içlerinden kimbilir ne cevherler çıkmıştır. Ancak yeniçerilerde filmlere dahi konu olan "kazan kaldırma" hareketleri ve disiplinsiz davranışların incelenmesi gereken "sosyolojik vak'alar " dan olduğu görülmektedir  

            
Osmanlı Devleti ile Kutsal İttifak arasında yapılan savaş.
 
Kutsal ittifakta ; Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğuyla Avusturya Arşidüklüğü ve Venedik-Lehistan işbirliğindeki  ordu bulunmakta olup, Osmanlı Devletiyle savaşmaktaydılar. Gerileme devrinin başını işaret eden " Karlofça Antlaşması "  ile neticelenmiştir. 26 Ocak 1699. Karlofça ile Yaş Antlaşmaları arasında neler olduğuna bir bakmak gerek. 1- Osmanlı'nın Orta Avrupa'da süren egemenliği tamamen sona erdi. 2- İlk kez bu antlaşmayla çok büyük miktarda toprak kaybı meydana geldi.     3 - Osmanlılar Avrupa'dan geri çekilirken, Avrupalılar saldırıya geçtiler. 4 - Avrupanın askeri üstünlüğü ortaya çıktı. 5 - Gerileme devri başlarken (1700 ) ise İstanbul Antlaşması yapılmıştır. Ruslara "Azak Kalesi " verilirken İstanbulda "Rus Elçisi " bulundurulması kabul edilmiştir..
 
Osmanlıda Gerileme- Dağılma ve Çöküş'e Neden Olan Unsurlar ve Yönetimde adı geçen Osmanlı Padişahları.
 
Öncelikle gerileme devrini takip eden sürecin saltanat skalasını sırayla gözden geçirmekte fayda var.
1- III.Selim ( gerilemenin son ancak parçalanma devrinin ilk padişahıdır.(1789-1807 ) 2- IV.Mustafa (1807-1808). 3- II.Mahmut  (1808-1839). 4- Abdülmecit (1839-1861) .5- Abdülaziz (1861 - 1876 6 - II.Abdülhamit (1876-1909). 7- V.Mehmet Reşat (1909-1918 ) . 8- IV.Mehmet Vahdettin1918- 1922.
 
OSMANLI'DA  DURAKLAMA, GERİLEME ve YIKILMA - DAĞILMA NEDENLERİ
 
*Devlet merkezi yönetiminde otoritenin bozulması, rüşvet, haksız kararlar, devlete karşı halkın güven kaybetmesi..
 
*Küçük yaşta tahta çıkan padişahlar. Bunu bilen, ve haremde tecrübe kazanmış kadınların oyunları,  entrikaları yönetimi olumsuz yönde etkilerken, saray harcamalarının aşırıya kaçması.
 
*Şehzadelerin sancaklara gönderilmemelerinden dolayı, devlet işlerinde yeterli bilgi, tecrübeye sahip olamadan devlet yönetiminin başına geçmeleri.
 
*Önemli makamların ve görevlerin liyakata bakılmadan rüşvet ve iltimasla dağıtılması.
 
*Ticaret yolu olarak kullanılan "İpek Yolu " gibi önemli bir unsurun "Yeni Dünya Ülkelerinin Keşfi" ile öneminin kaybolması,  ticarette gerileme sürecine girilmesi..
 
*Din birliği, dil birliği, sağlanamaması ve ırk farklarıyla milliyetçi hareketlenmelerin getirdiği bölgesel isyanlarda uygulanan baskılar halk üzerinde devlete karşı düşmanca düşünceleri körüklemiştir.
 
* Adil olmayan vergi sistemi, balkanlarda arap ve acem ülkelerinde yabancı ( İngiliz, fransız , italyan ) vb. ajanların kışkırtmaları.. Bazı köylerde tarım ve  ziraatin terkedilerek şehirlere göç edilmesi.
 
*Muhteşem ordusuyla, sürekli genişleyen sınırları ve savaşlarda kazanılan zenginliklerin devamının gelemeyeceğinin görülememesi. Yeni kaynaklara erişmek için tarım toplumundan, sanayii toplumu olmak için hamleler yapan Avrupa'ya ayak uydurulamaması ve ekonomisinin bozulması.
 
*Medreselerde müspet ilim derslerinin kaldırılması, halkın tembelliğiyle eğitim kurumlarında tıp, makine, kimya, hukuk alanlarında çağın gerisinde kalınması.
 
*Devlet yönetiminde reformlara karşı çıkan ve yenilenmekten uzak kadroların bulunması.
 
*Osmanlının ; Avrupa'da rönesans faaliyetleriyle reformist faaliyetleri takip etmemesi. Bilimsel çalışmalara hep uzak kalınmasıyla " Fransız Devrimi " gibi önemli bir toplumsal harekete ilgi duymaması.
 
*Yetersiz kişilerin iyi mevkilere gelişinin engellenememesi. Üst düzey ailelerin çocuklarının yeterli eğitim almasalar dahi devlet kurumlarında memurlukta, eğitim ve askerl kurumlarında rüşvet ve kayırmayla göreve getirilmesi..
 
*Osmanlı ; çok sık savaştığı Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin ordularını modernize ederken techizat, giyim kuşam ve  mekanize birlikler oluşturulması gibi hususlarda  yetersiz olması. Yetersiz subaylarla birliklerini komuta etmesi.
 
*Nizam- ı Cedit ve Sekban- ı Cedit  gibi askerin modernizasyonu çalışmalarında başarısız kalınması.. " yençeri ocağı " ile askeri özellikteki diğer kuruluşlarda disiplin oluşturulamaması. Yenilik istemeyen yeniçerilerin isyankar hareketleri. Başıbozuk ordu ile kendine çeki düzen vermiş Avrupalı ordulara karşı yetersiz kalınması.
 
*Avrupalılar Osmanlıdan gelen saldırıları " şark sorunu " olarak nitelerken birlikte hareket etmişler ve farklı stratejiler uygulamışlardır. Bu işbirliği örneklerini Osmanlı daha sonra çok hatalı uygulamış ve kendini bir anda " I.Dünya Savaşı " nın ortasında bulmuştur. Dahiliye Nazırı Sadrazam Talat Paşa, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Bahriye Nazırı Ahmed Cemal Paşa 1913 yılında Bab-ı Ali baskınıyla darbe yapmışlar ve Osmanlının yıkılıp dağılmasına neden olan sürecin başlamasına yol açmışlardır. Bu paşalar 2 Kasım 1918 de bir Alman Denizaltısı ile  ülkeden kaçtılar. Ermeni tehcirinde baş sorumlu gösterilip idam cezasına çarptırılmışlardı. Ermeni Komitacılar Talat ve Cemal Paşaları suikastle öldürmüş, Enver Paşa ise Rus iç savaşında Belçivan'da çarpışmalarda hayatını kaybetmişti..
 
*Osmanlı yönetimi islahata, modernizasyona yönelmiş ve Meşrutiyeti ilan etmişti. 23 Aralık 1876 da ilan edilen 1.Meşrutiyet II.Abdülhamit tarafından 93 Harbi bahane edilerek meclis lağvedilmişti. Yirmi dokuz yıl (29) devam eden Kanuni Esas-i  'nin askıda kalışı 24 Aralık 1908'de yeniden II.Meşrutiyet olarak ilan edilmişti. Ancak Meşrutiyeti sahiplenen halk ve ordu içindeki subaylar II.Abdülhamit'i tahtından indirmişlerdi. 1908 'den sonra 14 yıl süren bu dönemde; palementer demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe, ve diktatörlük örnekleriyle karşılaşan ülke Balkan Savaşı ve I.Dünya Savaşınında acılarıyla beraber 600 yıllık imparatorluğun çöküşüne tanıklık etmiştir. 
 
*Duyun-u umumiye ( ülkelerin dış borçlanmasını denetleyen kuruluş ) teşkilatının kurulmasıyla ve'de kapütülasyonların meşrulaşması;  Osmanlı Devletini Avrupada sanayileşme hamleleri olan ülkelerin sömürgesi haline gelmesine yol açmıştır.1854 yılında dış borçlanma başlamış;15 ayrıca pakete imza
atılmıştır. 1874 yılına kadar elimize 127 milyon lira geçerken, borç veren ülkeler hesabına 239 Milyon lira alacak yazılmıştır.
* Askeri tecrübesi olmayan askerlerin yüksek rütbeli mevkiilere gelmeleri.
 
*Kapıkulu askerlerinin kontrol altına alınamamalarıyla yeniçerilerin kendilerini büyük bir güç olarak görmeleri.
 
 
 
 
Gerileme devri 1699 Karlofça Antlaşması ile 1792 yılında imzalanan Yaş Antlaşması'nın ardından o sene  III.Selim'in tahta çıktığında Avrupada Fransız devrimi gerçekleşmişti. Ancak Avusturya ve Rusya Devleti ile süren savaşın ortasında buldu. Avusturya ve Rusya ile Ziştovi, Yaş Antlaşmaları  yapıldı.
III.Selim 1789 - 1807 yıllarında; gerilemenin son parçalanma devrinin ilk padişahlığını yapmıştır. Devri entrika ile sona eren Osmanlı sultanlarındandır. III. Selim 1793 yılında kafasında uzun süredir planladığı  Nizam-ı Cedit Ordusunu kurdu. Ancak yeniçeriler Kabakçı Mustafa'nın önderliğinde ayaklanıp Nizam-ı Cedit Ordusunun dağıtılmasını istiyorlar ve karşı çıkıyorlardı.1807 yılında Nizam-ı Cedit Ordusunu dağıtmak amacıyla kendi isteğiyle tahttan çekildi. Amcaoğlu olan IV. Mustafa yerine geçerken onu kafes arkasına yollamıştı. Bir zaman sonra Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa'nın  III.Selim'i yeniden tahta çıkarmak üzere saraya geldiğini öğrenen  padişah IV. Mustafa   adamlarına emir verip onu boğazlatarak öldürttü. III.Selim ; Laleli Camiinde bulunan babası III.Mustafa'nın kabrine defnedildi. Osmanlı'da entrikalarla taht'dan indirilen sultanlara arasıra değinmekte fayda vardır sanırım... 
 
                                            III.Selim Han
 
 
IV. Mustafa 1807-1808. Entrikalarla tahta çıktı. 29 Osmanlı Padişahıydı.
 
IV.Murat'dan sonra en kısa saltanat süren 108.İslam Halifesidir. Tahta çıktığında 28 yaşındaydı. Lakin devam eden iç karışıklıkların tam ortasında buldu kendini. Hırçın bir tabiatı olan IV.Mustafa, babasının ( I.Abdülhamit ) öldüğünde 10.yaşındaydı. III.Selim'in Kabakçı Mustafa  isyanı ile taht'dan indirilişine   sebeb olmuştur. 14 ay saltanat 'da kalırken amcazadesi III.Selim tarafından islahat amacıyla yeni bir proje olarak kurulan "Nizam-ı Cedit Ordusu " nu kaldırttı.1.Haziran 1807. IV Mustafa 'nın padişahlığı ile devletin merkezi otoritesi çok sarsıldı. Devlet yönetiminde ve askeri görevleri olan bazı isimlerinde teker  teker katledildiği  çok karanlık bir süreçtir. III.Selim'in mabeyincisi Ahmed Muhtar bey, Umur-ı Bahriye Nazırı Hacı İbrahim Efendi, Sır Katibi Ahmed Faiz Efendi bu öldürülenler arasında yer aldılar.
 
                                     IV. Mustafa Han
 
İstanbuldaki isyan Rus cephesindeki askerin moralini bozmuştu.
 
IV. Mustafa kontrol sağlayamayan Sadrazam Hilmi Paşa'yı azletti. Yerine Çelebi Mustafa Paşa atandı. Sadarete yeni gelen Çelebi Mustafa Paşa'ya rağmen yeniçeriler, işi iyice azıtmışlardı. Halkın mallarını yağmalıyorlar, bozgunculuk hatta halktan kişilerin iyice huzurunu bozuyorlardı. Han ; durumu kontrol edebilmek için Alemdar Mustafa Paşa' yı istanbula asayiş sağlamak için çağırdı. Alemdar Mustafa  paşa' nın  16.000 kişilik adamlarıyla ilk işi Kabakçı ve adamlarını öldürmek oldu. Tabiiki sonrası çok trajik bir şekilde devam eden bu olaylarda gün geçmiyorduki kan dökülmesin. Alemdar Mustafa Paşa nın Boğazlar Nazırı Kabakçı Mustafa Paşa'yı ve adamlarını öldürmesi saray erkanı, yeniçerilerle diğer bozguncuların evham ve paniğe kapılmalarına yol açmıştı. Gerçekten ; Alemdar Mustafa Pş. ne kadar fesatçılık, bozgunculuk ve eşkiyalık yapan varsa temizlemeye başlamıştı. Ortama hakim olunduğunu gören devrik Han III.Selim'in yeniden tahta çıkması için tahriklere başladılar. Alemdar Mustafa Paşa' nın gerçek niyetininde öyle olduğunu sezen Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa ona ;derhal İstanbul'u terket ..! komutunu verdiler. Oldukça hiddetlenen Alemdar Mustafa Paşa 15.000 askerle Bab-ı Aliyi bastı. 28.Temmuz 1807. Sadrazam Çelebi Mustafa dan mührünü aldı. Ancak isyancıların korku.. 
 
                                   Alemdar Mustafa Paşa
 
ile III.Selim ve Alemdar Paşa'nın adamlarının kendilerini öldürmek isteyeceği korkusuyla IV.Mustafa Han onaylı ferman çıkattılar. Devrik sultan III.Selim ile şehzade II.Mahmut'un öldürülme emriyle ilgili olan bu fermanın yayınlanmasıyla kendilerini saraya kapattılar. Alemdar Mustafa Paşa adamlarıyla hızlı bir şekilde kapıları aşarak içeri girdiklerinde acı tablo ile karşılaştılar. Kanlar içinde yerde yatan Selim Han çoktan hayatını kaybetmiş, şehit olmuştu. Hizmetkarların( Cevri Kalfa ) haremde gizlediği şehzade kurtulmuştu. Süratle II.Mahmut Padişah ilan edildi.  28.07.1808                                                              
 
                                     II. Mahmut Han
 
Mahmut Han ; Topkapı Sarayına kapatılan IV.Mustafa'nın hayatına son verilmesi  yönünde Alemdar Mustafa Paşanın telkinlerine aldırmadı. O benim ağabeyim diyerek onu korudu. IV.Mustafa ise rahat durmadı. Eskiden tanıştığı serserilerle zaman zaman görüşüp yapılan askeri mahiyetteki islahatları eleştiren bir taraftar toplayarak onlarla ileri geri yaptığı konuşmalarla dikkat çekmeye başlamıştı. II.Mahmut Han'ın yaptığı her icraatı eleştiriyor. çekiştiriyordu. Kendi saltanatı sırasında kontrol edemediği yeniçeri ağası olan insanlarla dostluklar tesis etmekteydi. Hatta içlerinden bazıları onu yeniden tahta çıkarma isteklerini aleni dillendirmekteydiler. Mahmut Han göreve başladığı gün ilk icraatına  III.Selim'in ölümünde rol oynayan insanları aynı gün kellesini keserek  infaz ettirmek suretiyle başlamıştı. Sarayın bahçesinde 33 adet başları kesilen ceset yatıyordu. "IV.Mustafa'nın "devam eden fitne ve fesat çalışmalarından hatta yeniden başlayan yeniçeri ve isyancıların Alemdar Mustafa Paşa ile 15.-18 Kasım 1808 çatışmasına "Alemdar Vak'ası" denilmiştir. Sonra yenilikçi hareketin durmasına yol açan bu hareket "Osmanlı Askeri" nin ayaklanmasıyla devam etmiştir. Alemdar Mustafanın Rumeliden getirdiği " ayanları " isyan ve yağmalara karışıyordu. Ayrıca Osmanlı' da uzun yıllar sorun olan Yeniçerilere özgü olan "esame kartları." yani aylık cüzdanlarının  ilgisiz kişilerin ellerinde dolaşmasına son verilmesi kararı hoşnutsuzluklara neden olmuştu. Alemdar'ın Bab-ı alide kaldığını öğrenen yeniçeriler baskın yaptılar. Sekbanların direnişine rağmen saraydan yardım gelmediğinin hissi ile mahsen girişindeki barut fıçılarını ateşleyerek kendisi ve yüzlerce saldırgan yeniçerinin yanarak parçalanması suretiyle ölümüne yol açmıştır. Yeniçeriler daha sonra saraya saldırıya geçip " IV.Mustafa"'yı tahta çıkarmaya kararlıyız " diyerek bağırdılar..Mahmut Han ; yapılan saldırıları önleyip kafasındaki planı uyguladı. Şeyhülislam Salih Efendi Zade Esad Efendi ve ülemadan olanlarla " IV. Mustafa'nın " nın" idam fetvasını" almış ancak cebinde taşımaktaydı. İşte o gece 14-15 Kasım 1808 gecesi boğdurmak suretiyle infazı gerçekleştirildi..
 
II.Mahmut Han ; Hayatının kurtarılmasını sağlayan "Cevri Kalfa " yı Hazinedarbaşılığına getirdi. Ailesine Çamlıca'da geniş bir arazi ve içine inşaa edilmiş bir köşk hibe etti. Sultan II. Mahmut Han ; Osmanlının yenilikçi ve kendini iyi yetiştirmiş 30. padişahı olarak ve 109.islam halifesi idi. Çok çalkantılı ve zor bir dönemde görev aldı. Nizip Savaşından mağlup çıkan Osmanlı Ordusunun haberi İstanbul'a ulaşmadan 1-2 gün önce 55 yaşında hayata gözlerini yumdu.
 
II.Mahmut'dan sonra 6 padişah, 7 İslam halifesi daha görev almıştı. Son halife TBMM tarafından atanan 1922-1924 arası görev alan II. Abdülmecid 'di. Ancak padişah olarak değil, halife olarak görev yapacaktı. Saltanat ;1.Osman( Gazi Bey ) ile 1299 yıllarında başlayan devir,  1 Kasım 1922'de tahttan inen VI.Mehmed Vahidettin ile son buldu. 613 yıl devam eden Osmanlı Sultanlarının saltanatı  Avrupa'dan Asya'ya ve Afrika'ya uzanan sınırlarıyla çok muhteşem yılları akabinde hazin bir şekilde tarihin tozlu sayfaları arasında kalmıştı.
 
                   
 
 
Osmanlı saraylarının yüzlerce hizmet eden çalışanlarıyla, kendine özgü mutfağı dillerde dolaşır durur. Sultanların çok sayıda hanımları ve onların her birine ait çok sayıda çocuklarının hayatlarıyla yaşadıkları sevinç ve hüzünlü anları bugün ; Dolmabahçe, Topkapı, Tophane, Yıldız, Çırağan, Beylerbeyi ve Bursa da Bey Sarayının rutubetli duvarları arasında, ıssız kalan odaları ve karanlık koridorları arasında çınlamaktadır..
 
Oldukça hazin biten saltanatın hayatta olan fertleri kalan ömürlerinin son günlerini belk ide çok hoş olmayan bir şekilde tamamladılar. Aile büyüklerinin anlattıklarını bazen çok acıklı, bazen de sevinçli biten bir masal gibi dinlediler.
 
Türk Askeri -Türkiye Cumhuriyeti

Halkımızın bağrından doğan ; Askeri, Kurtuluş Savaşında  dillere destan kahramanlıkları ile cesareti ve usta manevralarıyla zafer kazanmışlardır. İstanbul hükümetinin savaşta işgalci İngilizlere koşulsuz teslimi, ordunun terhis edilmesi ve silah bırakmaya mecbur edilmesi, tersanelerine girilmesi ile vatansever askerlerinin tutuklama isteği için etrafa direktifler yollanması, kaçınılmaz olan sonlarını  hazırlamış oldu. İstanbul Hükümeti eli kolu bağlı ancak mücadele etmeyede hiç niyetli değildi.

                                 Ülkemizde Cumhuriyetin İlanından Sonra; Devlet Yönetiminde Görev Alan Askerler

Devlet Yönetiminde görev almaya aday simalar yüksek rütbeli askerlerin içinden çıkmıştır. Vatan,  millet kavramlarını askeri okullarda eğitimini alarak öğrenen subaylar Osmanlı Devletinin yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetine armağanı öz evlatlarıdır.

Mustafa Kemal ve Silah arkadaşlarının "Kurtuluş Savaşında" savaşılan bütün cephelerde canını feda eden kahraman vatan evlatlarının ruhları şad olsun. Her birinin aziz hatırası önünde saygıyla eğilirim. Osmanlı Devletinin küllerinden parıldayan, kıvılcım gibi ışıldayan Türkiye Cumhuriyeti sizlerin eseridir. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 416
Kayıt tarihi
: 28.05.10
 
 

29.04.1953 Zonguldak'ta doğdum. Hisarönü İlkokulu /Filyos 27 Mayıs İlkokulu / Filyos Çaycuma Orta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster