Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '13

     
    Kategori
    Tarih
    Okunma Sayısı
    43736
     

    Osmanlı'da Veba

    Osmanlı'da Veba
     

    Veba Nedir , Nasıl Bulaşır

    Veba, Yersinia Pestis adındaki bakteri tarafından oluşturulan enfeksiyon hastalıklarına verilen genel isimdir. Antik Çağlar'dan itibaren tanınmış bir hastalıktır. Lakabı ¨Kara Ölüm¨dür. Orta Çağ'da 1347-1353 yılları arasında, Avrupa nüfusunun üçte birinin kaybedilmesinden sorumludur. Modern antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Gelişmiş ülkelerin tamamında ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda ortadan kaldırılmış olmasına rağmen Asya ve Afrika kıtalarının bazı bölgelerinde halen endemiktir.

    Mikrop ilk defa 1884 yılında Hong Kong’da tespit edilmiştir. Veba mikrobunu taşıyan farelerin pireleri tarafından insanlara geçer. Nedeni, pisliktir. Pis ve güneş girmeyen yerler veba için en uygun ortamlardır. 

    Hastalık, mikrop kapıldıktan sonra gelen 2-8 gün içinde kendini gösterir. Hastada, aniden başlayan baş ve sırt ağrıları, ateş, titreme,kusma, nefes darlığı, halsizlik, deri lekeleri, burun kanaması, kan tükürme, kasık ağrıları ve devamlı dalgınlık görülür. Dili de kahverengi ve kurudur. 

    Lenf bezi vebasında (hıyarcık, bubonik) ısırdıktan 1-2 gün sonra titremeyle ateş yükselir. Isırığın üst tarafındaki lenf bezleri şişer ve ağrılıdır. Lenf bezleri cerahatlanıp, akabilir. Nabız artar. Hastanın genel durumu kötüdür. Mikrop kan yoluyla akciğer, karaciğer, dalak ve beyine yerleşebilir

    Akciğer vebası kan yoluyla veya damlacık yoluyla mikropların akciğere gelmesi neticesinde meydana gelir. Baş ağrısı, yüksek ateş, öksürük ve nefes zorluğu vardır. Hastanın kan basıncı düşer, rengi morlaşır; balgamı kanlıdır. Bronşit gibi başlar, sonra zatürre şekline döner. Karaciğer bozukluğu da olaya eklenerek 2-3 günde ölümle neticelenir.

    Tarihçesi

    Geçmişte olan pek çok salgınlar, Tevrat ve bazı eski-yeni kaynaklarda, veba salgını olarak adlandırılmıştır. Ancak bu salgınların, günümüzde ''Yersinia Pestis''in sebep olduğu veba olarak adlandırılan türlerinden birisi olup olmadığına dair kesin bir bilgi yoktur.

    Tarihsel olarak en eski kayıtlardan biri olan Tevrat'ta, vebadan bahseden pek çok metin bulunmaktadır. Bunlardan birinde Musa (a.s.) ,  İsrailoğulları'nı, firavunun zulmünden kurtarmak için gönderildiğinde, buna karşı çıkan firavunun kavmine, Allah'tan bir azap olarak veba geldiği yazılıdır. Yine Tevrat'a göre veba, Davut (a.s.) 'ın, İsrailoğulları'nı sayım yaptığı bir dönemde, Allah'ın onların üzerine gönderdiği bir azap olarak geçmektedir. Veba salgınından korunmak için ise; sunaklarda kurbanlar verilir ve Allah'tan bağışlanma dilenirdi.

    Veba salgını ilk olarak 1300'lerde Çin'de ortaya çıktı. Kurbanların şikayetleri ağrılar, ateş ve bulantıyla başlıyordu. İnsanların dirseklerinde ve kasıklarında mor kabarıklıklar oluşuyor ve kısa sürede yumurta büyüklüğüne ulaşıp sertleşiyordu. Bu yumurtalar patladığında içinden pis kokulu siyah bir madde fışkırıyordu ancak bu rahatlama kurban için çok geç oluyordu.

    Bunun bilinen bir tedavisi yoktu ve alınan hiçbir önlem işe yaramıyordu. Seksen yıl içinde hastalık Çin nüfusunu üçte bir oranında azaltmıştı. İyi işleyen ticaret yolları aracılığıyla da salgın batıya doğru, Hindistan ve Ortadoğu'ya ilerliyor, her gün binlerce insanın ölümüne neden oluyordu. 

    Hastalığa neyin sebep olduğu bulunamıyordu. 1347'de bozkır savaşçıları bir Ceneviz şehrini kuşatıp mancınıkla hastalıktan ölmüş cesetleri şehre fırlattılar. Böylece şehrin çoğunluğu hastalığa yakalandı. Bu cesetler toplanıp yakıldı ve ardından da gömüldü ancak hastalığın yayılması engellenemedi. Şehir mahvolduğu için Cenevizliler Sicilya'ya geri döndü ve hastalığı orada da yaydılar. Hastalık, yeni ve kendisiyle ilgili hiç bilgisi olmayan bir nüfusa yayılacaktı.


    Bu salgına hastanın derisinin son aşamalarda koyu mor bir renge dönmesinden dolayı "Kara Ölüm" adı verildi. Derinin bu renge dönüşmesi, soluma sorunları yüzünden kanda oksijenin azalmasından kaynaklanıyordu. Hastalık bir kere bedene girdikten sonra o günün hiçbir tıp tekniği tedavi edemiyordu.

    Doktorlar salgını durdurmanın yollarını aradılar. Hastalar evlerinde karantina altına alındılar ancak hastalık yine de bir orman yangını hızıyla yayıldı. Birçok insan kara ölümün, Tanrının onlara günahkar yaşamları yüzünden gönderdiği bir ceza olduğuna inandı.

    Bu panik döneminde binlerce insan öldü.

    Veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pestis yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu. Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı.

    14. yüzyılda salgın hastalık Avrupa'da beş kez daha baş gösterdi. Salgın sona erdiğinde nüfusun üçte birinden fazlası ölmüştü.

    Osmanlı’da Veba

    Osmanlı toplumu 100 yıl veba afetiyle kırıldı.Osmanlı, depremlerde, sellerde, yangınlarda binlerce insanını kaybetti.Çekirge saldırılarını yaşadı.Kıtlıklarda aç kaldı.Ne salgınlar gördü:
    Sıtma gördü… Humma gördü… Tifüs gördü… Kolera gördü…Hiçbiri bit, pire kadar yıkıcı olmadı…

    Salgın hastalıkların dünya üzerindeki dolaşımına bakıldığında özellikle askeri seferlerle yayıldığı görülebilir. Örneğin 13. yüzyılın başlarında Timur’un ordusu, Orta Asya’dan hareketle Anadolu’ya girmiş ve 1402 yılında Osmanlı ordusunu önemli bir bozguna uğratmıştı. Söz konusu savaşın ertesinde 1403 yılının bahar aylarındaAnadolu coğrafyasında hem kıtlık baş göstermiş hem de veba salgını görülmüştü. Osmanlılar’ın İstanbul’u fethinden önce veba, 1361- 1362 yılları arasında şehirde ciddi sonuçlar doğuracak bir biçimde görünmüştü. İstanbul ise, diğer bir kuvvetli veba salgınına 1416- 1417 yılları arasında tanık oldu. Bu salgının ardından 1420 yılında başka bir veba salgını şehirde etkili olmayı başardı. Osmanlılar’ın İstanbul’u fethinin ardından şehirde görülen ilk veba salgını 1455 yılı boyunca etkili oldu.

    1453- 1600 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin fetihler yoluyla genişlemesiyle vebanın salgınlarının ortaya çıkışı arasında kuvvetli bir bağ olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fetihler yoluyla kazanılan ekonomik imkânlar çerçevesinde belirgin bir biçimde şehirleşme konusunda sağlanan başarılar sonucunda, ticaret ve iletişim ağlarının gelişmesiyle birlikte salgın hastalıklar ortaya çıkmakta ve hızlı bir şekilde yayılmaktaydılar. Osmanlı Devleti’nin söz konusu salgın hastalıklarla mücadele düzleminde yürürlüğe koyduğu önemli kurumsal yapılardan biri olan karantina uygulamasına16. yüzyıl boyunca rastlamak mümkündür. İstanbul ‘da 7 sene boyunca şehir veba tarafından adeta kuşatma altına alınmıştı. 1501 yılında görülen veba salgınında ise şehirdeki nüfusun oran olarak 1/4’ünün yani yaklaşık 25.000 kişinin ölmüş olduğu tahmin edilmektedir.

    Veba salgınları, 16. yüzyıl süresince de İstanbul’u adeta esir almayı başararak ,şehirde yıkıcı sonuçların yaşanmasına sebep oldu. 1591- 1592 yılları arasında şehri esir alan veba salgınından dolayı günde yaklaşık olarak 325 kişinin ölmüş olduğu düşünülmektedir. Padişahın dahi, kendisini salgından esirgemek üzere Sarayını terk etmek zorunda kaldığı bu zaman diliminde şehirdeki çoğu dükkân kapatıldı ve ayrıca mahkûmlar salıverildi.

    16. yüzyılda olduğu gibi 17. yüzyılda da Halil İnalcık’ın verdiği bilgilere göre İstanbul, 1625, 1637, 1648, 1653, 1673, 1765, 1792, 1812, 1837 ve 1845 ile 1847 yıllarında salgın hastalıklara karşı verdiği savaşta önemli ölçülerde nüfus kaybına uğradı.1592 ve 1648 yılları arasında meydana gelen ve oldukça etkili olan salgınlar, günde yaklaşık olarak 1000 kişinin ölmesine neden olan büyük salgınlardı.

    Osmanlı kayıtlarında, 1637’de gerçekleşen veba salgını “büyük taun,” 1655’de şehre hakim olan veba salgını ise “şiddetli taun” olarak isimlendirilmektedir. Osmanlı salgın hastalıklar tarihi söz konusu olduğunda, gerçekleştirilen istatistik veriler göstermiştir ki, erken 16. yüzyıl ile 19. yüzyıl ortalarında en az bir Osmanlı vilayetinde vebaya rastlanmıştır.

    Veba, 16. yüzyılda dünya üzerinde sadece belli bir dönem süresince etkili olduğu halde, 17. Yüzyılı neredeyse tamamen kapsayacak bir biçimde şiddetli olarak hissedildi.

    17. yüzyıl Kahire’sinde ise, toplamda 18 vebalı yıl yaşandı. İstanbul’da 1625 yılında etkili olan veba salgınında ise 200.000’den fazla kişinin öldüğü tahmin edilmektedir: 18. yüzyıl boyunca veba, Akdeniz coğrafyasında etkili olamaya devam etti.

    Veba salgınları bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren İskenderiye’den İstanbul’a doğru bir seyir izlemekteydi. Veba salgınına aynı yüzyılda Osmanlı coğrafyasının başka yerlerinde de rastlandı. 1760 -1762 yılları arasında Halep ve Suriye’de veba salgınları ortaya çıktı. Bölge halkı, öncesinde 1757 ve 1758 senesinde açlık, 1759 senesinde ise depremle karşı karşıya kalmıştı. 1760 senesinde söz konusu bölgede görülmeye başlayan veba salgınıyla felaket ortamı iyice pekişti.

    18. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin hükümran olduğu coğrafyada salgın hastalıklar yüzyılı olarak tarihe geçti; ve bu yüzyıl süresince 57 yıl Ege’de, 41 yıl Bosna’da, 44 yıl Mısır’da, 42 yıl Arnavutluk’ta, 33 yıl Suriye’de, 18 yıl Bulgaristan’da, 45 yıl Cezayir’de ve 19 yıl Tunus’ta veba salgını görüldü. 1750 yılında tam üç ay boyunca İstanbul’da günde yaklaşık olarak 1000-1200 kişinin öldüğü zamanlara tanık olundu.

    İstanbul’da 1773’ten  1778’e kadar vebalı altı yıl yaşandı. Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa 1838 yılında resmi olarak karantina kararı alındı ve bu durumu kurumsallaştırmak üzere 1839 yılında Karantina Nazırlığı kuruldu. 1840 ve 1844 yıllarında veba oldukça sınırlı olarak birkaç yerde görüldüyse bile, genel olarak Osmanlı topraklarını terk etmeye başlar gibi olduysa da 1894 yılında tekrar ortaya çıkan güçlü veba salgını neredeyse bir yarım yüzyıl kadar devam etti.

    Salgın 100 yıl Osmanlı’nın başına bela olmuştur.Örneğin bazı illerde şiddetli salgınlar arasındaki zaman aralıkları şöyledir:

    İstanbul: 21 yıl, 25 yıl, 19 yıl, 8 yıl, 36 yıl.
    İzmir: 20 yıl, 4 yıl, 19 yıl, 28 yıl, 25 yıl.
    Kahire: 18 yıl, 23 yıl, 26 yıl, 6 yıl, 44 yıl
    Selanik: 49 yıl, 19 yıl, 33 yıl

    Vebanın ve diğer salgınların Osmanlı’da nelere yol açtığını, nasıl yıkımlara neden olduğunu aynı ölçüde bilmiyoruz. Oysa iki nedenle salgın hastalıklar Osmanlı’da büyük yıkımlara yol açmış olmalıdır .

    Birinci neden, Osmanlı’nın coğrafi konumudur: Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan İmparatorluk yollarında ticaret için mal taşındığı kadar muhtemelen mikroplar da sınırları aşıp geliyordu.
    İkincisi, öyle anlaşılıyor ki, Osmanlı yönetimi salgın hastalıklarla nasıl baş edileceğini bilmiyordu. Tıp bilimine ve eğitimine de gereken önem verilmiyordu. Doktorların büyük kısmı yabancılardan veya gayrimüslimlerden oluşuyordu.

     

    Yararlanılan Kaynaklar

    1-Blogspot.com / Veba Nedir.html

    2-Yaklaşan  Saat /Tarih Boyunca Veba

    3-Forunet / Veba Salgınları / İbrahim Halil Er

    4 –Makaleler / Tarih / Makale_tr / Nalan Turna

    5-Türker Alkan / Osmanlı 'da Salgın / Radikal

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 43736
    Kayıt tarihi
    : 12.05.13
     
     

    İstanbul Kadıköy'de doğdum . İlk , orta ve liseyi İstanbul'da okudum . Daha sonra İstanbul Üniver..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster