Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
15350
 

Osmanlı Devleti nerede kuruldu?-3

Osmanlı Devleti nerede kuruldu?-3
 

Osman Gazi döneminde, Beyliğin sınırları.Görüldüğü gibi Yalova daha fethedilmemişti. (R: alıntı)


Osmanlı beyliği Söğüt'te, devleti Bursa'da kuruldu!

Ayten DİRİER

* TÜRKLERDE “KUT” KAVRAMI VE OSMANLILAR’IN KUTSİYET ELDE ETME ÇABALARI

İlk Türk Devletleri’nde hükümdarlara devleti idare etme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılmıştı. Kut, siyasi iktidar anlamına gelmekte ve bu ünvan Tanrı tarafından hakanlara verilmekte idi. Tanrı “Kut” bağışı ile Türk hakanına hükümdarlık güç ve yetkisi vermekte idi. Tanrı vergisi kabul edilen siyasi iktidar, Kut kavramı ile ifade edilince, Hükümdarın kendisi ve ailesi Kut’lu sayılmıştı. Bu egemenlik anlayışının sonucu olarak, Türk Devletlerinde hükümdarlık bir aile mirası olarak kabul edilmişti. Dolayısıyla hükümdar ailesinin erkek bireyleri, taht üzerinde hak iddia edebilmişlerdi. Göktürk hakan ve beyleri, Orhun Abidelerinde”Türk milletine yaptığı iyilik ve yardımları için, Gök Tengriye(Tanrı) içten gelen minnet ve şükranlarını ifade etmişlerdir. Büyük başarılardan bahsederken daima “Tengri yarılkaduk üçün…”(Tanrının yardımı ile) demeyi ihmal etmemişlerdir. (12)

*Kut anlayışına ilk olarak Oğuz Kağan Destanı’nda rastlıyoruz. Doğumundan itibaren olağanüstü özelliklere sahip Oğuz, gergedana benzeyen canavarı öldürünce kut alır. Ardından gökten inen bir ışığın içindeki kızla evlenir, çocuklarıyla güçlenip, başa geçer.(13)

*Bilge Kağan, adına diktirdiği Orhun Anıtı’nın Doğu cephesinde şöyle der:

“-Tengri teg Tengri yaratmış TÜRK Bilge Kağan sabım: Kangım Türk Bilge (Kagan………..) ti Sir Dokuz Oğuz İki Ediz kerekülüg begleri budunı (……Tü)rk tengri

- üze kağan olurtum.”

(Tanrı gibi tanrı yaratmış Türk Bilge kağanı, sözüm: .

Babam Türk Bilge kağanı…………………………………………………. Sir,

Dokuz oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti……… Türk tanrısı üzerine kağan oturdum.)(14)

Eski Türkler’deki siyasi iktidarın Tanrı tarafından verilmesi düşüncesi İslamiyet sonrası da devam etmiş; bu defa hakimiyet görevi “Allah” tarafından çeşitli yollarla verilir olmuştu. İslamiyet öncesi “Tanrı adına yeryüzünü adaletle yönetmek” görevinin yerini, İslamiyet’in kabulünden sonra, “Yeryüzünde Allahın son dini İslâmiyeti yaymak ve bu amaç uğruna gazada( cihatta) bulunmak” anlayışı almıştı. Bu anlayış, Türklerde “Cihan Hakimiyeti” idealini geliştirmiştir.

*Oğuzlar; Karahanlılar ve Gazneliler arasında sıkışıp kaldıkları alanda, Selçuk Bey zamanında bir çıkış arıyorlardı. Torunları Tuğrul-Çağrı Beyler, Gaznelileri 1035’te Serahs Savaşı’nda yenince, savaştaki siyasi dehası nedeniyle Tuğrul Bey kut almış sayıldı. Bu savaş Selçuklu Devleti’nin kuruluşuna esas olmakla birlikte, 1038’de Nişaburun fethiyle, Tuğrul Bey adına hutbe okutup, bağımsızlığını ilan etti. 1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra “Sultan”(İmparator) ünvanını alarak, diğer Türk devletlerinden farklı bir siyasi teşkilat kurdu. Devleti yakınları arasında bölüştürdüğü için, Türk Feodal sistemi ise yine sürdü. Yakınları kendi bölgelerinde hutbe okutmak, para bastırmak, kapılarında nevbet(nöbet) çaldırmak ve başlarında çetr(çadırı temsilen geniş şemsiye) taşımak sureti ile bütün hakimiyet (egemenlik) ve istiklâl(bağımsızlık) unsurlarına sahip olmakla birlikte Sultan Tuğrul Bey’e ve imparatorluğun başkenti Nişabur’a bağlı idiler.

Devletin hükümdar ailesinin ortak malı sayıldığı, sık sık iç savaşlara yol açan bu veraset sistemini, Osmanlılar kaldırarak merkeziyetçiliğe yöneldiler.(15) Bu nedenle diğer Türk Devletlerinden daha uzun süre yaşadılar.

*Osmanlılar’da hakimiyet düşüncesi de Orta-Asya Türk geleneğinin devamıdır. Onlar, hakimiyetin bir soy, hükümdar ailesi veya halk üzerinde kabulünü beşeri kanunların değil “Allah”ın tayin ettiğine inanıyorlardı. Dolayısıyla kendi sultanlıklarını da onlara Allah bağışlamıştı. Peki bu nasıl olacaktı? İslamî anlayışa göre bu ancak Peygambere gönderilen vahiy yolu ile olabilirdi. Bir daha peygamber gelmeyeceğine göre bu, çeşitli rumuzlar ile gerçekleşebilirdi. Bunlar, salih rüya, keramet, keşif ve astroloji gibi gaibden gelecek ile ilgili haberler veren yollardı.(16)

Osmanlı Beyliği’nin kuruluşuyla ilgili iki olay tüm Tarih kitaplarında geçer. Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin evinde, ayak kısmına denk düşen Kur’an-ı Kerimin yeri nedeniyle uzanmayıp, sabaha kadar karşısında durur ve uyumaz. Sabaha karşı uyuklayınca bir ses işitir:” Sen benim kelamımı ululayıp, saygı gösterdin. Ben dahi senin evlâdını kıyamete dek daim olacak bir devlet ile yücelttim.”(17)Diğeri ise, rüyasında göğsüne giren Ay’ın ardından, dalları üç kıtaya uzanan bir ağacın çıkması…(18)

Bu iki motif Osman Gazi için kut sayılmıştır.

İnalcık Hoca ise; "Türk ananelerinde hakanlığa namzet olanlardan birinin zafer kazanması gerekiyor. Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması, hanedanın kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir. Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden, Osmanlının büyük Bafeus Zaferi'dir" şeklinde belirtir.(19)

Osmanlılar Bizans’la, sık yaşanan vur-kaçlar dışında iki kez ciddi savaş yaptılar.

*1302 Koyunhisar(Bafeus) Savaşı, Osman Gazi’nin komutasında yapıldı. İmparatorluğun ücretli askerleri ile Tekfurların askerlerinden oluşan karma orduyu yenen Osman Bey’in namı yüceldi, ünü yayıldı.

*1329 Maltepe (Pelekanon) Savaşı, Orhan Bey’in Bizans İmparatoru III. Andronikos’u yenmesiyle sonuçlandı. (20) Bu savaşta Bizans’ın son ordusu yok edildiğinden, bir daha ciddi bir meydan savaşı olmadı. Bizans varlığını 1453 yılına kadar entrikalarla sürdürdü.

-Beyliğin kuruluşu için Koyunhisar Savaşı neyse, Devlet olma aşamasında Maltepe Savaşı da bir esastır ve Orhan Gazi için bir kut sayılır.

*OSMANLILARIN BAĞIMSIZLIK DURUMU

A.Selçuklu Devleti’nin yıkılış haberi Osmanlılara gelince, Oğuz Töresine göre bağımsızlık töreni yapılmıştır: “Herkes birer bire Osman Bey’in önünde diz çöktü. Onun verdiği kımızı alarak içti. Bu ona itaatın bir kanıtı idi.”(21)

Klâsik tarihlerimizde, 1299/1300 yılı Osman Bey’in bağımsızlık tarihi olarak da verilir. A.Selçuklu Sultanı III. Alâaddin Keykubat’ın gönderdiği davul ve sancak bağımsızlık belirtisi sanılmıştır. Beyliğin kuruluşuna esas olan bu tarih, bağımsızlık tarihi olamaz. Çünkü; (değerli hocalarım Aydoğan Demir ve Prof.Necmi Ülker’in farklı yıllarda belirttikleri gibi) aynı tarihte İlhanlı hükümdarı Gazan Mahmud Han, A.Keykubat’ı tahtından uzaklaştırıp, üç yıl Selçuklu tahtını boş bırakınca, devletin yıkıldığı düşünülmüş ve Osmanlı bağımsız sanılmıştır. Oysa ayın tarihlerde Osman Bey ve yerini alan Orhan Bey’in, İlhanlılara düzenli olarak vergi verdikleri bir gerçektir. Orhan Bey’in bazı paralarının arkasında İlhanlı hükümdarı “Sultan-ı Azam” diye kaydedilir. Vergi veren bir devletin bağımsızlığı söz konusu olamayacağına göre; Osmanlı Devleti’nin tam bağımsızlık tarihi, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın(22) çocuksuz öldüğü 1335 yılıdır.

Gerçekte Osmanlı Tarihlerinde birinci padişah sayılan Osman Bey, hükümdar olmayıp Türk ülkesinin kuzeybatısında bir uç beyi idi; kendisinin şimdiye kadar ne bir sikkesine ne de bir kitabesine rastlanmamıştır. Ahi’lerin nüfuzundan(etkisinden) yararlanan Osman Bey, planlı ve programlı faaliyetlerle sınırlarını genişletmiş, yaşadığı müddetçe Anadolu Selçukluları ile İlhanlılara tabi(bağlı) bir uç beyi olarak kalmıştır. Gerçekte ilk hükümdar Orhan Bey(1324-1362) olup, beyliğe alt ve üst kurumlarla devlet niteliğini kazandırmış, oğlu I.Murat imparatorluğa dönüştürerek, Sultan ünvanını almıştır.(23)

*Aradan asırlar geçti ve Osmanlı Devleti, üç kıtaya kök salan bir imparatorluğa dönüştü. Sonunda öncekiler gibi durakladı, geriledi ve parçalanma sürecine girdi. XX.yüzyıl başlarında başlayan bu süreç durdurulamadı. Bin yıllık Türk yurdu Batılılar arasında gizli antlaşmalarla paylaşıldı ve işgaller başladı. İç Anadolu bozkırlarına tıkılmak istenen Türk milleti, geçmişinden aldığı güçle yer yer direnişe geçti. Ama bu direnişler işgalleri durduramadı. Bir lider, bir kahramanın gerekliliği ortaya çıkmıştı ve herkes o kahramanın harekete geçmesini bekliyordu. Dağılan Osmanlı Ordusunun çok değerli komutanları vardı, ama hiçbiri sorumluluğu yüklenmeye aday değildi. Çünkü milletin gözünde onları kut kılacak bir başarıları yoktu. I.Dünya Savaş’ında yararlıkları olmuştu, ama savaş yenilgiyle sonuçlandığından hiç biri aday olamazdı. Tek bir kişi savaşta kut’unu almıştı: Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa… Beklenen lider harekete geçip, birliği sağladı ve Türk’ün bağımsızlık destanını başlattı.

Bu duruma bakıp, Türkiye Cumhuriyeti Çanakkale Savaşı’nda kuruldu diyebilir miyiz? Hayır…

SONUÇ

Bizim tarihimizde bir devlet oluşumunun sembolleri bellidir. Osmanlı Beyliği, Söğüt’te 1299’da kuruldu, 1335’te tam bağımsız oldu. Orhan Bey döneminde Bursa’nın 1326’da fethinden sonra kurulan teşkilâtla devlet, Sultan I.Murat döneminde imparatorluk oldu. Yeni buluntu denen savaşla ilgili Bizans belgesi, sadece Osman bey’in ününün arttığını belirtiyor. Öğrenciliğimden beri Koyunhisar Savaşı’nı biliyorum. Burada bir yorum farkı var, bazılarının iddia ettiği gibi yeri yerinden oynatacak, hiç bilinmeyen bir belge değil… Yalovalılar bir etkinlik istiyorsa, ilk zekâ testinin uygulanmasına, ilk kâğıt fabrikasının kuruluşuna, ilk gümüş paranın basılmasına sahip çıkabilirler; ama Koyunhisar (Bafeus) Savaşı’ndan 19 yıl sonra 1321’de fethedilen merkezlerini beyliğin kuruluş yeri olarak gösterip, 727 yıldır Kuruluş Şenlikleri düzenleyen Söğüt’lülerin hakkını yemesinler…

Son sözü, Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan’a bırakıyorum:

“<ı>Tarih bir belge okuma ve yorumlama ilmidir. Herkes yorumunu yapacak ve nihayetinde sular durulacaktır. Hakikat ne ise o şekilde de tarih kayıtlarında yer almalıdır. Hiçbir şekilde magazin konusu yapılmamalıdır. Bu iddialar, ülkemizde her konuda olduğu gibi maalesef bu konuda da magazine kurban edildi'' (24)

***

Dip notlar

12-Abdülkadir İnan: Eski Türk Dini tarihi, s.16, MEB. İstanbul-1976
13-W.Bang-G.R.Rahmeti : Oğuz kağan Destanı, s.1-7, MEB. İstanbul-1970
*-Bu anlayış bütün Doğu ve Batı efsanelerinde geçer.
14-Muharrem Ergin: Orhun Abideleri, 6.baskı, s.33, 77, İstanbul-1978
*Yukarıdaki sözler ve Göktürk adı, Türk deyiminin XX. yüzyılda kullanıldığını ileri sürenlere bir şamar sayılır…
15-Osman Turan: Selçuklular ve Türk-İslâm Medeniyeti, s.86-109, 3.baskı, İstanbul-1980
*Hükümdarlık alâmetleri ve âdetleri için bkz: M.Altay Köymen : Tuğrul bey ve zamanı, s.74-93, MEB,
İstanbul-1976
16-H.Basri Karadeniz:Türklerde “Kut” kavramı ve Osmanlılar’ın Kutsiyet Elde Etme Çabaları, http://www.akademikbakis.org/pdfs/7/kutahya.pdf
17-A. de Lamartine: Türkiye Tarihi-Aşiretten Devlete, Çev: M.R.Uzmen, C.I, s.44, 1001 T.Eser, İstanbul-1974, Lamartine bu rüyayı Ertuğrul Gazi’ye ait gösterir.
18- Mehmed Neşri: Kitâb-ı Cihan-Nümâ kitabında rüyayı şiir halinde çok güzel anlatır. Haz: F.Reşit Unat-M.Altay Köymen, TTK, Ankara-1949
*Osmanlı tarihi ile ilgili bütün kitaplarda geçen bu motifler, diğer tarihi rüyalarla toplu olarak bu eserde bulunabilir: H.Avni Yüksel: Türk-İslâm Tasavvuf Geleneğinde Rüya, s.260, İstanbul-1996
19-Basın
20-Hayrullah Efendi:Osmanlı Devleti Tarihi, Haz:Zuhuri Danışman, C.II, s.61-62, İstanbul-1971, İ.Hakkı Uzunçarşılı: Osmanlı Tarihi, C.I, s.119-121
21-M.Tayyip Gökbilgin: “Osman Gazi”, İslâm Ansiklopedisi, C.10, s.437
22-Güngör Dilmen’in; ünlü “Bağdat Hatun” oyunundaki İlhanlı hükümdarı .
23-İsmail Hakkı uzunçarşılı: Osmanlı tarihi, C.I, s.496, MEB, Ankara-1972
-Necmi Ülker: Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Bornova-1987

24-http://video.turk.net/video/izle/19596/Osmanli-Devleti-nin-Yalova-da-kuruldugu-iddiasi-BILECIK/

*NOT: Osmanlı devletinin kurulduğu XIV. yüzyıla ait, Anadolu’yu ilgilendiren kaynaklar oldukça yetersizdir. Daha önce değindiğimiz Karamanoğulları'nın Bursa'yı yakması nedeniyle Kuruluş Dönemine ait arşivler yanmıştı. Kaynakların çoğu bugün yazma halinde ve az sayıda bulunmaktadır. Başlıcaları;

- Astarâbâdh Azîz b. Ardaşîr; Bezm-ü Rezm
- Bedreddin Ayni; Târih-i Aynî
- İbn Hacer; ed-Dürer ül-kâmina
- Mahmud bin Muhammed Aksarâyî'; Musâmarat al-Akhbâr
- Niğdeli Kadı Ahmed;el Veled-ül şefik
- Reşidüddin; Cami'al-tavârih, Târih-i Ulcaytu, Subh al-a'şâ

*Anadolu ile ilgili olanlar;

*Anadolu ile ilgili olanlar;
- Ahmedi: İskendername
- Anonim: Selçukname
- Anonim: Tevarih-i Ali Osman
- Aşık Paşazade Tarihi
- Enveri; Düstürname
- Edebi ve tasavvufi eserler
- Eflaki: menakıpname
- Epigrafik ve Nümizmatik araştırmalar
- Evliya menkıbelerine ait mecmualar
- Karamani Mehmed Paşa Tarihi
- Münşeat Mecmuaları
- Oruç Bey Tarihi
- Şükrullah: Behçet’ül-Tevarih
- Vakıfnameler

papatya650, Muharrem Soyek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 228
Toplam yorum
: 1200
Toplam mesaj
: 138
Ort. okunma sayısı
: 2744
Kayıt tarihi
: 03.08.08
 
 

Emekli eğitimci, araştırmacı yazar, şairim. Ülkemin cennet ile cehennemi bir arada yaşadığı bir zama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster