Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '15

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
2742
 

Osmanlı Dönemi'nde eğitim sistemi - 6: "Halk mektepleri"

Osmanlı Dönemi'nde eğitim sistemi - 6: "Halk mektepleri"
 

Osmanlı'da, merkezin kontrolünde olmayan bir "Sıbyan mektebinde" eğitim alan öğrenciler...


OSMANLI'DA, DEVLETİN KONTROLÜNDEN UZAK EĞİTİM KURUMLARI....

HALK MEKTEPLERİ...

18. yüzyıla kadar, Osmanlı'da devletin, üstlendiği ya da kontrolünde olduğu "halka yönelik" bir eğitim görevinden söz etmek pek mümkün değildir...Halka yönelik eğitim, genelde vakıflar, hayır kurumları ve yöre halkının maddi ve manevi katılımları ile sağlanırdı...

18. yüzyıldan sonra, bu eğitim kurumları, devletin kontrol ve denetimi altına girmiştir; ama, bazı değişikliklerle, kendilerine özgü varlıklarını İmparatorluğun sonuna kadar sürdürmüşlerdir...

Bunlar : "Tekke ve zaviyeler", "Sıbyan mektepleri" ve "medreseler"dir.

-- Tekke ve zaviyeler :(1)

Genel eğitim sistemi ve kurumları dışında olmakla beraber, Osmanlı toplum yaşamında, imparatorluğun çöküşüne kadar etkin olmuş kurumlardır. Bunlar, genelde tarikat şeyhi ve müritlerin yaşadıkları, ibadet yaptıkları ve tarikat törenlerinin düzenlendiği yerlerdi. Bunların şehir ve kasaba içindekilerine "tekke", tarikat bağlılarının yolculuk sırasında konakladıkları, ibadet ve ayin yaptıkları taşradakilerine "zaviye" denirdi.

Giderleri, vakıflar tarafından karşılanan tekke ve zaviyelerin, İslam dininin yayılmasında ve özellikle fethedilen ülkelerin halklarını gönüllü olarak Müslümanlığı benimsemelerinde büyük payları olmuştur. Bu pay, en çarpıcı bir şekilde, Anadolu'nun İslamlaştırılmasında ve İslam dinini Balkanlara yayılmasında görülmüştür.

Ayrıca, Türk kültürü, folkları ve edebiyatının canlılığını sürdürmesi ve geliştirilmesi; İslam ilkeleriyle Türk törelerinin uzlaştırılmasında tekke ve zaviyelerin önemli katkıları olmuştur. Özellikle tekkeler, dinsel işlevleri dışında birer eğitim, öğretim ve sanat kurumları olarak pek çok sufi,  bilgin ve sanatkarın yetişmesine olanak sağlamışlardır. Bazı tekkeler, spor çalışmalarıyla da tanınmış ve buralarda çok sayıda sporcu yetişmiştir.

1882'de yapılan bir sayıma göre, yalnızca İstanbul'da 260 tekke olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'nin çeşitli yörelerinde varlıklarını sürdüren tekke ve zaviyeler, Cumhuriyet Dönemi'nde, toplumsal ve kültürel etkinliklerinin yozlaştığı gerekçesiyle 1925 yılında kapatılmışlardır.

-- Sıbyan Mektepleri :

Bu mektepler, Mekteb-i Sıbyaniye de denilen geleneksel "mahalle mektepleri" olarak nitelenebilecek ilköğretim kurumlarıdır...Çoğu, cami ve hayır kurumları ile iç içe ya da yan yana bulunan bu okulların giderleri vakıflarca ya da mahalle halkının yardımları ile karşılanırdı. Bu mekteplerde  4-6 yaş grubundaki çocuklar karma olarak eğitim görürlerdi.

Taşradaki sıbyan mektepleri, genellikle  cami yanında açılır ve dersleri de cami hocaları; medrese olan daha büyük yerleşim yerlerinde ise medrese ile birlikte kurulur ve dersler de Medrese bitirmiş olanlar tarafından verilirdi.

Bu mektepler, genelde tek derslikti. Okutulan dersler; İslam'ın temel  bilgileri, Kuran, ilmihal ve hesaptı. Bu okulların amacı, öğrencileri okur-yazar yapmak ve onlara hatim indirtmekti. Yetenekli olanlara Kuran ezberletilir ve hafız olmaları sağlanırdı.(2)

Sıbyan mekteplerinin verdiği yetersiz -- ancak o zamanın toplumsal ve kültürel yapısına ya da gelişmişliğine göre, halk nezdinde belki de tatmin edici-- eğitimine karşın öğretmenin sosyokültürel ve toplumsal işlevi ve ailenin öğretmene verdiği değer dikkat çekicidir. Ailenin, çocuğunu "et senin kemiği benim" diyerek öğretmene teslim etmesi bu değeri yansıtır.

Sıbyan mektebi öğretmeni ile  çevre halkı  arasında oluşan imrenilecek bir saygı, anlayış ve işbirliği havası, öğretmeni çevre halkının bir bireyi haline getiriyor ve öğretmen de ilk fırsatta köyden kaçmayı düşünmüyordu.(3)

Sıbyan mektepleri, Tanzimat Dönemi'nde, bu okulların bir ileri kademesi olan "iptidai" adı verilen 3 yıllık ilköğretim benzeri mektepler de açılmıştır. Bu mektepler, 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkıncaya kadar, özellikle ülkenin kırsal kesimlerinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.

-- Medreseler :

Osmanlı toplumsal ve kültürel yaşamında önemli bir yer tutan ve hatta Osmanlı bilim hayatını yönlendiren "medreseler" üzerinde biraz fazla durmak gerekir.

Genellikle, bir avlu çevresinde sıralanmış odalardan meydana gelen ve anlamı "ders çalışılan yer" demek olan "medrese", sonraları camilerle ilişkili hale getirilince, "dine dayalı bilgilerin okutulduğu mektep" olarak anlamlandırılmıştır.(4)

Medrese, Osmanlı'ya Selçuklular yoluyla geçmiştir(5)...Kuruluşundan 18. yüzyıl sonlarına kadar, Osmanlı'da  tek ve en yüksek derecede eğitim yapan kurumlar medreseler olmuştur.

İlk Osmanlı medresesi, 1331 yılında, "İznik Orhaniyesi" adıyla, Orhan Gazi tarafından kurulmuştur. Daha sonra, imparatorluğun büyüme sürecinde, değişen yönetim merkezlerinin aynı zamanda bilim merkezi olması düşünüldüğü için, hükümdarlar, devletin ileri gelenleri ve bilim adamlarının girişimleri ile daha birçok medrese açılmıştır. Medreselerin, padişahlar tarafından yaptırılanlarına "Sultani"; devletin ileri gelenleri, bilginler ve varlıklı kişilerin yaptıklarına da "Hususi" denmiştir.(6)

Yabancı dil bilen, Yunan felsefesini ve tarihini okumayı seven; farklı din ve mezhep mensuplarını koruyan; onların tartışmalarını dinleyecek kadar geniş görüşlü olan; İstanbul'u, yalnızca Osmanlı İmparatorluğu'nun değil; doğu İslam dünyasının da bilim merkezi yapmayı düşünen Fatih Sultan Mehmet, "İstanbul'un fethini  müteakip buradaki sekiz kiliseyi derhal medreseye çevirmiş ve ilk defa günümüz diliyle bir fakültenin temelini atmıştır"(7)

1556'da, Kanuni Sultan Süleyman'ın, kurduğu Süleymaniye Külliyesi, Osmanlı eğitim ve öğretim yaşamında önemli bir adım olmuştur. Süleymaniye camiine ilaveten, hadis öğrenimi için "Dar-ül Hadis"; tıp öğrenimi için "Dar-ül Tıp Medreseleri"(Osmanlı'da ilk kez) ile bunların dışında ilahiyat, hukuk ve edebiyat öğrenimi veren 4-5 "genel medrese", bir "sıbyan mektebi", bir kütüphane, eczane, Dar-ül Şifa, hamam, imarethane, misafirhane gibi diğer kolaylıkla tesislerinden oluşuyordu.(8)

Medrese öğreniminde en önemli yeri Arapça alıyordu. Anadil olan Türkçe okutulmuyordu. Okutulan kitaplar da genellikle Arapça idi. Serbest tartışmaya, düşünce özgürlüğüne, gözlem ve deneye yer verilmiyordu. Öğrenim çoğunlukla ezbere dayanıyordu.(9)

Medreseleri bitiren öğrencilere, bugünkü diploma yerine geçen "icazet belgesi" veriliyordu. Bu belgeyi alanlar, sıraları geldiğinde --kendi isteklerine göre-- "müderrislik" veya "kadılık" görevlerinden birine atanabiliyorlardı.(10)

Genellikle, halk çocuklarına açık, vakıf sistemine dayalı olan ve öğrencilerinin her türlü ihtiyacının parasız olarak karşılandığı, hatta kendilerine ihtiyaçları için harçlık dahi verildiği medreselerin bu özelliği giderek azaldı. 17. yüzyıldan sonra, bugünün tabiri ile "laçkalaştı". Örneğin "müderrislik" hiçbir değer aramadan bir rütbe, ulema çocukları için bir imtiyaz haline gelmiş; daha doğdukları gün çeşitli rütbeler alan bir "beşik uleması" sınıfı üretilmiştir...II. Abdülhamit döneminde çıkarılan bir kanunla, medrese öğrencileri askerlik yapmaktan muaf tutulunca, medreseler "asker kaçağı" yuvası haline gelmiştir.(11)

Ziya Paşa, 1868'de yazdığı bir makalesinde, medrese öğrencileri için, "Bunlara Arapça bir gazete verseniz, sözlük kullansalar dahi saatlerce anlam çıkaramazlar; Fıkıh ilminden bir soru sorsanız cevap veremezler; politikadan söz etseniz, dünyada İngiltere, Fransa, Amerika gibi memleketler olduğunu bilmezler"(12) diye yazmıştır.

Medreseler, bütün bu olumsuzluklarına rağmen, imparatorluğum kuruluşundan 20. yüzyılın başlarına kadar, ülkenin toplumsal hayatının, bir şekilde--olumlu ve olumsuz-- yönlendirilmesinde rol oynamışlardır. Şeyhülislamlık, kadılık, müftülük ve naiplik gibi makamlar medreseliler tarafından işgal edilmiştir. Her dereceden öğretmenler gene medreseden yetişmiş ve ülkenin okur yazar sınıfını, eğitim ve öğretim bakımından medrese biçimlendirmiştir.

Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde, bazı ileri görüşlü devlet adamı ve bir kısım aydınlar durumun farkına varmışlar ve kurtuluşu, yaşadıkları dönemde, çağdaş gördükleri Batı'ya yönelmede, Batı gibi olmada ve Batı'ya benzemede görmüşlerdir.

x       x      x

Bu nedenle, ben de, 6 blogdan oluşan bu bölümü burada bitiriyor ve "OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİNDE YENİLEŞME" başlıklı "ikinci ana bölüm"e geçiyorum...

Devam edecek...

cdenizkent

22-Nisan-2015

---------------------  :

(1) "Tekke", Büyük Larousse, cilt-22

(2) Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Cilt-6, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayını, 1988, s.171

(3) İlhan Başgöz, Türkiye Cumhuriyeti'nde Eğitim ve Atatürk, İstanbul: 1965. ss.16-18

(4) Mustafa Bilge, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul: Edebiyat Fakültesi Yayını, 1984, s.1

(5) İlhan Başgöz, A.g.y., s. 21

(6) "Medrese", Büyük Larousse Cilt-15 ve "Osmanlı'da Eğitim", Cilt-17

(7) İ. H. Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, cilt-II, s. 583

(8) Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, Ankara: Ankara Üniversitesi Yayını, 1982, s. 49

(9) Nüzhet Gündoğan, Tanzimat-1, İstanbul: Maarif Matbaası, 1940,  s. 469

(10) İ. H. Uzunçarşılı, A.g.y., ss. 587-588

(11) Enver Ziya Karal, A.g.y. Cilt-7, s.141

(12) Belleten, sayı.7-8, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1938, s.413

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 937
Toplam yorum
: 2432
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1382
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster