Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
191
 

Osmanlı yazı dizisi - 7

Osmanlı yazı dizisi - 7
 

Enderun;

Osmanlı Devletinde XV. asır ortalarından itibaren medrese dışında en köklü ve sağlam ikinci eğitim kurumu Enderûndu. Sarayın, Enderun halkını, devşirme denilen bazı Hıristiyan tebaa çocukları veya harplerde esir alınıp yetiştirilen gençler meydana getiriyordu.

Bunlar, devşirme kanununa göre sekiz ila on sekiz yaşları arasında toplanıp önce Enderun dışındaki Edirne Sarayı, Galatasaray ve İbrahim Paşa Sarayı gibi saraylarda terbiye ve tahsil görüp Türk-İslâm âdet ve geleneklerini öğrendikten sonra Enderun’daki ihtiyaç ve kıdemlerine göre yeni saraydaki küçük ve büyük odalara verilirlerdi. Bunlar, burada da tahsile devam edip saray adap ve erkânını öğrendikten sonra yeteneklerine göre Seferli, Kiler ve Hazine odalarından birisine çıkarılırlardı. Bundan sonra da en mümtaz oda olan Has oda gelirdi. Kiler ve Hazine odasındaki eskiler, yani kıdemlilerin seçmeleri münhal vukuunda (boşaldığında) buraya verilirlerdi. Veya zamanları gelince kapıkulu süvarisi olarak dışarı çıkarılırlardı. Bu odaların en ilerisi ve mümtazı olan Has oda idi ki, asil Enderun ağaları bunlardı. Gerek devşirme sistemi, gerekse İç oğlanları hakkında aşağıdaki bilgiler konuya daha bir açıklık getirecektir. Devşirme olarak alınıp sarayda uzun müddet hizmet ve terbiyeden sonra devletin muhtelif makamlarına namzet olarak yetiştirilen çocuklara, İç oğlanı denirdi.

Rivayete göre Osmanlı sarayında İç oğlanı istihdamı Yıldırım Bayezid zamanından itibaren başlamıştır. İç oğlanlarının bedenî eğitimlerine de önem verilirdi. Ok atmak, mızrak kullanmak, cirit ve çomak oynamak, binicilik gibi hareketler, o dönem için baslıca bedenî hareketler olarak kabul ediliyordu. Bundan dolayı bunlar kuvvetli, çevik ve dayanıklı olurlardı. Bazen odalar arasında müsabakalar yapılırdı. Bunlar, mensup oldukları odalara göre hizmet ve sanat öğrenirlerdi.  Öyle anlaşılıyor ki, İç oğlanları II. Murad zamanına kadar silah eğitiminden başka eğitim görmüyorlardı. Bu dönemde saray, Osmanlı Devleti'nin kültürel, siyasî ve askerî gelişiminin ana yönlerini belirleyen önemli bir faktör olmuştur.

Bu bakımdan saray, en parlak ilim merkezlerinden biri haline gelmiştir

Harem;

Topkapı Sarayı’nda ikinci avlunun solunda Divan-i Hümayunun arka kısmında yer alan Harem-i Hümayun, genellikle Haliç’e nazır çeşitli sofalar, koridorlar, daireler, odalar, çeşmeler ve hizmet binalarından meydana gelmekte idi. Buraların üzerleri kubbeler ve tonozlarla örtülüydü. Duvarları en değerli çini ve mermerlerle kaplı olduğu gibi en güzel kitabe ve yazılarla da süslü idi. Gerek mimarî form, gerekse bezemeleri açısından yüzyılları burada iç içe ve yan yana görmek mümkündür. Harem, Osmanlı padişahlarının hususi evi konumunda olan binalar manzumesidir. İslâm dünyasında eskiden beri yaygın olarak bilinen bir terim olarak harem, sarayların ve büyükçe evlerin sadece hanımlara tahsis edilen bölümü ve selamlığın mukabili olarak kullanılmıştır.

Topkapı Sarayı da Osmanlı padişahlarının sarayı olduğundan, Padişahîn aile efradı ve onlara hizmet eden kadınlara tahsis edilmiş bölümüne Harem-i Hümayun denilmiştir. Haremin (aile) reisi ve efendisi Padişah olduğuna göre buradaki hiyerarşi ile mevcut binaların konumu, tefrişi, mesafeleri hep hünkâr dairesi esas alınarak belirleniyordu. Böylece valide sultan, hasekiler (kadın efendiler), Şehzadeler, Padişah kızları (sultanlar), ustalar, kalfalar ve cariyelerin daireleri belirli bir tertip içerisinde yer alıyorlardı. Harem halkını, Padişah, Valide Sultan, Padişah hanımları, Sultanlar ve Şehzadeler gibi haremde hizmet edilenler ile ustalar, kalfalar, cariyeler seklinde hizmet edenler olmak üzere iki grupta değerlendirmek mümkündür.

Ak ve kara hadım ağaları;

‘Ağa-i Bâbu’s-Saâde’

Denilen kapı ağası, hadım ak ağalarından olup yeni sarayın baş naziri ve ‘Bâbu’s-Saâde’nin âmiri idi. Başka bir ifade ile bunlar, Osmanlı sarayının
 

‘Bâbu’s-Saâde’

Denilen kapısını muhafaza ile vazifeliydiler. XVI. asrin sonlarına kadar sarayın en nüfuzlu ağası Bâbu's-Saâde veya Kapı ağası idi. Ata tarihinde belirtildiğine göre Kapı ağalığı ile Hazinedar başılık, Saray ağalığı ve kilerci başılık, Sultan İkinci Murad zamanında ihdas edilmişlerdi.
 

Kapı Ağası, Harem'in en büyük zabiti durumunda idi… Kapı Ağasının emrindeki Ak hadımlar, sarayın kapısını muhafaza etmekte olup sayıları otuz civarında idi. Kara Hadım Ağaları ise kadınların bulunduğu harem kısmında vazife görüyorlardı. Kara hadımların en büyük âmirine ‘Dâru’s-Saâde Ağası’ veya ‘Kızlar Ağası’ denirdi. Bunlar harem kısmında bulundukları için kendilerine "Harem Ağası" da deniyordu.
 

Osmanlı yazı dizisi – 7-

Nazan Şara Şatana.

 

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

http://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4728
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster