Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1137
 

ÖSO, Türkiye ve Diğerleri

ÖSO, Türkiye ve Diğerleri
 

Televizyonlarda bir ÖSO tartışmasıdır gidiyor da bu insanların birçoğunun nasıl böyle düşünebildiklerini anlamakta zorlanıyorum. Bu da ister istemez insanın aklına farklı şeyler getiriyor.

*Türkiye güneyinde Irak ve Suriye ile komşu Türkiye’deki insanlar Irak ve Suriye’deki insanlarla akrabadır.

*Türkiye ile söz konusu ülkelerin sınırları iki ülke diplomatı tarafından ve Sykes-Picot (İngiliz ve Fransız) tarafından ileride sorun oluşturması kesin olmak üzere ve planlanmış, hesaplanmış hileli bir sınır olarak tasarlanmıştır.

*Suriye’den birçok ismi Çanakkale’deki şehitlikte, emperyalizme karşı şehit olan Konyalı, Balıkesirli, Kastamonulularla birlikte Şamlı, Halepli birçok ismin varlığına tanık olunur. Suriye’deki insanların aralarında kan bağları, akrabalık ve tarihi bağlar vardır ve bu bağları bu savaş başlamadan önce sınır bayramlaşmalarından hatırlayabiliriz.

*Suriye 1947 yılına kadar, Fransız işgalindeki Cezayir gibi bir  sömürgesiydi. Fransızlar söz konusu bölgeden 1947 sonrası değişen dengeler sebebiyle ayrıldılar. Ancak fiziki ayrılık Fransa’nın gerçekte bölgeden ayrılmadığı gibi söz konusu bölgede Türkiye karşıtı bir yönetim inşa etmiş ve Abdullah ÖCALAN yıllarca Suriye’de Şam’ın himayesinde palazlandı, Amerika, Fransa, Rusya, İngiltere, Yunanistan hatta Almanya’dan himaye, destek görmüş ve görmeye de devam etmektedir. Söz konusu ülkelerden Rusya ve Yunanistan haricindeki ülkelerin ülkemizde askeri üsleri, hâkimiyet alanları, okulları, emperyalizmin her türlü eli ülkemizin üzerinde ciddi baskısı ve göz ardı edilen baskı kuruluşları özenle gözlerden saklanmakta asıl sorunlar tam da aslında bunlar olduğu halde hiçbir kimse bu sorunlara el atmaya, söz söylemeye cesaret edememektedir*

*Suriye’den ülkemize savaştan kaçarak gelen insan sayısı üç milyonun üzerindedir. Bu insanlar arasında Türkmenler, Araplar ve Kürtler olmak üzere birçok insan gelmiştir. Suriye’den kaçan insanlar arasında Avrupa’da akrabaları olanlar,  özel yetenekleri olanlar özel olarak seçilmek suretiyle Avrupa’ya gittiler. Avrupa ve Avrupa’nın kumandanı olan Amerika Suriye’de savaşı başlattı ve Suriye halkının Avrupa’ya gitmesini önlemek üzere bizi Avrupa’nın kapısında bir şekilde Suriyelilerin Avrupa’ya gitmesini önlememizi buyurdular, bize verilen bir görev Avrupa’da çeşitli ülkelerin beyanlarıyla söz konusu görevi fevkalade bir şekilde yaptığımızı gösteriyor. Buna kanıt olarak; Bulgar, Yunan, Macar ve diğer devlet yetkililerinin açıklamaları gösterilebilir.

Bir mahallede komşu evlerde yangın çıkarsa ve bu evler birbirine yakınsa komşuluk hakkı gereği, komşudaki yangını söndürmek, söndürmeye çabalamak akıl gereğidir. Komşudaki yangını söndürmek gerek. Yoksa komşudaki yangın diğer komşuya da sıçrar. Komşudaki yangını söndürmeye çalışan insanlarınızın yanında elbette evinde yangın çıkanların da yangını söndürme çalışmasında görev yapması, canla başla çalışması beklenir.

Suriye mevzusunda insanlarımızın, aydınlarımızın, yorumcuların bu kadar farklı düşünce ortaya konmasını anlamak mümkün değil. Suriye’den Türkiye’ye gelen insanların geçmişleri, mirasları malları mülkleri kendilerine ait neleri varsa onları terk ettirmek suretiyle Türkiye’ye gelmelerini anlıyoruz. Ancak bu savaşı başlatanların Türk insanına, Türk maliyesine yığdıkları sorunlara karşılık malların başkalarına kalması, toprakların oraya yerleştirilen insanlara hediye edilmesi kabul edilebilir mi? Türkiye en nihai hedef olarak Suriyeli mültecilerin Suriye’ye yerleştirilmesini Türkiye’ye yerleşmek zorunda kalan insanların Suriye’deki haklarına kavuşmalarını amaçlıyor ve açıklamalara göre; Türkiye’nin Suriye üzerinde emperyalistler gibi amaçları yok. Sorun çözülsün, haklılar hakkına kavuşurken, sınırlarımıza yeni ihlaller yapılmasının önüne geçilmesine ek olarak yıllarca bir ailenin gayr-i demokratik usullerle devletin tek ve mutlak sahibi olmasını da kabul etmemesi makul ve mantıklı. Hâlihazırda Esad’ı savunanların, mevcut Esad’ın babasının yıllarca Suriye’den Türkiye’ye kan ve gözyaşı gönderdiği, her Hatay’daki ovaları sular altında bırakmasını unutmamalılar. Suudi Arabistan’daki düzen ne denli antidemokratik bir yapı ise Suriye’deki yapı da Esad ailesiyle aynıdır ve emperyalistlerce himaye edilmektedir ve halkın hakkından ve demokrasiden söz edilemez. Aynı şekilde pek tabi günümüze kadar geçen süre zarfında zenginliklerin de aynı şekilde eşit olarak dağıtıldığına kimse şahitlik edemez.

Amerika kendi askerini kullanmaksızın Suriye’de operasyon yürütüyor. Kendi askerlerini asla riske atmaksızın bölgeyi planlıyor.

Rusya yine aynı şekilde Rusya da Suriye’de operasyon yürütüyor. İran yine Suriye’de bir başka operasyon yürütüyor. İran da, Rusya da sınırlı güç kullanmak suretiyle Suriye’de bir operasyon yürütürken belli emperyal amaçlar çerçevesinde orada bulunacaklar ve bunu alacaklarına kesin gözüyle bakılacak ancak ülkemiz kaynaklarını birlikte kullanmak zorunda kaldığımız biçare insanlar oradan kovulacak ve kendilerine ait olanları almayacaklar veya alamayacaklar bu kabul edilebilir değildir. Türkiye, Türkiye’de bulunan Suriyelileri akıllıca örgütleyip, Suriye’deki haklarını almalarına, aldıktan sonra ise birlikte karar vermeye en hakkı olan ülke Türkiye’dir! Ülkesine sayı ile Suriyelileri kabul edenlerin, zor zamanlarında yanlarında olmayanların Suriyelilerin geleceğinde söz sahibi olmamalarına yönelik derin ve kapsamlı planlar yapılmalıdır. Günümüz Suriye’si aslında Osmanlı’nın emperyalistlerce bölünmüş eyaletlerinden birdir ve günümüz Türkiye şehirleri neyse Osmanlı şehirlerinin yüz yıl önceki ayrılmış halidir. Bu şekliyle düşünüldüğünde iki sınır il olan Ankara (Kırıkkale dâhil) ile Çorum’un farklı ülkelere verilmesi kadar geçmişte benzer, komşu, akraba halklara farklı devlet kimliklerinin kendi halklarının iradeleri dışında, haksızca verilen sözde yapay kimliklerdir. Diğerlerinin hakkını, diğerlerinin haklılığına yönelik atılan her adıma hizmet edenler kesinlikle kötü niyetli olduğu gibi gayri millidir. Adil bir yaklaşım da değildir…

Suriye meselesine belki de bir de bu gözle bakmak gerekir. Irak’a da hatta tüm Ortadoğu’ya da. Elbette Suriye’deki çıkarlarına sahip çıkmak üzere Türkiye’de bulunan insanların ekmek yedikleri ülkenin yanında ve onların desteğinde her sahada birlikte rol almaları İngiltere, Fransa, Rusya veya ABD ile birlikte hareket etmelerinden daha doğal ve adil bir şey olamaz. Esad’a yatırım, geçmişte bıçak kemiğe dayanınca sınırdan yapılan uyarıları geçersiz, Hafız Esad’ın Abdullah Öcalan’ı himayesini de haklı çıkarmak, bir halkın yüzde onunun diğer yüzde doksanına antidemokratik bir şekilde hükmetmesine onay vermek olurdu.

*O halde çoğunluğa azınlık hükmedemez. Mutlaka demokratik ve haklının hakkını alabildiği bir düzen,

**Herkese oy hakkı,

***Herkese toprak hakkı,

****Herkese eşit vatandaşlık hakkı,

*****Şeffaf seçim sistemi,

Terör örgütlerinin ülkeden elini eteğini emperyelist güçlerle birlikte Suriye’yi terk ettiği bir Suriye,  Türkiye’deki aklı-selim her insanının özlemi ve niyeti olmalıdır…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar Sayın Yazarım. ÖSO, konusunda kaleme aldığınız makalenizi okudum. Gerçekleri dile getirdiğiniz için kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Ancak makalenizde söz konusu ÖSO'nun da nasıl yapılandığı konusunda bir açıklama göremedim. Cahil bir toplum olduğumuz kaçınılmazdır. Suriye ve Irak sınırının ileride sorunlar çıkarılmak üzere Fransa ve İngiltere tarafından nasıl hileli bir sınır tasarlandığı konusunda ülkemiz insanlarının bir çoğunun bilgisi bulunmamaktadır. Komşuda yangın varsa, elbette bu yangının diğer komşular tarafından södürülmesi için müdahale edilmesi kaçınılmaz bir davranıştır. ÖSO'ya itiraz edenlerin bir diğer itiraz sebebinin altında, ÖSO'nun ileride süngülerini Türkiye'ye çevirebilirler korkusunun yattığını sanmaktayım. Selam ve dualarımla.

Recep Altun 
 01.02.2018 9:48
Cevap :
Suriyeliler ülkelerinden kovulmuş sahipsizlerdir.Ancak onları bu duruma kimlerin düşürdüğünü biliyoruz. Bizim olayda halk olarak bir dahlimiz yoktur, terör ortamının yok olması, günübirlik geçişler ve Türk iş adamlarının oralarda Arap Baharı denilen organizasyon başlamadan önce ticaret amaçlı bürolar açtıklarını ve ticaret yaptıklarına şahidiz. Keşke bu olaylar hiç başlamasaydı ama başladı ve azınlığın iktidar olduğu halk orada diğerleri de ülkemize sığındı. Bu durum bana evden çeyizi, malı mülkü her şeyini bırakıp komşusuna sığınan bir insanı düşündürtüyor. Bu kimselerin mallarına kavuşmaları komşuları olarak bizlere mutluluk verir. Aksi halde bizdekini onlarla paylaşacağız. Bunu yapmazsak onlara ait haklar Ruslara, Amerikalılara tabiki İsrail'e yar olacak. Diğerleri ise bu amaçlara aracılık edecek komisyoncular. PKK da yıllardır aynı işi Türkiye aleyhine, farklı şekillerde, kılıklarda yapıyor.  01.02.2018 18:11
 

Suriye'de "mutlaka demokratik ve haklının hakkını alabildiği bir ne düzen" istiyorsunuz. İyi güzelde bu sözüinü ettiğiniz "demokratik ve haklının hakkını alabildiği düzen" nerede var ki Suriye'de de olsun diye soruyor musunuz? Böyle ütopik bir düzen dünyanın hiç bir köşesinde yok. Ne Türkiye'de ne de her hangi bir emperyalist devlet de eşi benzeri olmayan böylesine bir düzenin Suriye'de tesis edilmesi pratik olarak söz konusu olamaz. Selamlar

Matilla 
 01.02.2018 8:48
Cevap :
Avrupa'nın layık olduğu, yaşadığı düzeni Suriyelilere layık görmek, o amaçla orada bulunmak, yapılacak birçok faaliyetimizde bize haklılık kazandırabilir.  01.02.2018 18:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1127
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster