Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1606
 

ÖSS

ÖSS
 

Bir Öğrenci Seçme Sınavı daha bitti. Ama kaygılar bitmedi. Anneler kaygılı, babalar kaygılı, öğrenciler kaygılı. Sonuçlar belli olacak bu kaygı biraz daha artacak. Bir yüksek öğrenim kurumuna yerleşemeyen öğrencilerde kaygı, başaramamanın ezikliğine dönüşecek. Büyük çoğunluk bir kenara itilmiş olacak. Yüzlerce gencimizin yeteneklerinden toplum olarak yararlanma derecemiz, ya düşecek ya da tamamen kullanılamayacak. Bir yüksek öğrenim kurumunu kazanabilmiş olanlar da tercihler için koşuşturmalar başlayacak ama kaygılar gene sürecek. Çünkü seçilmiş olan bölüm genellikle öğrencinin yeteneklerine yönelik olmayacak. Bir süre sonra kaygılar mutsuzluklara dönüşecek.

Bütün bunların sorumlusu kim? ÖSS mi? Sınavın kalitesi ve niteliği mi? Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi mi? Dershaneler mi? Öğrenci sayısının çokluğu mu?

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin hakkını baştan vermek gerekli. Gerek soruların hazırlanışında, gerek uygulamada, gerekse genel düzenlemelerde ufak tefek eksiklikleri bir yana bırakırsak eğitim alanında işini layıkıyla yapan bir kurum olduğunu kabul etmek zorundayız. Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi son yirmi yıldır bozulan, görev yapamaz duruma getirilen kurumları düşünürsek kendi işini bütün zorluklara rağmen başarmaya çalışan bir kurum olduğunu söyleyebiliriz.

Burada, ÖSYM'den ziyade üniversitelerimizin kapılarını topluma ve toplumun sorunlarına açmadığını, sorunlara çözüm üretme ve toplumu ileriye doğru itme görevini yapmadığını belirtmekten geçemeyeceğim. Üniversitelerimizdeki topluma yönelik kıpırdanmalar bir an önce artmalıdır. Bunun eğitimde bir örneğini Anakara Üniversitesi TÖMER çalışmasıyla vermiştir. Bu da Mehmet Hengirmen gibi özverili kişilerin çabasıdır sadece. Halbuki yüz yıldır Oxford, Cambrıdge gibi dünya üniversitelerinin örnek eğitim çalışmaları herkesçe bilinmektedir. Nedenini, sevgili dostum, Prof. Dr. Fuat Bozkurt bilim çevrelerinin ortaöğretim sorunlarını küçümsediğini, basit gördüğünü belirterek açıklamıştır. Kendisi bu gerçeği bilerek, yılmadan özgün çalışmalarını sürdürmüş, dilbilgisi alanında eserlerini toplumumuza kazandırmıştır.

Sınavın niteliğinin artması, bilimsel çevrelerin çalışmalarının artmasına, ortaöğretim alanına yönelmelerine bağlıdır. Dershaneler ve öğrenciler ise belirlenen hedefe ulaşmak için hedefin amacına yönelik olarak çaba harcamak zorundadır. Dershanelerin ve öğrencilerin hedefin amaçlarını belirleme olanakları yoktur, belirlenen amaçları doğru okumak ve bu yönde çaba harcamak gayretindedirler.

Bütün bunlar işin bir yanı. İşin asıl sahibi, sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Ortaöğretim kurumları bakanlığa bağlı kurumlardır. Bakanlık neredeyse ortaöğretimde yok gibidir. Ellili yıllardan bugüne dek artarak devam eden bakanlığın bu olumsuz davranışları son yıllarda hat savhaya ulaşmıştır. Eğitimle ilişkileri sadece siyasi amaçlarını gerçekleştirme ve bireysel çıkar sağlama amacında olan yönetim kadrosu eğitim ve öğretimi bir kenara bırakmıştır. Var olan özverili öğretmen ve yöneticiler liselerden dışlanmak için her türlü çaba harcanmıştır, harcanmaktadır. Kaliteli öğretmen yetiştiren kurumlar bir bir kapatılarak öğretmen yetiştirme sorunu ortaya çıkmıştır. Eğitime yön veren bakanlık üst düzey çalışanları, Talim Terbiye Kurulu gibi kurumlar eğitimden anlamadıkları için sık sık değişime başvurulan yöntemlerle liselerimizi geleneksel lise ortamından uzaklaştırmışlardır. Ders programları ve ona bağlı olarak yazılan ders kitapları bilimsel verilerden uzak, eğitim geleneği birikimlerinden yararlanamayan bir yol izlenmiştir. İzlenmektedir. Felsefe, mantık gibi gençlerimizin, düşünmesine, sorgulamasına yardımcı olacak evrensel dersler dışlanmış, yazarlar ve eserleri yasaklanmış, bilim ve teknolojinin ilk nüvelerinin yaşandığı laboratuvarlar kapatılmış, resim, müzik, tiyatro gibi gençlerin yeteneklerini geliştirebilecekleri alanlar köreltilmiştir.

Liselerimizdeki bir başka eksiklik de, klasik liselerimizin zaman geçirilmeden sanat, bilim, teknoloji, meslek ve beceri geliştiren liseler biçimine dönüştürülmesidir. Bu hem gençlerimizin öğrenme ortamlarının mutlu mekanlara dönüşmesini sağlayacak, hem de yüksek öğrenime yönelmeyi kolaylaştıracaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, bütün bunları olumlu yöne dönüştürmesi için bilim, kültür ve sanat çevrelerinden yararlanması bir görevi iken, cumhuriyetin bu kurumlarını düşman gibi görmektedir. Bakanlığın bu bakışı sürdükçe liselerimizin sorunlarının çözülmesi mümkün değildir. Sorunlarını çözme becerisi olmayanlar, ya da çözmek istemeyenler başkalarını suçlamayı bir meziyet sanırlar. Bakanlık da kurumları suçlayarak kendi görevlerini toplumdan gizlemeye çalışmaktadır. Durum böyle devam etmemelidir. Sorumlu kurum yöneticileri toplumumuzun, özellikle yarınlarımızın sahibi olacak gençliğimizin evrensel değerlerle donanımlı, kendine güvenen, yeteneklerini her an geliştirecek başarılı, mutlu bireyler olmaları için gereken çabayı harcamalıdır.

Gençlik gelecektir. Ülkemizin geleceğini karartanları, geçlerimizin kendine güvenini yitirmiş, karamsar bir gelecek yaşatanları, ülkesini seven birileri olarak görmemiz olanaksız. Ülkesini seven insan, ülkesinin geleceğinin mimarlarını en iyi biçimde yetiştiren, evrensel değerlerle donatılmış bir gençlik yetiştirmesi gerekir.

Bu, aynı zamanda Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığın da bir göstergesidir.

Hasan Barışcan

hbariscan@milliyet.com.tr

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4187
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

1952 yılında Sivas- Asarcık Köyünde doğdum. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptım. Kabataş Er..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster