Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '18

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
832
 

Otomobilden Sonra: Kendi Uçağımızı Kendimiz Yaptık. Tam Uçuracaktık ki, Yakalandık.

Otomobilden Sonra: Kendi Uçağımızı Kendimiz Yaptık. Tam Uçuracaktık ki, Yakalandık.
 

İHA!lar becerikli çıktı. Kendimiz yapıyoruz şükür.


İzmir'in Cumhuriyet Gazetesi sayılan 'Demokrat İzmir' Gazetesinin Aydın muhabiriydim. Yönetmenimiz de Attila  İlhan'dı. Haber aldım ki bir oto tamircisi, atölyesinde 'Uçak' imal ediyor. Gittim baktım ki, koskocaman, tek kanatlı bir uçak, hangarda, dimdik ayakta duruyor.

Oto tamircisi Ahmet Usta, aylarca 'Model' uçak peşinde çalmadık kapı bırakmamış. Kimse o'na, akıl verememiş! Kağıttan uçaklar yapmış, minarelerin tepelerinden koyuvermiş...

Penceresinin önüne rüzgarda dönsün diye fırıldak yapmış.. Bu arada da  'Emmi oğlundan' pilotluk dersleri almağa başlamış.. Dağların tepelerinde çadırlar kurmuş. Kuşların uçuşunu kollamış. Rüzgarın yönünü,  şiddetini, hangi günler, hangi saatlerde kaç şiddetinde estiğinin 'Çetelesini' tutmuş. Hazarfen Efendi'nin hayatını incelemiş. Kütüphanelerden çıkmamış, Uçak' üzerine ne varsa hatmetmiş.. Çizimler yapmış.. Hesaplar yapmış..

       Ben gittiğimde, Ahmet Usta, uçağın kuyruğu ile meşguldü. Benim derdim ise, olayı haber yapmaktı. Dedim böyle böyle. Çok sevindi yazık. “Meşhur olacağım desene” dedi.

       Rakip gazetelerin muhabirleri görmesin diye, hangar gibi yerin  kapısını, çarşaflarla örttük. Gerçi araba yapıp, benzinini koymayı unuttuğumuz da oldu ama,  hayatta bir araba yapabilmiştik vaktiyle. Şimdi de  kendi otomobilimiz kendimiz yapacağız. Ama o günden beri de tık yok bu konuda. Olsun varsın. Bu uçak önemliydi. Kendi uçağımızı kendimiz yapacaktık. Ne güzel olacaktı. Yerli uçak imalatçısı, ilk uçağını uçuracaktı.  Aydın-İzmir  Karayolu, hangara yakındı. Oradan asfalta çıkarılacaktı uçak. Yeter ki , karşıdan araba gelmesin.

      Uçağı, herkeslerden gizliyordum. Haber yayılırsa, benim  atlatma haber boşa giderdi sonra. Diğer muhabirleri de  atlatacaktım ki, deme gitsin.

       Her gittiğimde, uçağın bir şeylerini takıp takıştırıyordu ustamız. Bir yandan da düşünmeden edemiyordum. “Yahu bu uçak uçar mı?” diye. Ya hesapları yanlış yaptıysa? Ya motor havada durursa? Ya da asvalttayken  karşıdan vasıta geliyorsa?

       Benim derdim, asvalta çıkalım bir hele. Maksat, içindeki pilotu görüntülemekti. Bir de havadayken resimlemekti. Sahi  hadi diyelim havalandı. Nereye inecek? Nasıl inecek?

       Ahmet Usta. Çelik telleri o perçinliyordu uçağın kanadına. Ben de yardım ediyordum.. Anadol arabasının ön tekerleklerini söktük. Uçağa mont ettik. Uçak oldu “anadol uçağı” iyi mi! Pervane İzmir Bit Pazarı malıydı.

       Yalnız uçağın motoru yerine kondu ama, uçağın burnu, pat diye yeri  öptü. Ağır geldi. Çıkardık tabi. pancar motoru taktık. Gene olmadı. Kocaman bir kaya bulup, kuyruk kısmına koyduk, dengelensin diye.

       Bu sefer içime temelli kurt düştü. “Bu usta, ben ne diyorsam yapıyor. Nasıl da inanıyor. Hiç gık’ı da çıkmıyor” demekten kendimi alamadım.

       Sevgili arkadaşlarımın yüzünün alacağı şekil çok önemliydi. Hele bir uçak bitsin. Asfalta çıkaralım. Uçuralım. Oh keka! Resimleri İzmir’e bir koşu yetiştirecektim. Sükseye bak sükseye.

       Hürriyetin Aydın muhabiri Nuri Sevincek vardı. ' Hacı Leylek' adlı özel haberi ile hepimizin canına okumuştu. Arabistandan her yıl aynı yere gelirmiş bu leylek. Hangi akrabalarına uğruyor, nerelerde çiftleşiyor... Ne hediye götürüyor, dinlene dinlene nerelerde lak lak ediyor, kaç defa çiftleştiğini bile saymış. Taaa, Aydın' dan Nazilliye kadar ne halt etmişse resimlemiş leyleği nasıl takip etmişse.

        Hürriyet, böyle haberleri  çok sever. Kendisine takılırdık: “Ülen Nuri, ülen Nuri. Demek yemedin, içmedin, leyleğin peşinden kuş uçuşu sen de gittin ha. Takip için helikopter mi kiraladın n’aptın” derdik. O, muzip muzip güler, “  Kafa karıştırmayın” derdi.

       Demek oluyor ki, en mantıklısı,  o Hacı Leylek hep asvalt yolu takip etmiş Nuri’nin hatırına. Bizim Nurimiz de bisikletiyle bir hafiye gibi asfalttan takip eylemiş. İlahi Nuri. Üstelik, kaç defa çiftleştiğini bile saymış. Hiç aklımıza gelip de sormamışız “ Bu leyleğin hacca gittiğini nerden biliyorsun. Kendisi mi söyledi” dememişiz bre.

       Nuri herkesle ahbaptı. Leylekle mi olmasın. Rica etmiştir, asvaltı takip et diye.  Leylek n’apsın. “Meşhur olma uğruna” katlanacak elbet. Karşısındaki bir deli. Kuş uçuşunu bırakmış, asvatta pararlel uçmuştur.

       Haber Hürriyette çıkacak. Leylek meşhur  olacak. Nuri de sebeplenecek. Günlerce bizimle alay etme fırsatı yakalayacak. Nitekim de öyle oldu. “Kuş uçuşu” denilen bir nesne vardır be yau!

       Ama bizim uçak, hakikiydi. Uçuracaktık. Yerden bir karış havalansa bile yeterdi benim için. Resimlemek için bir karış bile yeterdi. Yeter ki asfalta çıkaralım.

        Emmioğlundan pilotluk dersi almıştı Hasan Usta. Günlerce hava akımlarını kollamıştı. Bizim Nuri’yi çatlatıp patlatacağım için de ayrıca sevinçliydim. Hele bir bitsin. Hele bir uçsun. Görürdü o gününü. “Leylek uçurmağa”benzemezdi bu.

       Ahmet Usta,, 'Şimdi bana ödül vermeleri lazım' diyordu. Ve ilave ediyordu, 'Hazarfen Ahmet Çelebi'ye bir kese altın verilmişti, kanat takıp İstanbul Boğazı'nı geçtiği için. Sonra da bu adam, 'Akıllı ve becerikli' deyip sürdüler Cezayir'e. Orada öldü' diye de dertlenen Ahmet Usta: 'Benim adım da Aydın'lı Ahmet Çelebi olacak' diye... böbürlenip, bana da madalya verecekler” diyordu. Gazeteler  yazacaktı. Resimleri çekilecekti. Yemeden içmeden kesilmiş, hangarda yatar olmuştu Ahmet Usta. Bir uçma sevdalısıydı

       Beklenen gün çattı geldi. Hemen yanı başımızdaki asfalt yola çıkardık.. Uçağın burnu, rüzgara karşı harekete hazırdı.  Ustamız, bütün gece motoru çalıştırmış. Sabaha kadar durmamış. Testleri mükemmeldi.

        Usta uçağına kuruldu.  Gözleri sevinçten parlıyordu. Motoru çalıştırıp, bir müddet ısınmasını bekledi. Uçağın tekerlekleri daha ilk turunu yapmıştı ki, bir polis arabası gelip, uçağın önünde duruvermesin mi!

       “İşte şimdi hapı yuttuk”dedim. İçinden hışımla inenlerden birisi bağırıyordu: 'Sizlerde hiç akıl yok mu?' diye. “Kendi uçağımızı kendimiz yaparken yakalandık”  sizin anlayacağınız.

       Hoppala! Şimdi de akılsız olmuştuk. Çaresiz uçak hangara çekildi. İhtiyaten de pervanesini söktüler. Kendisini de karakola götürdüler: 'Karayollarını tehlikeye sokmaktan' Donmuş kalmıştık!

       Bir gazeteci  büyüğüm anlatmıştı. İki gazeteci Tokyo’ya  yollanıyorlar. 1964 Olimpiyatlarını takip için. Dönüşte, içlerinden birisi yurda dönebiliyor. Zira, bileti,  gidiş-dönüş almış. Dönüş için, iki arkadaş havaalanına geliyorlar ki, uçaklar dolu. Bizimkisi binip geliyor. Öbürü bir gün sonraki uçağa binebiliyor. Tabi, öbürü, haberi patlatıyor önden. İkisi de, sıkı fıkı  ama, diğeri, bileti gidiş dönüş aldığını saklıyor.

       Bu özel 'Atlatma haber' Türkiye'de bir tek bizde yayımlandı. Keyfimiz de yerindeydi amma!.. Onca emek... Onca hayal... Onca heves... Uçağın bir karış bile havalandığını görseydim bari, teselli olacaktım.

       Model uçak yapanların gönlünde, hep  uçmak var.  Evet!... İstikbal göklerdedir. Ata'mızın bu büyük sözü ile dünyada, pilotlarımızla nam saldık. Hazarfen Ahmet Çelebi, Atatürk'ün zamanında olsaydı, sultanın gazabına uğramaz, taaa 17. yüzyıldan günümüze kadar kim bilir havacılıkta nerelere kadar gelirdik... Ne harikalar yaratırdık.

       Görüyorsunuz.  Suriye Harekatında, insansız  İHA’lar,  harikalar yaratıyor. Tam not aldılar. Bize de imkan tanınsaydı, taaa o zamandan milli olacaktık uçak imalatında. Ama olmadı. Çabuk enselendik.

       Şimdi devir değişti. Atlatma haber  devri bitti. Kopyala yapıştır devri başladı. Zahmet yok, uğraş yok. Hizmet fikri yok. Önüne gelen kopyalıyor, hazıra konuyor.

       Bütün mesele şu: " Dur bakali, biz, ne zaman uçak tayyaresi yapacağız!"

       Ört ki, ölem !

Görüntünün olası içeriği: açık hava

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, ağaç ve açık hava

Otomatik alternatif metin yok.

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü ve açık hava

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, açık hava ve doğa

TAM UÇACAKTI Kİ...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava

BENDENİZ. EL SALLARKEN

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 863
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster