Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '20

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
69
 

OY YOLUNDA

   Sabah serinliğiyle, daha horozlar bile ötmeye üşeniyorken tek öğretmenli, büyük küçük tüm çocuklarının aynı sınıfta okuduğu köy okuluna zorda olsa ulaşmıştı. Taşlı yollarda bir kendisi birde köyün uyuz itlerinden başka kimse yoktu. Her yer zifiri karanlıktı. Köye elektrik ilk geldiğinde sokak lambasının düğünlerin bol olduğu köy meydanına takılmasına karar verilmişti. Yetkililerden her bir hanenin önüne direk sözü almışladı ama yıllardır ne soran nede uğrayan olmuştu. Köyün meydanında bulunan lamba camii, bakkal, berber  ve kahvehaneyi aydınlatacağına inanılmış ama yeşil direkli cılız lamba kendi direğini bile aydınlatamadığı gibi köylüyü deli eden hareketler yapmıştı. Bazı günler beş dakika yanar iki dakika söner, bazı günler yanarken cızırtılı sesler çıkarır, bazı günler hiç yanmazdı. Köylü artık ezberlemişti bu gün yanmaz meret derlerdi. Bu gün kırpıştık yanar, bu gün türkü çığırır derlerdi. Lambanın huyunu nasıl çözdüler bilinmez dilden dile aktarılmış bir sır gibiydi. Köylü de lamba da birbirine alışmış yılladır mutlu mesut yaşıyorlardı. Lambanın yanıp sönmelerinden başka köylülere özel yanmaları da vardı. Köy meydanında çocukların kıran kırana yaptıkları aşağı-yukarı mahalle maçlarında stat aydınlatması gibi ışıl ışıl yanar, cenaze olduğunda sönerdi. Köyde sevmediği bir kaç kişi vardı onlar yanından geçerken yanıp söner cızırtısı ile adeta küfrederdi. Bir de düğünlerde bazen soluk bazen göz alıcı bazen de hiç yanmazdı bu sayede herkes evlenelerin geçinip geçinemeyeceğini önceden anlardı. Lambaya köyde herkes yatır varmış gibi saygı duyardı. Kendi kendine keşke okul yolunu aydınlatsalardı diye söylendi. Sonra kendine tekrar kızdı keşke seçim vaatlerinde bu aydınlatma lambalarını konuşsaydım abartıp mezarlığa bile taktırıp sabaha kadar nur içinde yatarlardı rahmetliler desem bir ayağı toprağa bakan üç beş hacının da oyunu alırdım diye düşündü.

 

     Heyecandan sabahı zor etmiş sabah ezanına giden topal imamın bastonunun sesini duyunca kestime yoldan camiye gidip cemaati beklemeye başlamıştı. İmam ve cemaatin yaklaştıklarını anlayınca şadırvandan bol dualı abartılı bir abdest alma mersimine girişmişti ama gelen giden pek yok gibiydi. Tüm cemaatin artık geldiğine kanaat getirince caminin kapısından kafasını uzatıp selam verdi ama imam ve iki kişiden oluşan topluluk karşısında canı sıkıldı. Bayramdan bayrama camiye gittiğinden tüm köyün olmasa da en azından yaşlıların orada olacağını böylece dini bütün birisi olarak kendi oylarının artacağı hesabı tutmamıştı. İmamın sağında oturan kulakları sağır denecek kadar az işiten köyün en yaşlısıydı muhtemelen kendisini fark etmemişti, solunda oturan ise zaten karşı partiye yedi sülaledir oy verirdi inadı inat keçi gibi bir adamdı, bir tek imamdan  oy  alabilirdi. Geçen yaz evindeki eskiyen halıları camiye bağışlamış imama da elin sıcaklığı ile renk değiştiren tesbihi, duaların kabul olduğunda renk değiştiriyormuş diye ballandıra ballandıra anlatıp vermişti. Yaptığı bu hızlı değerlendirmeden sonra imamın arkasını dönmesini fırsat bilip camiden fırlayıp çıktı. 

 

       Köy okuluna hademe olarak başlamasına vesile olduğu sevimsiz akrabasına özellikle tembihlemiş erkenden okulda olmasını söylemişti bir oy bir oydu. Bundan sonra muhtar olarak önce evinde uzun süre dinlenecek tebrikleri kabul edecek ve yeni icraatlerini halka duyuracaktı. Bunlardan fırsat bulursa çalışmaya başlayabilirdi. Nasıl Cumhurreis olsun başbakan olsun hemen iş başı yapmıyorsa o da bekleyecekti. Gerekirse kasaba gider çok pahalı olmayan bir otelde bir iki gün keyif çatar, kendisinin muhtar ve geleceği parlak bir siyasetçi olduğunu öğrenen otel sahibi belki para bile almazdı. 

Okula adımını atacakken burnuna bir damla geldi. Yüzünü evden çıktığında  bulutsuz gökyüzüne çevirip yaz ortasına bu ne damlası derken bir ikincisi de alnında adeta patladı. Üç dört derken birden sağanak başladı. Okula kendini zor attığında sırılsıklam olmuştu bile. Sinirle sevimsiz akrabasına havlu getir diye bağırırken bir yandan da ceplerindeki kajuların ıslanıp ıslanmadığını kontrol etti. İsterse kıyamet kopsun bu gün muhtar seçilmesini kimse engelleyemeyecekti. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nerden nereye dikkatle okudum. Emeğinize sağlık saygılar

Cemile Torun 
 16.11.2020 20:56
Cevap :
Teşekkür ederim. Yağmurun damlaları gelecek felaketin habercisi aslında. Bir sonraki hikayede buluşma üzere.  17.11.2020 15:06
 

Kaleminizi çok beğendim hikayenin bütününü merak ettim doğrusu..gönderme olan yazıları çok beğenirim ve bende böyle yazmaktan hoşlanırım..yüreğinize sağlık

jale kasap 
 15.11.2020 10:53
Cevap :
Teşekkür ederim. İnsan merkezli hikayelerinden oluşan bir bütünün parçaları. Esas ana karakterler bu blogta yayınlanan Sinek hikayesinde. Kaju Ağa hikayesi de yine bu bütünün parçası. Keyifli okumalar.  15.11.2020 21:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 659
Kayıt tarihi
: 01.02.12
 
 

Yazalım bakalım. Ne istersek yazalım, nasıl istersek yazalım, nerede istersek yazalım. Buralarda ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster