Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '14

 
Kategori
Kitap
 

Öykü Anlatıcısı Kutsaldır

Öykü Anlatıcısı Kutsaldır
 

Hayatınıza giren ilk öyküyü hatırlıyor musunuz? Okumayı öğrenmenizden öncesi mi sonrası mı geliyor aklınıza o 'ilk'i ararken? Benim ilk öyküm, bana anlatılandı. Ve ilk öykü anlatıcım farkında olmadan anlattıklarıyla benim hayatımı da bir yandan biçiyordu. Üzerime büyük geldi kimi zaman, bazen sıkıştım kaldım içinde; ama ısrarla o biçkiyi bir kenara atmadan şekillendirerek yaşıyorum.

Benim ilk öykü anlatıcım Annemdir. Kimi geceler gözüme uyku girmezken yanıma uzanır ve illa ki bana sarılır, anlatırdı. Anlatmaya başlardı başlamasına da hemen bir itiraz gelirdi benden: 'e ama anne o çocuk benim, beni anlatıyorsun!'. Sabırsızlığımdan dem vurur, bütün çocukların biraz birbirine benzediğinden bahseder, zaman kazanır kurguyu değiştirirdi.

Ben annemden gerçeğin nerede bitip kurgunun nerede başlayacağının aslında kestirilebilir olduğunu öğrendim. Bir de bana içtenliğini sunana, benimle kendi hikayesini paylaşana bir şekilde dokunmak isterim, o da anlıyorum ki kendisinden yadigar bana.

Kurgu değişirdi ama ben durur muyum! Bütün dikkatim üzerinde, sevgili anlatıcımın o an yarattıklarına sürekli müdahale ediyorum, aklını iyice karıştırıyorum. O zaman 'e o zaman sen anlat' derdi ve tabi ben hemen bu atağın altında kalmamak için bir denemeye girişirdim ama ı-ıh, oluru yoktu. Devam etsin diye şirinlikler yapardım, o zaten bunu bekliyor olurdu.

Siz buradan ne çıkarırsınız bilmem, ama ben ne olursa olsun sabırlı olmayı öğrenemedim. Bu hal de bana, itiraz edeceksem illa ki bir alternatifini de sunabiliyor olmam gerektiğini öğretti.

Kurgu dediysem, o kurgunun da sınırları vardı. Gündelikti. Ejderhalar yoktu. Başka ülkeler varsa da bizim ülkeye çok benziyordu. Belki zamanda bir kayma olurdu da bir kral çıkardı karşıma. Ama o kralın da tebaası hiç aklımıza gelmezdi, sadece kızı ve karısıyla ilişkisiydi bizi ilgilendiren. Ruh haline göre içlerinden birini ince ince tasvir ederdi. O gün hangimize dertlendiyse misal, o karakterinin didik didik edilmesini sonuna kadar haketmiş olabilirdi.

Bu hikayeler zaman geçtikçe beni hayatın içinde olmanın esas olduğuna inandırdı. Herkesin bir öyküsü vardı ve o öykülerdeki karakterler, benim derdimle orantılı bir şekilde didik didik edilmeyi hakediyorlardı. Bunun için de karakterleri gerçekten tanımam gerektiğini, aksinin haksızlık olacağını öğrendim.

Elbette ki beni hayata hazırlayan anlatıcım, beni üzebilecek, canımı yakacak ve dolayısıyla onu da yıkacak kişi ve olaylardan kaçınmam ve en önemlisi hayalkırıklığına uğramamam için bana kötülüklerden de bahsetti. Bazı insanlar kötüydü, bencildi, sorumsuzdu. Onların bu halleri inanılır gibi değil ama çok fazla insanın hayatını etkiliyordu. Onlardan uzak durmam en iyisiydi.

Zaman içinde öğrendim ki bu konuda anlatıcılarımız hiç yaratıcı değildi, hepsi aynı şeyi söylüyordu: uzak durmalıydık. Ama bana kurguların değişebileceğini öğretmişti bir kere, o zaman karakterler de değişebilirdi! Ben burada anlatının önemi gördüm, başka bir anlatının peşine düştüm. O bu serüvenimden hiç memnun kalmadı; anlatısını da hiç değiştirmedi ama hep yanımdaydı. Bana en çok da dayanışmayı öğretti...

Ben büyüdükçe anlatılan onun hikayesi oldu. Öyle ya, herkesin bir hikayesi vardı. Annem tanıklık etmediğim hikayesini benimle tüm içtenliğiyle paylaştı. Paylaştıkça sarıldı, sarıldıkça paylaştı. O hikayeyle benim ayaklarım yere bir farklı basmaya başladı. O hikayenin geçtiği yerde seneler sonra ben yaşarken, bir başka soluk aldım. Yollar bir başka göründü gözüme, şehri başkaca yaşamaya başladım. Senelerce hiçbir yere kök salmadan ülkeyi bir o yana bir bu yana gezerken, pek de sevmediğim bu şehirde köklerimizin izini sürebilmek, hayatın içinde olma derdinden şehrin de içine itti. Bu halden de memnun kaldığını söyleyemem ama hikayeleri ben büyüdükçe büyüdü.

Yaşanılan zamanın içinde salınmamı sağlayan anlatıcım ise elbette ki anneannemdir. Ne zaman yaşandığını bazen onun da karıştırdığı, ama aslında meselenin zamandan bağımsız olduğunu da böylece kavratan müthiş bir anlatıcı! Anlatırken insanın gözünün içine bakan, karşısındakini adeta ele geçiren, içinde ölüm varsa bile o eğer gülüyorsa onunla birlikte güldüğünüz, üzülüyorsa birlikte üzüldüğünüz bir hakimiyet. Bu anlatısına hiçbir zaman doyamacağımı bilirken, o anlatının içinde yaşadığımı görüyorum. Konuşurken insanların gözlerinden gözlerimi alamayışımı anlıyorum ki ondan alıyorum.

Farkediyorum ki beni öyküleriyle besleyen, büyüten, şekillendiren anlatıcılarım çoğunlukla kadın.
Besleyip, büyütüp, şekillendirdikleri için değil de bunu öyküleriyle yaptıkları için hepsi kutsal!

Başta ilk anlatıcım annem ve anneannem olmak üzere tüm öykücülerimin kutlu varlığı daim olsun.

Ömürüme bereket katan anlatıcılarımı ne tanıtmaktan yorulacağım, ne de anlatılarını olabildiğince fazla insanla paylaşmaktan. Hadi, siz de kendinize saklamayın, paylaştıkça çoğalalım. 

Ve ilk anlatıcım anneme, gelin siz de kulak verin öykülerle temas ederken: Kurguyu değiştirmek mümkün!


İllüstrasyon: Camila Vielmond

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1353
Kayıt tarihi
: 17.01.13
 
 

İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde okudu, öğrenci olmaya yüksek lisans pr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster