Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Haziran '11

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
8597
 

Öykü üzerine/Öyküde zaman

Öykü üzerine/Öyküde zaman
 

Lale, Aydıncık/Mersin'de çekilmiştir.


Öykünün olmazsa olmaz öğelerinden biri de zamandır. Olay zamanı, anlatma zamanı, okuma zamanı, dilbilgisi terimi olarak zaman, yazarın yaşadığı dönem, yapıtın okunduğu devir vb. işin içine girmektedir. 

Olay zamanı, öyküde anlatılan olayın zamanı ve süresiyle ilgilidir. Yazarın kullandığı, yaş, önemli tarihsel bir olay vb. bu konuda yardımcı olabilir. Anlatım sırasında kullanılan zaman zarfları da okura ipuçları verebilir. Yıl, mevsim, gece, gündüz, saat açıkça belirtilmemişse de satırlar arasında gizli olabilir. Olayın ne kadar sürdüğünü de okur olayın başlangıç noktasından hareketle çıkarır ve sonunda “Öyküdeki olay, bir saat, bir gün, bir hafta ya da bir ay sürmüştür” der. Olayın geçtiği dönemi her yazar belirtmeyebilir ayrıca belirtmek zorunda da değildir. Ancak belirtilirse, okur öykü kişilerini daha iyi tanır, onların davranışlarını etkileyen ekonomik, siyasal ve sosyal düzen hakkında bazı bilgilere sahibi olur. 

Öyküleme zamanı anlatmayla ilgilidir ve olay zamanından çok daha uzun sürer. Anlatıcı, olmuş bitmiş bir olayı, olacak bir olayı, eşzamanlı bir olayı kendi yorumlarını da kattığı öyküleme zamanıyla karıştırarak anlatabilir. 

Her olay mantıksal ve zamandizinsel bir sıra izler ancak yazar kronolojik sıraya uyarak anlattığı gibi, olayın sonundan, ortasından ya da başından başlayarak da anlatabilir. 

Öyküleme zamanı, “sıra, süre ve sıklık” açısından ele alınır. 

Sıra, yazarın öyküyü zamandizinsel olarak anlatıp anlatmadığıyla ilgilidir. 

Süre, anlatıda geçen zamana bağlıdır. Yazar öyküleme sırasında okuruna, kahramanların geçmişini aydınlatma, davranışının nedeni açıklama ya da çeşitli konularda bilgi verme gereksinimi duyunca, olayın akışını durdurarak geçmişe döner. Burada kaldığı süre, mekânla ilgili betimlemeler, monologlar öykünün hızını düşürebilir. Olayın anlatımı ne denli uzarsa, öykünün temposu o denli düşer. 

Sıklık ise, yaşanan olayın bir kez anlatılıp geçtiğini ya da başkalarınca da anlatılıp anlatılmadığını gösterir. 

Karakola Götürülürken” başlıklı öykümü zaman bağlamda irdelemek istiyorum: 

Öykünün konusu kısaca şöyle: Yabancı dil öğretmeni Evren, deniz kıyısındaki köyüne yaz dinlencesine gelir. Bir gün evine onu karakola götürmek için iki asker gelir. Evren, götürülme nedenini öğrenmek ister ama askerler hiçbir şey bilmemektedir. Günün koşulları gereği kendini suçlu hisseden kahraman, suçunu bulmaya çalışır. Karakola yaklaşırken, kaçmayı bile düşünür ama vurulmaktan korktuğu için cesaret edemez. Öykünün sonunda, şikâyetçi iki turist kıza tercümanlık etmek için Evren’in karakola çağrıldığı anlaşılır ve derin bir “oh!” çeker. 

Öyküde olay süresi oldukça kısa. Ev ile jandarma karakolu arasında geçen zaman, taş çatlasa on beş dakika. Zamandizinsel bir sırayla anlatılan öyküde, geri dönüşlerle anlatma zamanı çok eskilere gidiyor. Lisedeyken, duvar gazetesinde Sabahattin Ali’nin bir öyküsünü yayımladığı için polis karakolunda geçirdiği gece aklına geliyor. Bilimsel Sosyalizmin İlkeleri’ni Türkçeye çevirdiği için karakolda ifadesi alınacak olabilir. Yoksa derste Nazım Hikmet’ten bir şiir çevirdikleri için mi? 

On beş dakikalık olay zamanında, öğrencilik ve öğretmenlik yılları bir film şeridi gibi geçer Evren’in gözleri önünden. Ve öykü kitapta dört sayfa olarak yer alır. 

Olayın geçtiği dönemin siyasal, ekonomik ve sosyal düzen hakkında şu bilgiler verilmektedir: 

“Darbenin üzerinden bir yıl bile geçmemişti. Askeri yönetimin her yerde hâlâ ağırlığını duyumsattığı günler yaşanıyordu ülkede…” 

“İyi ki de gelince yakmışım kitaplarımı. Adamlar üzerinde “Sos…” yazılı bir kitap buldu mu alıyor içeri…” 

“Bakkal Kenan’ı şikâyet etmişler, askeri yönetime küfretti diye. Adamcağız aklanana kadar ne çekti. Benim hakkımda da buna benzer bir şey denmişse, al başına belayı…” 

Borçluydu Evren. Gündüz öğretmenlik geceyse korsan taksicilik yapıyordu. İçeri tıkarlarsa, nasıl ödenirdi o kadar borç? Ya bir de meslekten atılırsam!..” 

Okula gider gibi giyindi. Daha yola çıkmadan ter boşanıyordu vücudundan… 

Sonra ilçeye gidilecek. Araba da yok. Ya beklenecek ya da yaya gidilecek. Sabah çıksak, akşama zor varırız… 

Öyküde dilsel zaman ise dilbilgisi açısından ele alınır, kip ve zamanlar söz konusudur. Kipte, kahramanların ya da anlatıcının bir söz ya da bir eylem karşısındaki tavrı, duygu ve düşüncesi ön plana çıkar. Zaman ise anlatım sırasında olay zincirindeki eylemlerin tamamlanmış ya da tamamlanmamış olduğunu gösterir. 

Sabahattin Ali’nin öyküsü Gramofon Avrat, ilk kez 5.12.1935 tarihinde “Resimli Herşey”de yayımlanmıştır. Öykü “Azime bu kızı eline geçireli bir sene bile yoktu” diye başlıyor. Bu tümceden kadının 1935 başından beri Azime’nin yanında çalıştığını anlıyoruz. İkinci paragrafta Gramofon Avrat hakkında şöyle bir bilgi daha var: ““İki sene evvel ilk defa olarak Dereköylü bir delikanlının yanında Meram’da bir oturağa gelmiş, ondan sonra bir iki ay bu çocukla dolaşmıştı. Dereköylü bir gece bir kavga arasında vurulup ölünce bütün öteki kimsesiz ve efesiz oturak kadınları gibi Azime’nin eline düştü…” Anlatma zamanına göre “iki sene evvel”, 5.12.1933 demektir. “ondan sonra bir iki ay bu çocukla dolaşmıştı.” Bu bilgi de okuru 1934 başlarına götürüyor. Oysa Gramofon Avrat, yukarıda açıklandığı gibi, Azime’nin yanında 1935’in başlarında çalışmaya başlıyor. Aradaki bir yıl nereye gitti? Bu bir dalgınlık mı yoksa okuru düşünmeye zorlayan bir boşluk mu? 

Gramofon Avrat’ın, Azime’nin yanında çalıştığı süre de belli değil. Okura bu konuda yalnızca şu bilgi veriliyor: “Aylardan beri, onun doru atları ve hafif arabası kadını birçok yerlere götürdüğü, birçok yerlerden, bazen arkasından atılan kurşunlara rağmen, selametle evine getirdiği halde, belki adamakıllı birbirlerinin yüzüne bakmamışlardı.” 

“Bir gün Meram’ın ta öbür başında bir oturağa gittiler.” Orada olay çıkar, kadın yaralanır. Murat, sağa sola ateş ederek kadını kurtarır ve dağa kaçırır. “Fakat buraları iyi tanımadığı ve sığınacak kimsesi olmadığı için birkaç gün sonra candarmaların eline düştü…” 

Gramofon Avrat’ın ortaya çıktığı ve Azime’nin eline düştüğü tarihe kadar geçen süre, onun yanında çalıştığı aylar, kapatma olarak kaldığı zaman, Murat’ın hapishanede ne kadar yattığı daha ne kadar yatacağı şöyle bir düşünülürse, öykü zamanı on yılın üstündedir. 

Sabahattin Ali, bilmem kaç yıl süren olayı dört sayfada anlatıvermiş. Bunu yaparken de anlatımda kronolojik bir sıra izlemiştir. Yalnızca Gramofon Avrat’ı betimlerken geri dönüşler yapmış, o da bir paragrafla sınırlı kalmıştır. Yazar, öykünün ritmini yavaşlatmamak için özetleme yoluna gitmiştir. 

Olayın geçtiği dönem hakkında yazarın satır aralarına serpiştirdiği bilgilerse şöyle: “Az ışıklı çıraların veya sönük lambaların ziyasında oynayan bu kadınların…” cümlesinden Meram bağlarında elektriğin olmadığı anlaşılıyor. “Konya’dan istasyondan çıkınca insanın karşısına dizilen bir sürü çift atlı paytonların…” cümlesi de bizi ulaşımın faytonlarla yapıldığı yıllara alıp götürmektedir. “Azime’nin çıkınına yeşil yeşil bangonotlar dolmaya başlamıştı” sözleri de yeşil banknotların tedavülde olduğu dönemi düşündürüyor. Babadan kalma evini satan her hovarda, paraları kuşağına basıp Azime’ye gidiyor. Bu da bele kuşağın sarıldığı yıllara götürüyor okuru. 

Sabahattin Ali, gözlemleyici ve gördüklerini de gözler önüne serici konumunda kaldığı için olsa gerek öyküsünde haber kipi kullanılmıştır. 

Tüm bunların dışında öyküde zaman incelemesine bir de “öykü dışı zaman” ı eklemek gerekir diye düşünüyorum. “Öykü dışı zaman”, yazarın yaşadığı, öyküsünü yazdığı devir ile öykünün okunduğu dönemi içerir. “Yazar çağına tanıklık eder” düşüncesinden hareketle okur da öykünün geçtiği dönem hakkında bazı bilgiler elde eder. Öykünün yazıldığı dönemle okunduğu zaman arasında bazen zaman farkı da olur. Bu durumda, dünya görüşü, yaşam biçimi, insani değerler hatta sözcüklerin anlamları bile değişebileceği için öykünün mesajı da anlamını yitirebilir. 

Ama öyle derin toplumsal yaralar vardır ki bunlar değişmedikçe, öykü bu yönüyle güncelliğini koruyacaktır. Kan davası konusunda ne değişti ki! Sabahattin Ali’nin anlattığı zamanki ülke sorunlarının hangisi değişti ki günümüzde! Aynı yoksulluk, aynı zihniyet, aynı çelişki… 

Zaman, öykünün diğer öğeleriyle uyum içinde olmalı, ona da gerekli özen gösterilmelidir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir yıldır öykü yazıyorum. İleride iyi bir öykü yazarı olabilmek en büyük hayalim. Bu bakımdan yazınızı büyük bir ilgi ve dikkatle okudum. Yol gösterici ve ışık tutucu çalışmanızla bilgilendim. Teşekkürler güzel paylaşımınız için. Saygılarımla.

Aysel Yilmaz 
 13.06.2011 0:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1665
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster