Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
981
 

Öyküde geçmişe gidiş dönüş

Öyküde geçmişe gidiş dönüş
 

Dağlalesi Aydıncık 12 Şubat 2013


Her öykünün kendine özgü bir akış hızı vardır. Anlatıcı bunu yavaşlatabilir, hızlandırabilir, askıya da alabilir. Bunları yapmak için de değişik anlatı yöntemlerine başvurur. Bu yöntemlerden “sahne” öykünün hızını yavaşlatır, “özetleme” ve “eksiltme” hızlandırır, “duraklatma” ile “geçmişe gidiş dönüş” ise askıya alır.

Bu yazıda “geçmişe gidiş dönüş” üzerinde durmak istiyorum. Bu yönteme “geriye dönüş” de deniliyor ama bence bu terim yeterli değil hatta biraz da karmaşık çünkü geri sözcüğüyle ne demek istenildiği açık değil ayrıca dönüş de, gidilen bir yerden geri gelmek için kullanılır. Buradaysa bir gidiş bir de dönüş söz konusu olduğu için “geçmişe gidiş dönüş” daha anlamlı olacak gibi gözüküyor. Anlam kargaşasını gidermek için ben de bu anlatı biçimine “geçmişe gidiş dönüş” demek istedim.

Öncelikle “geçmişe gidiş dönüş”  nedir sorusunu yanıtlayalım: Anlatı sırasında bazı yazarlar geçmişe gider, bir süre orada kalır sonra da geri döner. Bu geriye gidişin amacı, kahramanların geçmişini aydınlatma, davranışlarının nedeni açıklama ya da çeşitli konularda bilgi vermektir. Geçmişte ne kadar kalacağına, hangi konulara değineceğine, ayrıntıya mı gireceğine yoksa özetleme ya da eksiltme yolunu mu seçeceğine yazarın kendisi karar verecektir.

Geçmişe gidiş dönüşte önemli olan, bu işin ne zaman ve nasıl yapılacağıdır. Yazarın bu yönteme yerinde ve zamanında başvurması ustalığının bir kanıtıdır. “Canım istedi, geçmişe gideyim. Bu denli bilgi yeter artık, öyküye döneyim” demekle de olmaz.

Bakalım bazı ustalar nasıl kullanmış bu geçmişe gidiş dönüş yöntemini:

Anton Çehov’un “Taşralı” öyküsünde, baba oğluna iki tokat atar. O an delikanlı geçmişine gider; orada nasıl davrandığı anımsar ve “Şimdi de öyle,” sözleriyle geri dönülür anlatıya. Çocukluğunda yaptığı gibi ayakta dimdik durur, elleri iki yanında, babasının gözünün içine bakar.

Yine Çehov, “Peçenek” öyküsünde bir soru cümlesiyle döner anlatısına:

“Benim de bir beygirim hastalıktan öldü. Bütün önlemlerimi aldım, derin bir çukur kazdırıp, ölen beygirin üstüne 10 batman kireç döktürerek çukuru kapattırdım. Aklınıza gelir mi hiç: Bizim iki hergele, yani benim oğlanlar, geceleyin çukuru aç, beygirin derisini yüz, üç rubleye başkasına sat!.. Gördünüz mü?”

Füruzan’ın “Kırlangıç Balıkları”nda, tenini satarak hem kendi geçimini hem de oğlununkini sağlamaya çalışan kadın, Balıkçı Mehmet’e geçmişini anlatıyor:

“- … İsteyerek mi bu yollara düştüm? İlk sensin desem inanmazsın… Vardığım adam işçiydi… Kodu gitti beni oğlumla. Oğlan okur… Bu işi zorla üstlendim. Kolay sanma! … Şimdi bir senle olmayacak gibi… Yetmiyor… Para…”

Füruzan, geçmişle ilgili bilgileri karşılıklı konuşmanın içine sıkıştırdığı için dönüşte bir sorun yaşamıyor, öyküsünün hızında da bir düşüş gözlenmiyor.

Nazlı Eray’ın ölen anneannesi ile karşılaşmasını anlattığı “Ziyaret” öyküsünde, geriye dönüşten anlatı zamanına geçiş aşağıdaki örnekte görüleceği gibi üç nokta (…) ile veriliyor.

“Cenazeden dönüşte yarı sersemdim. O sıcak güneşli haziran gününden anımsadığım tek şey, Keçiören’deki konuk edildiğim bir evin bahçesinde, dalları yerlere sarkan kiraz ağaçlarından, acı içinde patlayana değin kiraz yediğimdi… Taksi durağının numarasını çevirip, bir taksi istedim.”

Cemil Kavukçu, “Teferiç” öyküsünde, Sami ve akrabaları piknikten gelirlerken anlatıcının kullanıldığı, “Kasabanın girişindeki mezarlığın önünden geçerlerken sustular” cümlesinin hemen ardından ,“Neden susuyorsun, oğlum,” dedi öğretmen, “Anlatsana şu teferiç’i” diyerek bir başka deyişle dönüş “susmak” sözcüğü yinelenerek yapılıyor.

 Kan davasını işlediği “Ölüm Oyunu”nda Osman Şahin, zamandizinsel sıraya uyarak anlattığı olayda bir kez geriye gidiyor, anlatısına da, “Bunları düşünerek…” cümlesiyle dönüyor.

Bu yöntemde önemli olan bir başka nokta da şudur: Anlatıcı öyküye “geçmiş”, “şimdiki” ya da “gelecek” zamanlardan birisiyle başlar. Seçilen bu dilbilgisel zaman öykünün omurga zamanıdır.

Öyküleme sırasında bazı yazarlar, omurga zamandan ayrılarak, okuru değişik zamanlara götürüp getirir. Oralarla ilgili anlatımlarında da dilbilgisi açısından uygun zamanları kullanır. Gerekli gördüğü bilgileri verip, geriye dönünce öykününomurga zamanı neyse anlatısını o zamanla sürdürmesi gerekir. Oysa bazı yazarlar omurga zamanı unutup, kullandıkları zamanlarla sürdürüyor öyküsünü.

Omurga zamandan ayrılarak geçirilen süre ne denli uzarsa, öykünün hızı da gerilimi de o denli düşer. Yazarın bunu çok iyi ayarlaması gerekir. Ayrıca bu gidiş dönüşlerde dilbilgisi ve mantık hatasının olmaması da yazarın ustalığını gösterir.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1665
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster