Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
141
 

Öykülerle yolculuk (kırk beşinci bölüm)

Öykülerle yolculuk  (kırk beşinci bölüm)
 

Sıradan insanlar


Ramiz efendi evdeki kasvetli havayı dağıtmak “canınızı bu kadar sıkmayın; ucunda ölüm yok be ya. Kendini bilmez birilerinin yaptığı kışkırtıcılıktan başka bir şey değil bu. Hele önce karnımızı bir doyuralım; yarın gider Elena’nın kardeşini ben Şişli’de arar bulurum be ya” dedi.
 
Bu sırada yukarıdan elinde börek tepsisi ile inip gelen Birol’ün annesi tepsiyi Ramiz efendinin hanımına verirken olayı anlamaya çalışıyordu; kısa sürede Ramiz efendi arkadaşı ve ailesini eve saklamak için getirdiğini fark edince hiç telaşlanmadan konuklara “hoş geldiniz” dedi; sonra “bu telaş niye Allah aşkına?” diye sordu.
 
Ramiz efendi ablasına olanı biteni kısaca anlatınca Birol’ün annesi ağarmış saçlarının verdiği olgunlukla “hiç endişe etmeyin. Ramiz anlatmıştır; biz bunların daha beterini yaşadık.  Burada size bir şeycikler olmaz” diye konukları teselliye çalışıyordu.
 
Onun bu sözlerine Elena “öyle dersiniz efendim de; Şişli’de kardeşim ve ailesi var. Yarına kadar kardeşimin ve ailesinin başına kimbilir neler gelecek?” deyince Ramiz efendi “Korkmayın madam. Şişlide de iyi insanlar vardır. Hem bu saatte karşıya geçmek tehlikeli... Ortalık anacık babacık günü gibi kaynaşıyor. Yarın olsun, hayır olsun. Ablamın söylediği gibi size burada bir şeycik olmaz. Yarın onları da alır geliriz. Üst kat müsait. Burası var. Hep birlikte olayların yatışmasını bekleriz; öyle değil mi abla?” dedi. Onun bu sözlerine Birol’ün annesi ve Kosta’da destek verince Elena biraz yatışmıştı.
 
O sıra yemek hazırlama telaşındaki Ramiz efendinin hanımı Elena’ya “siz mutfağa buyurun Elena hanım. Yengemle bana orada tarif edin de sizin şu meşhur mezelerden yapalım. Malum Ramiz efendinin keraat vakti” deyince Ramiz efendi ve Kosta gülüşmüş ve ortaklıktaki sıkıntılı hava azalmıştı.
 
Elena Ramiz efendinin hanımının ortalığı yatıştırmak, kendini teselli etmek için bu manevrayı yaptığını anlamış ve ortalığı fazla germemek için Ramiz efendinin kardeşi ve hanımıyla mutfağa gitti.
 
Onların arkasından bakan Kosta “bravo be Ramiz efendi. Yenganım ortalığı çabuk sakinleştirdi; ablanız da çok olun hanımefendi. Hemen duruma hakim oldu” deyince
 
Ramiz efendi bu sırada gözü mutfak kapısında “ee! Kosta efendi… Ablam ben; biz ailecek böyle telaşlara alışkındır” dedi. Bütün olan bitene Ramiz efendinin küçük kızı ve oğlu şaşkınlıkla bakıyordu.
 
Ama yaşları küçük olduğu için lafa girmiyordu.
 
Küçük mutfağa annesine yardım için gidince arkasından hepsi gülüştü. Kosta “Ramiz efendi bakıyom kizin hamarat olacak maşallah” deyince Ramiz efendi o sıra yanında kendine bakan küçük oğluna sarılıp “ee! Annesi ve halası çok hamarat onlardan görmüş” dedi ve “bu ikisi benim canım” diye devam etti. Birol’ün baktığını görünce “yeğenim de ablamın bana armağanı oğlum kadar sever güvenirim” diye Birol’ün de gönlünü aldı.
 
Dayısının bu sözleri zaten sarışın beyaz yüzlü olan Birol’ün yüzünü kızartmaya yetmişti.
 
Bu havada yemek sofrası kurulana kadar Ramiz efendi balkan savaşı sonrası yaşadıkları göç serüvenini en ince ayrıntısına kadar anlattı.
 
Üç kadının ve Kosta’nın kızının marifetiyle ortaya güzel mezelerle donanmış güzel bir sofra çıkmıştı.
 
Ramiz efendi “içeriz değil mi Kosta?” deyince Kosta “içeriz be mori. Bu kasveti ancak içki alır” dedi.
 
Ramiz efendi Elena’nın anne ve babasına baktı ve “izin var mı efemdim?” diye sorunca Elena’nın babası biraz hüzünlü “için be oğlum. İçin kasvetinizi dağıtın. Demin dediniz ya ‘yarın ola hayrola’. Yarın her şey geçer insallah” dedi.
 
Ramiz efendi Elena’nın babasının “insallah” deyişine ve annesinin masum melek gibi yüzüne baktı içi kıyıldı. İçinden “bu memleketin insanları bunlar. Kimin ne hakkı var onları böyle üzüp tedirgin etmeye’ diye geçiriyordu.
 
Ayrıca bu Selanik işinin de bir sabotaj olduğuna inanıyordu. Çünkü Zeytinburnu’nda dostlarından orada özellikle Kazlıçeşme’de işçilerin ayakta olduğunu; işverenlerin işçileri polis marifetiyle yıldırmak için her gün olay çıkarttıklarını duymuştu.
 
Menderes hükümeti halkla ters düştükçe sertleşiyordu. Bu Selanik olayı da yeni baskı oluşturmalar için pekala dümen olabilirdi.
 
Ramiz efendi kendilerinin göçten yaşadıklarını düşünüp bu sonuca varıyordu.
 
Çünkü onları da Bulgarlar ve Sırplar Balkanlardan kaçırtmak için her gün olay çıkarıp suçu Türklerin üzerine yıkıyor; bu şekilde onların baskı görüp yılmasını sağlamaya çalışıyordu. Osmanlı da o sıra Balkanlarda çok zayıfladığı için yerel yönetimlerin bu olaylar nedeniyle Türkleri suçlamasına seyirci kalıyordu.
 
Bu Selanik işinin de kokusu yakından çıkacaktı. Ramiz efendi öyle düşünüyordu.
 
O gece yarısına kadar radyo hep Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalandığını öne çıkarıp İstanbul’un her semtinin ayakta olduğunu; Rumların ev ve işyerlerinin yağmalanıp ateşe verildiğini ve olaylar nedeniyle tutuklananlar olduğunu söylüyordu. Radyo spikerinin ses tonu ve haber veriş biçiminden ‘sanki’ “Rumlar buna hak etti” gibi bir anlam çıkıyordu.
 
Yine radyo haberlerinde olayların özellikle Beyoğlu ve Şişli’de yoğunlaştığını söylemesi Elena’nın ve ailesinin paniğe kapılıp üzüntüsünün artmasına neden oluyordu.
 
Bu havada yemeğe başlandı. Ramiz efendinin sakinliği ve söylediği sözler odadaki kasvetli havayı biraz dağıtmıştı. Onun “yarın ben sabahtan gider kardeşine bakarım” demesi Elena’yı teskin etmişti.
 
Ramiz efendi sabahleyin karşıya Elena’nın kardeşinin akıbetini öğrenmek için giderken yanına kendi eşini alacaktı. Çünkü eşi Elena’nın kardeşiyle daha önce birkaç kere karşılaşmış; yani tanıyordu.
 
Elena’da Şişli’de kardeşinin oturduğu apartmanın adını ve Türk bayan kuaförün adını verdi. “O bayan kardesimle çok samimiydi” dedi.
 
Gece ilerleyince Ramiz efendi ve eşi Kosta ve Elena’ya “siz yukarıda ablamgilin misafiri olun. Anne ve babanız yaşlı yukarı çıkıp yorulmasın. Onları burada ağırlayalım. Eftelya’da bizim küçüklerin odada kalsın. Aleks de Birollerle kalır. Yarın kardeşinizi getirince alt kat, üst kat bir ayarlama yaparız” dedi.
Ramiz efendinin konukları böyle paylaştırması üzerine Birol ve annesi Kosta ve eşini ve Aleksi tabi Temur efendiyi yukarı buyur ettiler.
 
 Ramiz efendi aşağıda kalan yaşlı anne babaya lavabo ve tuvaletin yerini tarif edip; bir ihtiyaçları olursa mutlaka onları uyandırmalarını tembih ettiler.
 
Konuklar yattıktan sonra bir süre daha masada eşiyle kalan Ramiz efendi eşine konuklara gösterdiği yakınlık için teşekkür etti ve eşinin sofrayı toplamasına yardım etti. Sabahtan erken kalkmak için odalarına çekilip yattılar.
 
Bu sırada üst katta odalarında Elena Kosta’ya kardeşi için çok endişelendiğini söylerken Kosta da onu teselli etmeye çalışıyordu.
 
Alt katta anne ve babası ise olayların şaşkınlığı içinde çaresiz birbirine sarılıp uyudular.
 
Aleks Birol ve Temur geç saate kadar sohbet etti. Birol Aleks’e hiç korkmayın; burada sizi kılınıza zarar gelmez derken Aleks teşekkür etti ve asıl üzüntüsünün annesi, teyzesi ve kuzeni olduğunu söyledi.
 
Neden sonra yarın Ramiz efendinin getireceği haberi beklemek üzere yattılar. Birol Temur efendiye “tertip ben yarın dolmuşumla aşağı ineceğim. İstersen sen yat uyu deyince Temur efendi “olmaz ben de geleyim” diyecekti; Aleks’in evde yalnız kalacağı aklına gelince “olur tertip. Biz de Aleksle birlikte laflarız” diye cevap verdi.
 
Temur efendinin bu duyarlılığı hem Birol’ü hem de Aleks’i memnun etmişti. Birlikte vurup kafayı uyudular.
 
Sabah erkenden kalkan Ramiz efendi ve eşi gitmek için hazırlanırken Birol’de kalkıp geldi. Dayısına “dayı ben dolmuşla aşağı inip ne olup bittiğine bakayım. İkimiz de olmazsak millet şüpheye kapılır diye düşündüm. Temur da Aleksle evde kalacak” deyince dayısı Birol’ün bu duyarlılığına “aferin; iyi düşünmüşsün. Onlar ve Eftelya bizim çocuklarla evde vakit geçirir. Beni soran olursa ‘karşıda bir akraba hastalanmış; onu ziyarete gitti dersin. Aşağı inince Ferhat’a uğra. Ona durumu anlat. Onun ağzı sıkıdır. Ayrıca bilmesi de lazım” dedi. Birol “o saatte Ferhat amca orda olur mu?” deyince Ramiz efendi “olur tabi. Kahveyi hep Ferhat kendi açar” diye cevapladı.
 
Birlikte çıktılar; iki dolmuş peş peşe yola çıktı. Birol Kadıköy’e inerken Ramiz efendi arabayı Üsküdar Harem’e çevirdi. Oradan arabalı vapurla karşıya geçecekti.
 
Birol yolda Kadıköy’e gidecek yolcu alarak Kadıköy’e geldi müşterileri indirdi ve arabasıyla Ferhat’ın kahveye gitti.
 
Ferhat’ın kahve henüz tenhaydı. Dayısının söylediği gibi kahveyi Ferhat çavuş kendi açmış ve o sıra yedeğe su dolduruyordu. Birol’ü görünce son maşrapayı da yedeğe döktü ve ocağın altındaki ateşin artması için közleri karıştırıp alevlendirdi ve Birol’ün yanına geldi; “yedeğe su koydum; çayı az sonra vereyim” deyip yanına oturdu ve “Ramiz ne yaptı?” dedi.
 
Birol dayısının tembih ettiği gibi dün olanları anlattı ve “sabah Elene teyzenin kardeşi için karşıya geçti” dedi.
 
Onu sakince dinleyen Ferhat efendi o sıra gelip selam vererek çay isteyen tanıdık müşterisine “yedek soğuk az sonra veririm” derken Birol’e “öyle mi? Çok üzüldüm. Ramiz çok severdi o teyzesini” dedi. O sıra meraklı tanıdık “hayırdır Ramiz efendinin teyzesine ne olmuş?” deyince Ferhat çavuş “hastalanmış kadıcağız, hastaneye kaldırmışlar. Ramiz de oraya gitmiş de onu diyordum Birol’e” diye cevapladı.
 
Meraklı tanıdık Birol’e dönüp “geçmiş olsun amcam. Dayına geçmiş olsun dileğimi ilet” dedi ve ileride cam kenarına giderken Birol Ferhat çavuşun sözlerine ve ani manevrasına şaşkınlığını belli etmeden meraklı tanıdığa “çok sağ ol amca. Söylediklerinizi dayıma iletirim” dedi.
 
Bu sırada meraklı tanıdık ilerdeki masasına oturmuş. Yanında oturana Ramiz dayının teyzesinin hastaneye kaldırıldığını söylüyordu.
 
Böylece Ferhat çavuşun manevrası akşam kadar Ramiz efendinin görünmeyişine merak eden tanıdık herkesin merakını gidermesini sağlamıştı.
 
Ferhat çavuş yedek kaynayınca kalktı ilerde çay bekleyen altı müşteriye ve iki de kendilerine sekiz çay doldurdu. Bu sırada Birol kalkıp “amca ben götüreyim çayları” deyip müşterilerin çaylarını tepsiye koyup götürünce Ferhat çavuş onun arkasında “Ramiz böyle cevval yeğeni olduğu için çok şanslı” diye geçiriyordu.
 
Birol çayları verip geldi. Ferhat çavuşla birlikte çayları içtiler. Bu sırada Birol Kosta’nın ve Elena’nın ve Elena’nın anne babasının durumunu anlattı. Ferhat çavuş aynı Ramiz efendi gibi “bu işte hükümetin parmağı vardır. Son günlerde sıkışınca sertleşmeye başladı. Yakında bu işin kokusu çıkar. Allah vere de çabuk çıksın. Bir ihtiyacınız olursa ben hazırım” dedi. Birol izin isteyip giderken yüksek sesle “dayına selamımı ilet. Geçmiş olsun. Bana ihtiyacı olursa haber versin” demeyi de ihmal etmedi.
 
Onun sesini duyan kahvedeki Ramiz efendiyi tanıyanlar böylece Ramiz efendinin hasta teyzesi için karşıya geçtiğini öğrenmişti ve hiç birinin aklına başka bir şey gelmedi; ama o gün akşama kadar konuşulan Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalanması ve İstanbul’daki Rumlar; onlara yapınan saldırı, çoğunun kaçıp gittiği ve tabi ‘Kosta’nın nereye kaybolduğu?’ konuşuldu.
 
Kadıköy’ün yerli halkı ve Kosta’nın müşterileri “buradaki Rumların bu işle ne alakası var?” diye Rumlara yönelik saldırıları eleştiriyordu.
 
Ancak özellikle iktidardan menfaati olan ve kahveye Anadolu’dan gelen işçilerden kendilerine işçi bulmaya gelen inşaat kalfası vb. kişiler ‘İstanbul’un asıl sakinin Rumlar olduğunu kendilerinin İstanbul’a ‘dün’ geldiğini unutup’ “arsız kiracı mal sahibini evinden kovarmış” atasözünde olduğu gibi “Rumların burada ne işi var? Defolup gitsinler” demeye getiriyorlardı tepkilerini.
 
Bu sırada Kadıköy genellikle sakin geçerken olaylar karşıda Beyoğlu, Şişli tarafında aratarak devam ediyordu.
 
Ramiz efendi ve eşi arabalı vapurla karşıya geçtiler; eskinden çokca gidip geldiği için Şişli tarafını iyi biliyordu. Bu nedenle Elena’nın verdiği adresi kolay buldu ve arabayı kenara çekti.
 
Önce Elena’nın kardeşinin evine gitmeyi düşündüler. Ancak radyoda Şişli’de olaylar olduğu söylendiği için önce Elena’nın bahsettiği kuaförü arayıp ondan bilgi almanın uygun olduğunu düşünüp ve kuaförün dükkanını buldular.  
 
Ramiz efendi arabasıyla kuaförün önüne geldi ve eşine başını yaptırma bahanesiyle kuaföre gidip Elena’nın kardeşinin durumunu öğrenmesini söyledi ve “duruma bak. Kuaför bayan yalnızsa ona Elena’nın kardeşini sor. Bir terslik olursa ben seni arabada bekliyorum” dedi. Eşi onun bu sözleri üzerine arabadan inip kuaföre girdi.
 
İçeride yalnız kuaför vardı. Ona ‘Elena’nın söylediği kuaför ismini söyleyip’ size bakmıştım dedi. Bayan kuaför tanımadığı bir bayanın ismini söylemesinden rahatsız olmuştu; “af edersiniz sizi çıkaramadı” dedi. Ramiz efendinin eşi “sizi bir tanıdık tavsiye etti; karşıdan geliyorum” deyince kuaför gülümseyerek “hangi müşterimmiş beni tavsiye eden?” diye sordu. Ramiz efendinin eşi kuaförün yalnız ve dışarıda eşinin kendini beklemesinin verdiği güvenle “hamfendi size gerçeği söyleyeyim. Biz buraya madam Elena’nın kardeşini aramak için geldik. O sizin kardeşinin dostu olduğunu söyledi” dedi.
 
Onun bu sözleri üzerine rengi atan kuaför itiraz edip tanımadığını söyleyecekti; ama Ramiz efendinin eşi devamla “o madam beni tanır efendim” deyince güven geldi ve rahatladı.
 
“Hanım efendi. Sizden kuşkulandığım için beni bağışlayın; ama malumunuz olduğu üzere ortalık çok karışık. Madam gece çocuğu ve eşiyle bana sığındılar” dedi.
 
Ramiz efendinin hanımı bu sözler üzerine rahatlamıştı. “Öyleyse nerde iseler onları alıp gidelim” deyince kuaför “burada; benim evim hemen arka tarafta; ama onları nasıl götüreceksiniz? Ortalık çok karışık” dedi. Ramiz efendinin hanımı “dışarıda beyim dolmuşunda bekliyor efendim” deyince Kuaför “o zaman buyurun” deyip arka aralıktaki kapıyı açtı ve “içerdeler; siz söyleyin hazırlansınlar. Dışarı sakinken hemen alıp gidin” dedi.
 
Kapıdan içeri girdiklerinde Elena’nın kardeşi Ramiz efendinin hanımı tanımış ağlayarak ona sarılıyordu. Kuaför “bayanlar sizi almaya gelmiş. Bir an önce hazırlansanız iyi edersiniz” dedi.
 
Bunun üzerine Elena’nın kardeşi kocası ve çocukları telaşla giyindiler. Gece evlerinden kaçarken yanlarına sadece çok gerekli eşyalarını koydukları iki valizi almışlardı. Onu aldılar ve “o zaman biz hazırız” dediler.
 
Çabuk dükkana geçtiler ve çabucak kuaföre teşekkür edip vedalaştılar ve süratle dışarıda Ramiz efendinin açtığı kapıdan dolmuşa bindiler. Ramiz efendi eşi de binince dolmuşu çalıştırdı.
 
Arkalarından kendilerine ‘gözü yaşlı’ el sallayan kuaföre el sallarken akıllarında “Acaba bir daha bu semte ve evimize dönebilecek miyiz?” sorusu ve içlerinde doğup büyüdükleri ve tüm zamanlarını geçirdikleri bir semtten kaçarcasına gitmenin acı burukluğu vardı.(devam edecek)
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 226
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster