Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
90
 

Öykülerle yolculuk (Ellinci bölüm)

Öykülerle yolculuk (Ellinci bölüm)
 

Öykü demeti


Az önce cenazeyi getirdikleri sırada aklında komiser’in Ferhat çavuşa “işçiler cenaze töreni yapmak istiyoruz. Olay çıkacak diye korkuyoruz. Valla ne yapacağımızı aşırdık” sözleri olan ve bir olay çıkma olasılığıdan çekinen Ramiz efendi Ferhat Çavuşun ölen işçinin karısına yakınıymış gibi yanına gidip “başın sağolsun kızım. Senin acın hepimizin acısı” demesi ve bunu söylerken gözlerinin yaşarmasının oradaki kitleyi nasıl sakinleştirdiğini görünce derin bir oh çekti.

O da kadının yanına gidip sanki yakınıymış gibi baş sağlığı diledi.

Orada toplanan kalabalık bu sonradan aniden ortaya çıkan insanların kim olduğuna dair birbirine soran gözlerle bakıyor kimse “şu” diyemiyordu.

Sessizliğin yerini az sonra telaş aldı.

Gidip gelenler, baş sağlığı dileyenler artmıştı. Ferhat çavuşun bacanağı, yanında damadı ve kardeşi onların yanına geldi. Bacanak ‘sanki başka türlüsü olacakmış gibi’ Ramiz efendiye “Ramiz efendi; kusura bakma cenazeye de katılmamız gerekecek” dedi.

Muzip Ferhat çavuş bacanağının Ramiz efendiye ‘gecikiyoruz diye fazla yazma’ demek istediğini anlamıştı. Bacanağına “korkma bekleme için fazla bir şey istemez” dedi.

Ramiz efendi ve damat Ferhat çavuş ‘ne diyor?’ diye şaşkın bakınırken Ferhat çavuş onlara göz edince çavuşun bacanağın cimriliğiyle dalga geçtiğini anlamışlardı. Gülmemek için kendilerini zor tuttular. Ramiz efendi dişlerinin arasından “ilahi çavuş; sen uslanmazsın” dedi.

Ferhat çavuş tekrar bacanağa “sen o işi kafana takma” dedikten sonra damada “mezarlık nerede?” dedi. Damat “uzak değil hemen şu sırtın arkasında” diye eliyle tarif etti.

Ferhta çavuş bu sırada gözünün kuyruğuyla kalabalığı kesiyordu. İlerde birileri yüksek sesle bağırınca o tarafa doğru yürüdü “arkadaşlar öfkenizi anlıyorum. Biz de çok üzüldük. Amiri tanıyorsunuz sanırım. Az önce hastanede olay çıkacak diye çok korktuğunu söyledi. Tepkimizi gösterelim; ama öfkemizi kontrol edelim. Polis de sizin gibi gariban” dedi.
Oradan biri “gariban; ama patronların köpekliğini yapıyorlar” deyince yanındaki diğer işçi “öyle söyleme. Gözaltına aldıkları arkadaşlara çay ikram etmişler ‘biz de emir kuluyuz. Sizi mecbur kaldık buraya getirmeye. Amire yukarıdan çok baskı var” deyip arkadaşlardan “özür dilemişler” dedi.

Daha önce de yazmıştım; Kadıköy’deki amir de “polisi işçinin üzerine sürüyorlar. Kim kime ne yapacak ki. Hepsi aynı semte oturuyor; çoğu arkadaş” diye yakınmış “arkadaşları işçilerle karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar” diye yakınmış “iyi ki burada öyle olay olmuyor” demişti.

Gerçekten o sıra polis olanların çoğu; yani Zeytinburnu veya Kuruçeşme’de görev yapanların çoğu işçilerle aynı gecekondularla oturuyordu. Çoğu işçi hemşerisi, arkarabası veya arkadaşı olan polislerin “gelin burada fabrikalarda iş çok” demesiyle gelip onların sayesinde iş bulmuştu.

İstanbul’da yoğunlaşan işçi eylemelerini bu psikolojideki polislerle önleyemeyeceğini gören iktidar 6-7 Eylül olaylarını bahane edip olaylardan bir ay sonra falan sıkıyönetim ilan ederek işçileri askerle baskılama yoluna gitmişti.

İleriki bölümlerde göreceksiniz; iktidarın o politikası da tutmamış giderek askerin ve polisin işçilere baskıya yönelik isteksizliği artmıştı.

Zaten istekli olsalar ne yapabililerdi ki? İstanbul’a yoğun göç, sanayileşme ve gecekondulaşma tahmin edilemeyenin ötesinde bir karmaşa yaratmıştı.

Fabrikaların gecekondularla çevrili olması fabrikadaki olaylara doğrudan mahalle halkının da destek ve müdahalesi sonucunu doğuruyordu.

Bugün olduğu gibi direnişe geçen veya işyerlerinden vardiyadan çıkan işçiler üç beş adımda öldürülen arkadaşlarının evinin önündeydi.

O sıra işçilerin arasındaki sendikacılar da olayların büyüyüp çığırından çıkmasından ürküyordu.

Çünkü henüz sendikalaşma çok zayıftı. Dolayısıyla işçilerin örgütlülük düzeyi çok düşüktü. Örgütsüz kitlelerin tepkisi de genelde saman alevi gibi oluyor veya provokasyona açık oluyordu.

Az önce cenaze gelmeden kabaran öfkenin cenaze geldikten sonra Ferhat çavuşun soğukkanlı davranışıyla yerini birden “kim bunlar?” merakını alması bunu gösteriyordu.

Çünkü mahallede hemen hemen herkes birbirini ama mahalleden; ama fabrikadan tanıyordu. Düğünde, cenazede veya benzeri durumlarda, pazaryerinde sıkça görüşebiliyorlardı. Onun için yabancı hemen fark ediliyordu.

Ramiz efendi kalabalığın bu şaşkınlığından istifade ederek “beyler; arkadaşımız öldürülmüş. Ölenle ölünmüyor. Elbet bunu yapandan hesabının sorulmasını isteyeceğiz. Yalnız rahmetlinin öğrendim ki geride bıraktığı çocuklar var. Gün dayanışma günü arkadaşlar” dedikten sonra orada yanlarında duran Hasan Çavuş’a seslendi.

“Çavuş sen rahmetlinin köylüsü oluyorsun. Biz bugün varız, yarın yokuz. Görevimiz yapalım; ben rahmetlinin ailesine otuz lira yardım ediyorum. Al sen şunu. Ferhat çavuş, Kazım efendi de versinler” dedi.

Hasan çavuş Ramiz efendiden beklemediği; ummadığı böyle bir davranışla onun uzattığı parayı aldı. Otuz lira o yıllarda çok iyi para. Nerdeyse işçinin haftalığına eşitti.

Onu Ferhat Çavuş “ben elli lira vereyim” deyip cebinden denkleştirdiği elli lirayı verdi. Bacanağı şaşkın bakıyordu. Ferhat çavuş “hadi bacanak; sen de sana yakışanı ver” dedi.

Kazım efendi biraz eli titreyerek “ben de elli lira vereyim” deyip cebinden çıkardığı parayı uzatırken Ferhat Çavuş “olmadı bacanak sana yakışan en az seksen lira” deyince Kazım efendi bütün gözler üzerine dikildiği için mecburen cebinden otuz lira daha çıkarıp Hasan çavuşa verdi.

Ramiz efendi “bunlar bizim gelin kızımıza ikramımız. Allahın izniyle biz daha çok gelir gider; karınca kararınca sizlere destek oluruz. Arkadaşlar da ölen rahmetlinin çoluğuna çocuğuna mutlaka sahip çıkacaktır” deyince kalabalıkta bir memnuniyet dalgası yayıldı.

Ramiz efendi zaten direnişte olan ve yardıma muhtaç olan işçileri zor durumda bırakmamak için “hadi şimdi. Nasıl edeceksek mezar işini falan halledelim. Namazdan sonra ona son görevimizi yaparız” dedikten sonra damadın bacanağına baktı. Yakındaydı.

“Damat biz senin evin önüne gidelim. Eğer mezarlığa gidip gelmek için araba lazımsa ben hazırım” deyip Ferhat çavuşla bahçeye doğru yürüdüler.

Kazım efendi durduğu yerde seksen liradan olmanın şaşkınlığıyla peşi sıra geliyordu.

Ferhat çavuş dişlerinin arasından Ramiz efendiye “valla içine evlat acısı gibi koymuştur bacanağın” derken gülmemek için dişlerini sıkıyordu.

Onların verdiği parayı ölen işçinin ailesine veren Hasan Çavuş yanlarına geldi “çok sağolun erenler. Çok makbule geçti” dedi; sonra ben cenazenin yanında bekleyeyim. Ortalığı iyi yatıştırdınız; sağolun” deyip tekrar cenazenin yanına gitti.

Bu sırada bir polis arabası karşıda duruyordu. Arabadan amir indi. Biraz ürkek önce cenazenin yanına geldi. İşçilerden bir ikisi tepki gösterecek oldu. O onlardan önce “acınızı anlıyorum arkadaşlar. Size söz veriyorum. Katil en kısa zamanda yakalayacağım” dedi ve eve doğru yürüdü. Ölen işçinin kardeşi geldi yanına. Ona da baş sağlığı diledi ve katili bulma sözü verdi.

Sonra ileride duran dolmuşun yanına yürüdü. Ferhat çavuş amirin kendilerine doğru geldiğini görünce bahçenin dışına çıktı.

Amir Ferhat çavuşa “çok sağol Ferhat çavuş. Bizi büyük bir yükten kurtardın. Dün geceden beri olay çıkar diye valla diken üstündeyim. Arkadaşları iyi teskin ettiniz” dedi.

O sıra yanlarına üç dört işçi yaklaşmıştı. Ferhat çavuş biraz yüksek sesle “bişey değil amirim. Arkadaşlar öfkelerinde haklı. Sizden isteğimiz katilin en kısa zamanda yakalanıp cezasını bulması. Bunlar buraya ekmek parası için gelmiş kişiler. Bu patron namussuzları köpeklerini işçilere saldırtıyormuş amirim. Gözünü seveyim o köpeklere aman verme. Ben Kadıköy amirine selamınızı söylerim” dedi.

Onun bu sözleri yanlarına yaklaşan işçileri memnun etmiş; başlarını sallıyorlardı.

Amir onun yüksek sesle konuşmasının nedenini en son “Kadıköydeki amire selamınızı söylerim” deyince anlamıştı.

O da diri bir sesle “sen meraklanma çavuş. O namusuz kimse; onu kendi ellerimle götürüp savcıya teslim edeceğim” dedi sonra “siz görevinizi yapın. Bana müsaade” dedi; Ferhat çavuşla tokalaştılar ve o arabanın yanına Ferhat çavuş da yerine döndü.

Komiserin tedirginliği azalmış içinden ‘iyi ki geldi bunlar’ diye geçiriyordu. Çünkü gerçekten bir olay çıksa müdahale etme olanağı yoktu.

Ferhat çavuş kendine merakla bakan Ramiz efendiye “amir çok temiz adam. Bir olay çıkacak diye ödü kopuyor. Bizim amirin sana söylediği gibi bunların işi de çok canım. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık… Valla Allah kolaylık versin bunlara. Askerde çavuş olduğum için teskere verirlerken polisliğe yazılmamı istemişti babam. İyi ki onu dinlememişim” dedi.

Ramiz efendi “senden amma amir olurdu ha” derken dalgasını geçiyordu.

Bacanağın aklında da Ramiz efendiye vereceği para vardı. Onu taksi şoförü olarak gördüğü için ‘bu kadar beklemeden çok para ister’ diye sıkıntısı vardı. Duramadı tekrar “Ramiz efendi seni de çok beklettik; kusura bakma” dedi.

Ferhat çavuş yine bacanağıyla dalga geçemeye davranıyordu; ondan önce Ramiz efendi “olur mu Kazım efendi. Biz arkadaşız. Beklemenin lafı mı olur?” deyip bacanağı rahatlattı. (devam edecek)
 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 225
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster