Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
54
 

Öykülerle yolculuk (İkinci kitap- beşinci bölüm)

Öykülerle yolculuk (İkinci kitap- beşinci bölüm)
 

1950 lerin Zeytinburnu


Şimdi yine geçmiş olsun diyenler olunca baktı böyle yapamayacak. Ferhat’ın yanına gitti. Ferhat’ın yanında Kazım efendi vardı. Kazım efendi manifaturacıydı. Ama onlara takılmaz, “mıhsıçtı” diye bilinirdi. Yani cimriliğiyle meşhurdu. Sonra namazında niyazında biriydi. Şimdi Ferhat çavuş yanında onu görünce şaşırdı “içinden Allah Allah! Bunun ne işi var burada?” diye geçirdi.
 
Ferhat çavuş da onun Kazım efendinin yanında olduğuna şaşırdığını anlamıştı; gülerek “iyi adam lafının üstüne gelir” dedi.
 
Ramiz efendi bu söz üzerine temelli meraklandı. Çünkü Kazım efendinin çok dertli bir hali vardı.
 
Ramiz efendi selam verip otururken Ferhat çavuşa ‘ne o? Bir şey mi oldu?’ diye gözüyle sordu.
 
Ferhat çavuş selamını aldı ve hemen söze girdi. Kazım efendiyi gösterip “beyin derdi büyük. Onun için seni arayacaktım” dedi, sonra Kazım efendinin damadının Zeytinburnu’nda Kazlıçeşme’deki deri fabrikalarından birinde çalıştığını; ancak patronunun geçen hafta onu işten çıkardığını söyledi.
 
Yalnız onun damadı değil; onun kardeşi de işten çıkarılmış. Hepsi pes perişan durumdaymış. Damadı iki gün önce gelip Kazım efendiye durumu anlatmış. Karısını getirip bırakmayı asla düşünmediğini; çünkü karısıyla ne olursa birlikte karşılamaya karar verdiklerini; geliş sebebinin kendisinden ziyade kardeşi için biraz yardım isteği olduğunu söylemiş gitmiş.
 
Ayrıca yalnız onlar değil birçok arkadaşı da aynı durumdaymış. Kazım efendinin durumunun epey iyi olduğunu düşünüp gelmiş; durumları anlatmış.
 
Damadı böyle düşünmekte haklıydı. Çünkü Kazım efendi o sıra Kadıköy çarşının en varlıklı esnaflarındandı.
 
Neyse; Kazım efendi de Ferhat çavuşa gelmiş. Ramiz efendi için “sen onunla daha samimisin. Arabasıyla biraz bir şey götürebilir miyiz?” diye sormuş.
 
Ferhat çavuş bunları anlattıktan sonra “biliyorum senin başın zaten dertte. Kazım efendi bir şeyler tedarik edecek. Onları senin arabayla götürecek; tabi sevabına değil. Neyse cezası çekecek tabi” dedi.
 
Ramiz efendi Ferhat çavuşun bu söylediğine kızmıştı. ‘ne oluyor?’ gibilerden bakınca Ferhat çavuş çaktırmadan gözüyle ‘sonra anlatırım’ der gibi işaret etti.
 
Ramiz efendi sakince Ferhat çavuşu dinledikten sonra Kazım efendiye “geçmiş olsun arkadaş” dedi sonra “lafı mı olur Ferhat? Emrin olur” dedi.
 
Kazım efendi de az önce Ferhat çavuş dediği için “kira neyse tabi vereceğiz. Yalnız dost işi olsun” dedi. Ferhat çavuş bu söze gülünce Ramiz efendi tepki vermedi.
 
Bu şekilde onu tedarik edeceği şeylerle birlikte evinden almaya karar verdiler.  Bu duruma sevinen Kazım efendi hazırlık yapmak için izin isteyip gitti.
 
O gidince Ferhat çavuş “az kalsın yine saflığın tutacaktı. Sen bilmezsin ‘ne kirli çıkıdır o bilmezsin?’ Kimse için dönüp bakmaz; ama sanırım karısı sıkıştırınca mecbur kalmış yola düşmüş.
 
Çünkü o kızı Urfalı gençle kaçtığından onu hiç affetmiyor” dedi. Sonra “arabanın kirasını mahsustan söyledim. Herifte bok gibi para var; ama beleşi çok sever. Onun için gelmiş bana. Benim seninle tanış olmamdan yararlanacak” dedi. Ramiz efendi “sen de geleceksin değil mi yarın bizimle?” deyince Ferhat çavuş o bilindik kahkahasını atıp “Ferhatsız düğün mü olur? Geleceğim tabi. Yolda Kazım efendiyle biraz kafa buluruz” dedi; sonra “yalnız Ramiz; biliyor musun? Kadıköyde’de çok olaylar olmuş. Moda’da, Fenerbahçe’de ne kadar Rumlara ait iş yeri ev varsa hepsi basılmış. Dediklerine göre Adalara bile motorlarla gitmişler. Lefter bile tartaklanmış” deyince Ramiz efendi “deme ya? Kimlermiş bunlar belli oldu mu?” dedi. Ferhat çavuş “Valla bizim amir Ferruh “buradan içlerinde pek yok. Çoğu dışarıdan getirilmiş” dedi. Sonra “o bile ‘bu evlerin işyerlerinin Rumlara ait olduğunu nasıl bildiklerine şaşırmış 'Bunda bir tezgah var gibi' diyordu. Başka şeylerde söyledi. Yani Ferruh amirin lafından anlaşılan bu işin tezgah olduğu” dedi.
 
Ramiz efendinin aklında ‘Kosta’ların eviyle babalarının evine de saldırdılar mı?’ sorusu vardı; ama Ferhat çavuşa bunu söylememişti. Şimdi aklında oralara gidip bakmak vardı. Ferhat çavuşun Kazım efendi için söyledikleri aklına gelince kasveti biraz dağıldı “ne adamsın be? Eline, diline düşen zor kurtulur senden” dedi; sonra “ben bu teyzenin hastalığı yalanını fazla sürdüremeyeceğim. Ben eve gidiyorum. Kosta epey nevale getirdi. Onların kasvetini dağıtalım. İstersen sen de gel” deyince Ferhat “böyle davete hayır demem. Hanımı alır gelirim arkadaşım” deyince Ramiz efendi “hadi o zaman seni eve bırakayım” dedi. Ferhat çavuş önce olmazlandı sonra “doğru ya. Zaten akşam oldu. Geleyim seninle” dedi.
 
Ferhat çavuş ocakçıya bir şeyler söyledi; sonra “tamam gidelim” dedi; birlikte çıktılar ve konuşarak dolmuşun yanına geldi.
 
O sıra orada öbür arabada olan Birol’e “Ferhat’i evine bırakıp eve gideceğim. Sen de çok geç kalma” dedi ve Ferhat’le arabaya bindiler. Ramiz efendi Ferhat çavuşa “modadan dolaşalım. Bakalım Kosta’yla kayın pederinin evi de saldırıya uğramış mı?” dedi. Oradan dolaştılar. Baktılar Kosta’nın evinde de ayın pederinin evinde de kapı çerçeve kalmamış. İçerileri yağmalanmış. Onları gören komşuları önce onları saldırgan sandı. İçlerinden Ferhat çavuşu tanıyanlar çıkınca yanlarına geldiler. Hepsi korku içindeydi. “Gece yarısı geldiler. Rumlara ait evleri biliyorlardı. Yalnız oralara saldırdılar. Yüzleri maskeliydi. Kimler olduğunu bilemedik. Zaten evden dışarı çıkamadık” dediler. İçlerinden biri Ferhat çavuşa fısıldıyarak “karşı evlerden vardı içlerinde. Onlar gösterdi evleri” dedi.
 
Manzaraya ikisi de çok üzüldü. Kosta’nın evinde yere atılmış cam çerçeve içinde Kosta eşi Elena kızı ve oğluyla birlikte oldukları resim vardı. Ramiz efendi yerden onu aldı. Kırılan camların arasından resmi itinayla çıkardı. Ferhat çavuş da tekmeyle sökülen kapının menteşelerini düzletebildiği kadar düzletti. Kapıyı kapatıp çıktılar. Hemen alt katta kayın pederinin evi vardı. Oraya girdiler. Orası da aynıydı. Kapısını kapattılar.
 
Ramiz efendi yanlarına gelen komşulara kapıcıyı sordu. Merdivenin üst basamağında çakır gözlü hain bakışlı birini işaret ettiler.
 
Ramiz ona baktı “Bana bak arkadaş. Kostalar gitti. Bu evleri bana sattı. Yarın buraya tamirci getirip tamir ettireceğim. İçerilere girip baktım. Tekrar biri girerse fark ederim. Ona gör buralara iyi sahip ol” dedi. Ramiz efendinin post bıyıkları ve iri görünüşüyle ürkütücü bir hali vardı. Kapıcı sinmiş gibi “tabi efendim bakarım. Kimseyi komam” dedi. Ramiz efendi tehdit eder gibi “koy da göreyim” dedi sonra Ferhat çavuşa “gidelim çavuş” dedi. Ferhat çavuş da iri yarıydı. Ramiz efendi “gidelim çavuş” deyince “emrin olur abi” deyip peşinden yürüdü.
 
İkisinin bu davranışı kapıcıyı epey ürkütmüşe benziyordu. Onlar gidince komşulardan biri kapıcıya “Sabri efendi. Adamlar sert ona göre” deyişine kapıcı kızsa da belli etmedi.
 
Ramiz efendinin arkasından binen Ferhat çavuş araba ilerleyince “iyi benzettin kapıcıyı” dedi. Ramiz efendi “ona esaslı bir dayak atmak gerekti; ama yeri değildi. Adım gibi biliyorum; saldıran kimse evleri gösteren bu puşttu. Görmüyorsun yeşil gözleri fıldır fıldır dönüyor ibnenin” dedi. Ferhat çavuş Ramiz efediyi hiç böyle öfkeli görmemişti. Ama hak de veriyordu. “Haklısın çavuş. Gerçekten puşt birine benziyordu” dedi.
 
Sonra Ramiz efendinin stresini almak için Kazım efendinin kızının niye kaçtığını, damadını falan epey şeyler anlattı. “Yani puşlukta Kazım efendi de az değildir. Particilere verdi sırtını; epey yer çevirdi buralarda” derken evlerinin önüne gelmişti. Arabadan inerken “biz hanımla az sonra geliriz” dedi ve arabadan indi.
 
Ramiz efendi Ferhat çavuşu evinde bıraktıktan sonra zaten yakın olan kendi evine geldi.
 
Evde akşam yemeğini hazırlama telaşı vardı. Elena, Maria misafirliklerini çabuk üzerlerinden atmış; her işte Ramiz efendinin hanımına yardıma koşuyordu. Onlar sayesinde Ramiz efendinin ablası biraz rahatlamış daha çok Elena’nın annesiyle ilgileniyordu.
 
Ramiz efendi odaya girdiğinde Kosta ve Elenan’ın annesinin radyoda haberleri dinlediğini gördü. Babası da divana uzanmış uyukluyordu.
 
“Hayırdır Kosta; yeni haber mi var?” deyince Kosta Ramiz efendinin geldiğini fark etti. Önce soruyu anlamamıştı; sonra “çok şey var be Ramiz efendi” dedi.
 
6-7 Eylül olayları sırasında ve sonrasında Rumların evlerine saldıranlar özellikle Adapazarı’ndan bu saldırı için kiralanıp getirilen adamlarmış.
 
Kosta bunları söyleyince Ramiz efendi “ben sana bu işte birilerinin parmağı var diye söyledim be ya. Bu iş de elbet hükümetin bokluğu be ya” dedi.
 
Çünkü Ramiz efendi hükümetin özellikle Kuruçeşmede gecekondu mahallerinde olayların önünü geçemediğini Kadıköy Karakol amirinden duymuştu.
 
O amiri bir gün duraktan alıp Kadıköy’e götürürken yolda Ramiz efendi “amirim işler nasıl?” diye sorunca karakol amiri başkomiser “sağol Ramiz efendi. Bizim burada sıkıntı yok; ama karşı çok karışık” demiş; fabrikalarda yükselen işçi direnişlerini hükümetin bastırmak için polisi sürdüğünü; arkadaşlarının çok sıkıntı çektiğini söylemiş “polis nasıl gider de işçiye saldırır? Hepsinin kardeşi yakını o fabrikalarda çalışıyor. Çoğu arkadaş gecekondularda oturuyor. Hükümet ‘saldır, git yak yık’ diyor. Bizim arkadaşlar kime saldıracak? Bunu düşünmüyor hiç” demiş sonra “velhasıl işler iyi gitmiyor Ramiz efendi. Bunlar İnönü’yü aratmaya başladı insanlara. İyi ki! Bizim bu tarafta böyle sıkıntılarımız pek yok” demişti.
 
Yani hükümet polisle işçi direnişlerini bastıramaz haldeydi.
 
Gerçekten o sıra İstanbul’da polis olanların çoğu yeni açılan fabrikalarda çalışsın diye hısımını akrabasını, kardeşlerini çağırmıştı. Şimdi hükümet o polislerden yakınlarının çalıştığı fabrikalardaki direnişi bastırmasını istiyordu.
 
Polis bırakın fabrikaları, fabrikalarla iç içe olan gece kondu mahallelerine bile giremiyordu. Es kaza girseler karşılarına birinin olmasa, başka bir polisin hısımı akrabası kadın çıkıyor ona “ne işin var burada. Bizi bunun için mi çağırdın buraya?” diye adeta hesap soruyordu.
 
Buradan da anlaşılacağı gibi işçi direnişleri gecekondu mahallerine taşmış, işçiler kadın erkek omuz omuza direniyordu.
 
Ramiz efendi Kosta’ya daha önce bunları anlatmış; bu hükümetin çivisi çıktı Kosta efendi. Serseri mayın gibi nereye çarpacağı belli değil” demişti.
 
6-7 olayları çıkınca da Kosta efendiye o söylediklerini hatırlatıp “bu işte birilerinin parmağı var muhakkak”  demişti.
 
Şimdi Kosta’dan olaylar için İstanbul çevresinden birilerinin kiralanıp taşındığını söyleyince de söylediklerini hatırlattı.
 
Gerçekten hükümet Selanik’te Atatürk’ün evine Yunanlıların bomba attığı iddiasından kısa sürede vazgeçti; bu işin komünist işi olduğunu söyleyerek solcuları tutuklattı ve İstanbul dışından kiralanıp getirilen saldırganları da tutuklama yoluna gitti.
 
Yani her geçen gün, her geçen hafta iktidarın artan hırçınlığının yurttaşın yaşamına yansıması artıyor ve 1950 yılında büyük destek aldığı halk kitleleri her geçen iktidardan uzaklaşıyordu.
 
Kosta öyle bilgi verince Ramiz efendi yukarıda yazdıklarıma benzer yorum getirdi. “Sıkma canını Kosta efendi… Hep söylerim bu memlekette iyi insan da çok var. Bu günler de geçer” dedi ve yemeğe Ferhat çavuşun geleceğini söyledi.
 
Bunu duyan Kosta’nın bütün kasveti, endişesi dağılmıştı. “Çok iyi yapmışsın Ramiz efendi. Çilingir soframızı epey geciktirmiştik. Elena’ya söyleyelim de mezeleri iyi hazırlasın” dedi ve mutfağa doğru “Elena!!” diye seslendi.
 
Elena merakla odaya girip “ne var be mori? Niye seslendin?” diye sordu.
 
Kosta Ramiz efendiyi işaret edip “Ramiz efendi Ferhat çavuşu davet etmiş. Sayende güzel bir çilingir sofrası kuralım diye seslendim karıcığım” dedi.
 
Elena bunu duyunca Ramiz efendiye “doğru mu Kosta’nın söyledikleri?” diye sordu; doğru olduğunu duyunca sevinçle mutfağa döndü.  
 
Bu sırada Kazım efendi evinde karısıyla kızına götüreceği şeyleri hazırlıyordu. Karısı “Kazım efendi. Yalnız bizim kız değil, orda herkes zor durumdaymış. Elimizden gelen ne varsa alıp götürelim; sevap olur” demiş.  Kazım efendi buna önce olmazlanmış; karısı “bıktım senin şu öfkenden. Valla başımı alıp çekip gideceğim” deyince birlikte alış veriş için aşağı inmişlerdi.
 
Orada karısının “şundan alalım, şu da lazım olur” diye diye ısrarıyla epey erzak aldılar. Yükleri çok ağırlaşınca Birol’ün dolmuşunu tutup eve götürdüler.
 
Aldıkları erzaklar içinde yağ, çay, pirinç, kurufasulye, nohut, şeker gibi şeyler çok tutuyordu. Erzakları evde indirirken Birol “ne o hacı düğün mü yapıyorsun?” diye sorunca Kazım efendi erzakı niçin aldıklarını ve yarın Ramiz efendinin taksiyle götüreceklerini söyleyince Birol “Ramiz efendi benim dayım olur. Bizim öbür arabayla götüreceksiniz” dedi.
 
Kazım efendi bunu duyunca erzak çuvallarını indirmeyi durdurdu “o zaman bunları indirmeyelim. İki iş olmasın. Dayın bu arabayla  götürsün” deyince Birol şöyle bir düşündü sonra “doğru söylersin hacı. Madem dayım götürecek sizi. O zaman arabada kalsın” dedi. Kazım efendi bu sırada indirdiği çuvalları koydu sonra “bir dakika” dedi. Karısıyla eve çıktı. Evdeki paketleri alıp geldi “bunları da koyalım” dedi ve damadına götüreceği her şeyi dolmuşa yüklediler.  
 
Kazım efendi böylece rahatladı. Çünkü artık yapacakları tek şey dolmuşa binmek olacaktı. Birol’e “senin paranı da dayının parasıyla birlikte vereyim o zaman” dedi.
 
Birol “tamam hacı fark etmez” dedi. O çuvallarla yüklü arabasıyla birlikte doğru eve geldi; yukarı çıktı. Dayısı “erkencisin ya” deyince olan biteni anlattı. “Arabada karşıya götüreceğin eşya var. Hacıyla iki iş olmasın dedik” dedi.
 
Ramiz efendi “iyi düşünmüşsün; biz o arabayla gideriz” dedi. Birol “yalnız dayı. Hacı dolmuş kirasını ‘ben dayına onun kirasıyla birlikte veririm’ dedi; onu unutma” deyince Ramiz efendi bastı kahkahayı.
 
Merakla yanına gelen Kosta’ya niye kahkaha attığını; Ferhat çavuşun anlattıklarını da ekleyerek anlattı. Aslında Kosta da tanıyordu Kazım efendiyi; ama hiç samimiyeti yoktu. Bir iki sefer alış veriş etmişti; o kadar. Onun Ramiz efendinin anlattıkları çok komiğine gitmiş; o da gülüyordu buna.
 
Birol de oradan üst kata Temur efendi ve Aleks’in yanına çıktı; onların sohbetine katıldı. Sohbete dalmışlardı ki; aşağıdan “yemek hazır. Hadi gelin” diye çağrıldıklarını duyunca birlikte aşağı indiler.
 
Aşağıda salonda Ramiz efendilerin Balkan’dan zorlukla getirdikleri büyük masa yemek masası olarak hazırlanmıştı.
 
Annesi Elena’nın annesiyle bir kıyıda sohbet ediyordu. Bu sırada mutfaktan yengesi ve diğer kadınlar masaya servise başlamıştı. Tam o sırada giriş kapısından “komşu!” diye bir ses geldi.
 
Bu sesi duyan Ramiz efendi Ferhat çavuşun sesi olduğunu anlamıştı. Hemen dışarı çıktı.
 
Ferhat çavuş eşini yanına alıp gelmişti. Onlara “ooo! Hoş geldiniz. Buyrun efendim; şeref verdiniz” deyip onları eve buyur ederken Ferhat çavuşa Kazım efendinin Birol’e yaptığını anlatıyordu.                   
 
Birlikte eve girdiler; bu sırada sofra da hazırdı…
 
Odaya girince Ramiz efendinin hanımı “hoş geldiniz” dedi. Yanlarına gelen Elena  ve Kosta geldi. Kosta Ferhat çavuşa “hoş geldin be mori” derken ağlamaklı olmuştu.
 
Kendine Kosta’nın yanında “hoş geldin” diyen Elena’ya “hoş bulduk Elena hanım” derken eliyle Kostanın sırtını sıvazladı. “Sıkma canını be Kosta. Geçer bu günler de; sıkma canını” diye teselli etmeyi ihmal etmedi.
 
Onun babacan tavrı Elena ve Kosta’yı daha duygulandırmışken Ramiz efendi “hadin bakalım efendim. Bırakın merasimi de sofraya buyurun. Geciriksek sofra ağlar valla” deyince onun bu sözü gülüşmelere yol açtı; böylece az önceki kasvet de dağılmıştı.
 
Masa epey büyüktü. Hepsi de kendilerine oturacak yer bulmuştu.
 
Ramiz efendi ve Kosta yana yana oturdu. Ferhat çavuş ve Hristo karşılarına oturdu. Yanlarına Aleks ve Temur efendi karşlıklı oturmuştu. Onların yanlarında hanımlar serpişmişti. Elena’nın babası da saygıdan masanın başına oturtulmuştu.
 
Elena’nın babası çok yaşlıydı; ama oldukça dinçti. Yalnız son olayların onu epey üzüp yıprattığı yüzünden belli oluyordu. Masanın başına buyur edilince hafiften yüzü kızarırken sessizce teşekkür etti.
 
Bu sırada Ramiz efendinin hanımı yemek servisi yaparken Elena da alışkın ellerle mezeleri dağıttı. Elena’nın babası Yani efendi içki ikramına “ben bir bardak şarap alayım” deyince Elena kalktı hemen. Getirdikleri şaraptan birini açıp babasının kadehine o şaraptan koydu.
 
Kendi de içmek istiyordu; Ama Ramiz efendi ve Ferhat çavuşun hanımları içmeyince o da evin adabına uymuştu.
 
Kosta da alışkın ellerle içki kadehlerine rakı koydu. Herkes kararınca kendi kadehlerine su ilave ettiler ve ilk kadehler “şerefe” deyip kalktı; sonra tatlı bir sohbet başlandı.
 
 Kimse yaşanan o sıkıntılı günlere değinmek istemiyordu. Sohbet geçmişte birlikte yaşananlar üzerineydi. Yemek ilerledikçe erkeklerin kafası hafif dumanlanmıştı. Kosta eşinden şarkı söylemesini istedi.
 
Elena Ramiz efendi ve Ferhat çavuşun eşlerine baktı. Onlar da “çok iyi olur Elena hanım” deyince gelirken yanlarında getirdikleri tamburu aldı eline. İlk şarkısı Rumca oynak bir havaydı. Sonra Türkçe şarkılara geçti. Masadakilerin eşliğiyle şarkıdan şarkıya geçerek çok güzel bir gece geçirdiler.
 
Yemek bu şekilde hoş bir şekilde sona erdi. Kahveler içildi. Ferhat çavuş “yarın erkenden gideceğiz. Biz kalkalım artık” deyince Ramiz efendi “biraz daha oturalım” dediyse de Ferhat çavuş ve eşi ayaklanmıştı.
 
Onları uğurladılar. Ramiz efendi yarın ne işleri olduğunu Kosta ve diğerlerine kısaca anlattı. “Ev sizin. Kendi eviniz gibi davranın” dedi Kosta’ya “dost sen de bahçede falan vakit geçirirsin. Ben erken dönmeye çalışırım” dedi. Sohbete biraz daha devam edildikten sonra herkes odalarına çekildi.
 
Kendi odasına çekilen Ramiz efendi eşine “ben yarın erkenden kalkacağım. Uyur kalırsam beni uyandır” dedi.
 
Bu sırada Kosta yatakta Elena’ya “buraya kıstık kaldık. Bizi çok iyi ağırlıyorlar; ama nereye kadar? Bir karar vermeliyiz. Bence daha buralarda kalınmaz. Gidelim Yunanistan’a. Orada kardeşim var. Onda kalırız. Bu arada orada bir dükkan açarız” dedi.
 
Onun bu sözleri Elena’yı çok üzmüştü. “Biz burada doğduk be Kosta. Şimdi kaçacakmıyız doğduğumuz topraklardan? Biz bizi kovmak isteyenlerden daha çok buranın malı değilmiyiz? Baban Hristo Ramiz efendinin babasıyla birlikte saklamadılar mı buralarda İngilizlerin aradığı insanları. Biz de onlarla birlikte vermedik mi o savaşı. Çok içim acıyor be Kosta. İçim yanıyor” derken gözünden yaşlar süzülüyordu.
 
Eşine sarılan Kosta bir süre onu teselli etmeye çalıştı. Neden sonra onlar da uydudu. Benzer konuşma Maria ile eşi arasında geçmiş, onlar da çok üzgündü.
 
Ama her şeye rağmen yaşam da devam edecekti. Öyle deyip onlar da gelecekleri için Kosta gibi düşünüyordu.
 
Yani yıllarca bu toprakların insanı olan; buraya kök salmış; ev bark sahibi olmuş; kendilerini Türk gibi sayan bu insanlar şimdi buralardan kaçmayı düşünmek zorunda kalmıştı.
 
Neyse; az sonra gece sessizliğiyle yutmuştu zaten bütün öfkeyi, üzüntüyü ve herkes uykudaydı artık.
 
Ayşe hanım erkenden kalktı. Yukarıdan Ramiz efendinin ablası da kalkıp gelmişti.
 
Birlikte çabucak kahvaltı yaptılar. Ramiz efendi eşine ve ablasına “konuklar çok yaralı. Aman onlara bunu hissettirmeden ağırlayıp gamını kasvetlerini alalım” dedi.
 
Benzer şeyleri yaşamış olan ablası “sen sıkma canını. Aynı şeyleri bizler yaşamadık mı? Bizi de kovmadılar mı yaşadığımız topraklardan. Bak alıştık buralara. Onlar da alışır. Ama kalırlar; ama giderler; ancak alışırlar onlar da” deyince Ramiz efendi “gitmeyi nerden çıkardın abla?” diye sordu. Ablası “Elena ‘biz buralarda huzur bulamayız artık’ diyor. Yani artık kalmaya pek niyetli değiller” deyince Ramiz efendi “olmaz öyle şey bırakmayız onları. Neyse ben şimdi gideyim. Birol arabayla insin aşağı. Hepten ortadan kaybolunca dikkat çeker. Ötekiler oyalansınlar bahçede; aman iyi bakın onlara” diye son kez uyarıp dışarı çıktı ve Birol’un arabasına bindi.
 
Ablası “öteki arabayla gitmeyecekmisin?” deyince Ramiz efendi “Birol gidecek eşyaları buna yüklemiş” dedi ve arabasıyla eşinin açtığı koca kapıdan çıkıp gitti.
 
Onun ardından bir süre bakan ablası Ayşe hanıma “bu orada da böyleydi. Kimin derdi var koşardı ona” diye bilgi veriyordu.
 
Bu sırada Ramiz efendi yakında olan Ferhat çavuşun evinin önüne gelmişti. Ferhat çavuş onu bekliyordu. Araba sesini duyunca eşiyle vedalaşıp arabaya bindi.
 
Birlikte Kazım efendiyi evinden alıp karşıya geçeceklerdi.
 
Ferhat çavuş “bunları hep hesap et. Al parasını ondan. Parası çok tatlıdır onun. Yak biraz canını” deyince Ramiz efendi pos bıyıklarının altından gülümseyerek “sen beni kasap mı sandın Ferhat? ‘kes şurdan’ deyince kesecek” dedi.
 
Birlikte gülüştüler. Sohbet ederek Kazım efendinin evine geldiler. O da hazırdı. Eşyalar bir gün önceden arabaya konduğu için elinde eşinin kızı için geceden yaptığı börek paketi vardı.
 
O da arabaya binince kestirmeden Harem’e indiler. Arabalı vapura bindiler. Karşıya geçip Zeytinburnu’na yollandılar.
 
Zeytinburnu şimdiki gibi değil tabi. Büyükçe köy gibi bir şey... Kuruşçeşme’de fabrikalardan dolayı yoğunluk vardı. Fabrikaların etrafı adeta gecekondularla kuşatılmıştı.
 
Mahalleye girince etrafın toz toprak içinde olduğunu gördüler. Daracık ev gibi şeylerin arasındaki sokaklardan Kazım efendinin damadını oturduğu yere ‘onun tarifiyle giderken’ yer yer polis arabaları göze çarpıyordu. Ve insanlar da öbek öbek sokak başlarına toplanmıştı.
 
Görüntüden bir şeylerin normal gitmediği belliydi. Az sonra damadın evine yöneldiler...
 
Damat da evinin köşesinde birkaç kişiyle konuşuyordu. Arabayı görünce kayınpederinin geldiğini tahmin edip arabaya doğru yürüdü.
 
Bu sırada evden araba sesiyle kızı da evden çıkmıştı. Yanında çocukları ve başka kadınlar kapıdaydı.
 
Kazım efendiyle birlikte arabadan indiler.
 
Kazım efendi damadın “hoş geldiniz” deyişine cevap verirken bir türlü affetmediği kızını görünce baba yüreği kabarmıştı.
 
Kızı yanına gelip “hoş geldin baba” deyince dayanamadı sarıldı kızına. Bir süre öyle kaldılar. Sonra kendini çabuk topladı. Arabadan annesinin yaptığı börek paketini aldı “annen gece sizin için yaptı bunu. Çok selamı var” dedi.
 
Ortada dramatik bir sessizlik vardı. Ramiz efedi ve Ferhat çavuş polis arabalarından ve işçilerin öbek öbek toplanışından bir şeyler olduğunu sezmişti.
 
Ramiz efendi damada “arabada size getirdiğimiz şeyler var. Onları sana vereyim eve taşı” dedi ve bagajı açtı. Bagaj tıklım tıklım doluydu. Kazım efendinin eşi pazarda aldıklarını yeterli görmemiş; evde ne varsa koymuştu sanki.
 
Neler yoktu ki onların arasında. Makarna, bulgur, pirinç, kuru fasulye gibi bakliyatın yanında peynir, yağ, çay şeker, torununa ayrıca şeker ve oyuncak da koymuştu.
 
Kızı onları görünce gözü doldu. Babasının pinti olduğunu bildiği için; bunları annesinin koydurduğunu biliyordu; ancak bunlar kime neye yetecekti ki? Konu komşu herkes perişandı. Kız içinden annesine teşekkür ederken bu gelenleri komşularıyla paylaşmayı düşünüyordu.
 
Zengin bir adamın kızı olduğu halde bir işçiyle kaçmış; şimdi de bu zor günlerde kocasının ısrarına rağmen annesinin evine gitmeyi içine sindirememiş; buradan kalıp ne yaşanacaksa kocasıyla, konu komşusuyla birlikte yaşamaya karar vermişti.
 
Bu dayanışma ruhu yalnız onda değil; burada bütün kadın erkek herkeste vardı.
 
Patronlar sendikalaşmanın önünü kesmek için çareyi işçi çıkarıp kalan işçilerin gözünü korkutmakta bulmuş; ama silah ters tepmişti.
 
Çünkü çıkarılan arkadaşlarının işe alınması için bütün fabrikalar ayaklanmış ve direnişe geçmişti. Kimi grev gibi işi temelli durdururken kimi de iş yavaşlatıyordu. 
 
Sendika çalışması için mahallede olanlar onlara bunu öneriyordu. Yani işi bırakmadan işi yavaşlatma. O daha etkili oluyordu. Çünkü üretim çok düşse de işçiler maaş alıyordu. Aldıkları maaşlarını, neleri var neleri yoksa işsiz kalan arkadaşlarıyla paylaşıyorlardı.
 
Anadolu insanın “komşu komşunun külüne muhtaçtır” sözü burada tam bir dayanışmayla kendini ifade ediyordu.
 
Tabi yaygınlaşan işçi eylemleriyle birlikte polisin ve patronların parayla tuttuğu fedailerin baskısı artmıştı.
 
Dün gece de direnişteki işçilerden birinin ölüsü ilerdeki dere kenarında bulununca geceden beri bütün mahalle ayakta ve çok öfkeliydi.
 
Sendika çalışması yapanlar etkili olmasa fabrikaları ateşe vermeleri işten değildi.
 
Gece yarısı kıstırdıkları patronlardan birinin iki fedaisini öldürmekten beter etmişler; polis ellerinden zor almış, onları linçten kurtarmıştı; ama bu arada orada yakaladıkları on işçiyi de tutuklayıp götürmüşlerdi.
 
Tutuklananlardan biri de damadın kardeşiydi. Evde kapıya çıkan kadınların içinde onun eşi ve diğer işten çıkarılan işçilerin eşleri vardı.
 
Sabaha kadar erkek işçiler sokaklarda kadınlar da evlerde toplanıp bekleşmişti.
 
Damat eşyaları eve taşıdıktan sonra kısaca bunları anlatmış “mahalle barut fıçısı gibi. Her an olay çıkıyor. Polisler yakaladıklarını alıp götürüyor” demiş ve “gece benim kardeşimi de götürdüler. Patronların köpeklerini dövüyorlarmış. Orada yakalamışlar” dedi.
 
“Patronların köpekleri” derken öfkeyle dişlerini sıkmıştı.
 
Ferhat çavuş ve Ramiz efendi ortadaki garipliğin nedenini böylece anlamışlardı.
 
Damat onları eve buyur etti. Evin önüne çıkarılan sandalyeleri çıkarıp oturdular.
 
Kazım efendi içeride torunlarını seviyordu. Kızı da onlara çay getirmişti.
 
Damat “eşime git biraz baban evinde kal diyorum, gitmiyor” dedi. O sıra çayları veren eşi bunu duyunca “niye gideceğim Kamil. Benim konum komşum burada didişirken benim onları, seni bırakıp gitmek yakışır mı bana?” dedi sonra Ramiz efendilere döndü “siz söyleyin amcalar yakışır mı bu?” diye sordu.
 
Onun tepki gösterirken bu savaşkan ve dayanışmacı hali Ferhat çavuşla Ramiz efendiyi çok etkilemişti. İkisi de “haklısın kızım yakışmaz. Sen en iyisini yapıyorsun” deyince eşi damada “Nasıl bak? Amcalar da bana hak verdi” derken çok onurlu bir yüz ifadesi vardı.
 
Babasına “sen anneme söyle. Ben burada çok mutluyum üzmesin kendini. Yalnız arada bir seninle bir şeyler aldırıp göndersin. Burada herkes aç. Gelenleri onlarla paylaşacağım” deyince hem Ferhat çavuş hem de Ramiz efendi ‘o adamdan böyle kız nasıl çıkmış?’ gibi bir yüz ifadesi içindeydi.
 
Ferhat çavuş “sen merak etme kızım. Ayrıca biz de bir şeyler alır geliriz. Öyle değil mi Ramiz efendi?” deyince Ramiz efendi “ne demek. Böyle onuruyla mücadele eden insanlar için bir şeyler yapmak insanı şereflendirir be ya. Elimizden geleni yaparız evelallah” deyince Kazım efendinin kızı Fatma teşekkür edip eve girdi.
 
Sanırım o sıra kapıda duran kadınlara kısaca anlatmıştı bunları. Çünkü hepsinin yüzünde hafiften bir sevinç ve memnuniyet dalgası geçmişti.
 
Fatma gidince Ferhat çavuş damada “kıymetini bil kızımızın. Böyle eş zor bulunur” deyince damat “Bilmemin abi? Biz onlan ‘anca beraber kanca beraber’ deyip kaçtık. Hani yokluğa çok alışkın olmadığı için öyle demiştim. Gördüğünüz gibi; verdi ağzımın payını” derken eşi için haklı bir gurur içindeydi.
 
Fatma’nın getirdiği çayları içerken etraftan çıkan işçilerle damadın evinin sokağı kalabalıklaşmaya başlamıştı.
 
Damat arkadaşları sokağa birikmeye başlayınca kayınpederine “baba arkadaşlar birikmeye başladı. Ben bir bakayım” dedi. O sıra karşıdan gelen gurup içinde olan birine doğru yürüdü. Ona “hoş geldin” dedi sarılıp öptü.
 
Ferhat çavuş ‘o gelen kim?’ diye merak etmişti. Kazım efendi “damadın kardeşi. Karakola götürmüşler. Sanırım bıraktılar” dedi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 210
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster