Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Haziran '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
136
 

Öykülerle yolculuk (üçüncü bölüm)

Öykülerle yolculuk (üçüncü bölüm)
 

Öykü demeti


    Ambulans biraz yavaş giderken, birden sirenini açıp hızlandı. Gezmek için geldiği İstanbul caddelerinde böyle ambulans içinde siren sesleriyle yolculuk yapacağını hiç düşünmemişti. Sirenlik bir hali olduğunu da düşünmüyordu.

    Ani siren çalmaya başladığında irkilmişti. Aklına ‘acaba durumum çok mu kötü?’ diye bir soru geldi. Sonra içinden ‘amma aptalsın ha’ diye böyle düşündüğü için güldü.

    Doktora baktı. Sakin oturuyordu. Ona ‘Acilde mi görevlisiniz?’ diye çok anlamsız bir soru yöneltti. Sonradan sorunun anlamsız olduğunu fark etmişti. Doktor bu anlamsız soruya ‘evet’ dedi.

    Bizimki bu kısa cevabı alınca doktorun aynı kendisi gibi ‘muhabbetine doyulmayan’ laf ketumu olduğunu fark edince içinden ‘arkadaş bizden’ diye geçirdi. Ondan sonra ikisi de arada bir bakışsa da hiç konuşmadılar.

    Bizimki siren sesini dinlemeyi seçti. O sırada içinden ‘yolda gidenler veya sireni duyanlar içinde bir şey var sanıyordur’ diye geçiriyordu. Geldiği şehirde evi işlek bir cadde üzerindeydi. O evde gecede gündüzde benzeri siren seslerini duyduklarında eşiyle birlikte içinde çok hasta biri var diye üzülüp ‘Allah kurtarsın’ derlerdi. Bu aklına gelmişti.

    Aslında çok değil iki üç saat önce can alıp can veriyordu, ama şimdi biraz dirilince kendini çok hastadan saymıyordu. Çünkü yıllardır öyle anlar yaşamıştı ki, artık hiçbir şeye umursamamasına şaşırmamak gerekiyordu. Onun için ölüm bile çok sıradan hale gelmişti.

    Bizimki böyle gelmişten geçmişten düşünürken siren sesi sustu. Ambulans yavaşladı, bir yerde durdu. O saate kadar hiç konuşmayan doktor ‘geldik’ dedi. Bizimki doktora gülümserken içinden ‘ağzından ikinci kelime çıktı’ diye gülüyordu.

    O sırada ambulansın kapısı açıldı. Öndeki görevli, doktor, kızı ve hastaneden gelen görevli bağlı olan arabasını çözüp itinayla aşağı indirdiler. Görevli arabayı binaya sokup hızla bir yere sürdü.

    Yanında kızı ve doktor bir yere geldiler. Geldikleri yerde onun gibi arabada gelen birçok hasta vardı. Doktor elindeki kağıtları bilgisayarın başında oturan bir bayana verip onun hakkında bilgi verdi. Sonra yanına gelip ‘geçmiş olsun beyefendi’ deyip gitti.

    Amcalıktan beyefendiliğe terfi edince doktora gülümsedi. Ama doktor hızla ayrıldığı için onun gülümsemesi ağzında kalmıştı. O sıra orada duran gençten bir görevli onun neye gülümsediğini bilmediği için ‘oo amca bakıyorum neşen yerinde’ dedi. Bizimki ona başını sallarken, içinden gülümsemesi için ‘neye niyet neye kısmet’ diye geçirdi. Çünkü doktora olan gülümsemesi o görevliye nasip olmuştu.

    Kızı yanında beklemeye başladı. Kendini iyi hissetmiyordu. İçinden ‘iyi ki buraya geldik’ dedi. Hastanede olmak ona bir güvence veriyordu. Kızı sık sık eğilip ‘nasılsın babacığım’ dedikçe ona iyi olduğunu söylüyor, iyi olduğunu kanıtlamak için gülümsüyordu. ‘Biraz sıkıntım’ var dese kızının çok panikleyeceğini bildiği için öyle davranıyordu.

    Zaten hastalığının en zor anları bu anlardı. Kendini onlara, yakınların moral vermek zorunda hissediyor ve onları özellikle kızını asla üzmek istemiyordu. Onun için sıkıntısı ne olursa olsun hep belli etmemeye çalışırdı. Bu yüzden az sıkıntı yaşamamıştı. Şimdi yanında yalnız kızı olduğu için fazla zorluk çekmiyordu.

    Bu sırada bulundukları yere sürekli arabalarda yeni hastalar geliyordu. İçlerinde daha kötü durumda olanlar vardı. Bir görevli yanına gelip ‘amca daha aciller var, onları yerleştirelim size de bir yer ayarlayacağız’ dedi. Sonra ‘isterseniz burada durmayın’ dedi. Onun arabasını arkasından iterek, kızı yanında bir yere götürüp bıraktı. ‘Burada bekleyin’ dedi. O görevlinin dediği gibi beklemeye başladılar.

    Nice sonra acilde ‘oo amca bakıyom neşen yerinde’ diyen görevli yanlarına geldi. ‘Amca sana özel bir yer ayarlıyorum’ dedi.   Bunu derken bir gözü de kızındaydı. Bizimki buna bozulur gibi oldu. ‘Hop hop önüne bak’ diyecekti. Kendinin Haydarpaşa’da güzel gözlü doktoru içinden beğendiği akınla geldi. İçinden ‘oğlum güzele bakılır’ dedi. Kızına baktı. Allah için kızı gözüne çok güzel geldi. Hem o genç çok sulu da davranmıyordu ki. Böyle düşünüp sakinleşti.

    O genç bir ara kayboldu. Sonra yine geldi. ‘Amca sana burada çok güzel bir yer ayarladım’ dedi. Bizimki ‘sağol oğlum’ derken bir görevli geldi ‘hadi amca gidiyoruz’ dedi ve arabasını sürdü. Bizimki o gence en son ‘ teşekkür ederim’ dedi. O da ‘değmez amca görevimiz’ derken kızına son bir bakış attı. Bizimkine öyle gelmişti. Görmezden geldi.

    Arabayı süren görevliyle asansöre geldiler. Hastaların geçiş üstünlüğü vardı herhalde. İlk gelen asansöre kızı yanında arabasıyla bindi. Altıncı kata gelince asansörden çıktılar. Kalacağı odaya geldiler.

    Odada dört yatak vardı. Üçünde hasta vardı. İkisinin yanında refakatçileri vardı. Kapıdan girişte sağdaki yataktaki az genç biri vardı. Girişte soldaki yatak boştu. Onun için hazırlıyorlardı. Arabasını bir kenara çektiler. O odadaki herkese sesli selam verip, geçmiş olsun dedi. Refakatçisi olamayan genç ‘sağol’ diye cevap verdi. Onun hizasında cam kenarından ses gelmedi. Soldaki tarafta cam kenarından efendiden bir bey ve hanımı kibarca ‘sağol’ dediler.

    Bizimki bu kısa sürede oda arkadaşları ve refakatçileri hakkında belirli görüş sahibi olmuştu. Bu tür gözlemlerde pek yanıldığı görülmemişti. Sağdaki genç için içinden ‘buranın Ramazan’ı bu’ dedi. Bu tespiti yalnız eşi anlar ve gülümserdi. Birçok konuda anlaşamadıkları olsa da aslında eşiyle aralarında müthiş bir elektrik vardı. Tek kelimelik, tek işaretlik öyle ortak yanları vardı ki. Bunlar onların evliliklerinin harcı, güzelliğiydi. Bu Ramazan konusu da bunlardan biri…

    Belki bilirsiniz. İnsan karakterlerinin en belirginleştiği yerler böylesi hanelerdir. Buna Hapisane, kerhane gibi değişik, insanların zorunlu veya keyfi uğrak yeri olan haneleri, erkekler için asker koğuşlarını, çeşitli ihtiyaç kuyruklarını da ekleyebilirsiniz. Ayrıca kadınların kendi aralarında toplandıkları değişik ad altında günler, köy ve kasabada ‘dulluk’ diye tabir edilen güneşli yerlerde özellikle kadınların toplandığı yerler, kahvehaneler, köy odaları diye uzatmak da olasıdır. Bütün bu yerlerde değişik insan öyküleri yaşanır veya anlatılır.

    Öyle ki buralardaki öykülerden yola çıkıp dünyanın değişik yerlerinde insanların toplaştığı belirli yerlere ulaşılıp gözlenebilse oralarda yaşanan veya anlatılan insan öyküleriyle çok benzeştiği yanlar gözlenecektir.

    Çünkü insanların ‘üç aşağı beş yukarı’ bütün özellikleri evrenseldir. Örneğin bir ölüme duyulan acı, yalancı bir kişinin psikolojisi, korku, beğeni, bencillik, özveri gibi ne kadar aklınıza insan özelliği gelirse bunların hepsi çok az farklarla evrenseldir. Bu yanlarıyla yaşadıkları öyküler de evrenseldir.

    Edebi eserlerin kimilerinin her dilde basılıp beğenilmesi bundandır. Çünkü o eserler anlatılarıyla insanların bu evrensel yanlarına değindiği için bütün dillerde beğenilir. Çocuk hikayeleri olarak öne çıkanlar, yaşam öyküleri olarak öne çıkanlar hep insanın ortak yanlarını en iyi anlatanlardır. Donkişot’un evrenselliği bundandır. Çok bilinen olduğu için onun adı aklıma geldi.

    Bizimki okuduğu kitaplarda hep bu yanları gözlerdi. Kitap okuyan herkesin katılacağı yan. Bu öykü yolculuğuna çıkarken de birlikte kurgulamaya çalıştığımız veya çalışacağımız insanların bu evrensel yanlarını öne çıkaran öyküler olacak. Bizimki onun için böylesi hanelerde çevresini gözlerken her gördüğü kişinin fark edebileceği yanlarını göremeye çalışır. Tıpkı ‘Al gözüm seyreyle Salih’ teki Salih gibi.

    Çok önemsediği öykücü-yazar Yaşar Kemal’in bu öyküsündeki Salih’i çok sevmişti. Onun gördüğü gibi görmek, onun fark ettiği fark etmek yaşamanın anlamı diye düşünürdü hep.

    Şimdi burada da benzeri duygularla etrafa bakınıyordu. Aslında durumu hala pek iyi değildi. Bu sırada yatak hazırlanmıştı. Görevli ve kızının yardımıyla yatağa çıkıp uzandı. Yatak ayarlanabilir yataklardandı. Görevli yatağını ayarlarken ‘nasıl iyi mi? diye sordu. Rahat pozisyona gelince bizimki ‘sağol iyi ‘ deyince, görevli ‘geçmiş olsun’ deyip çıktı. Hapisanede ‘Allah kurtarsın’ denir. Yani her yerin kuralı ayrıdır. Görevli ‘geçmiş olsun’ deyince bizimkinin aklına bu geldi. ‘Deliler için ne deniyor acaba?’ diye aklına geldiği sırada doktor geldi.

    Doktor efendiden, sakin renkli gözlü biriydi. Ama bizimki doktorun sakinliğinde yanıldığını az sonra anladı. Doktor ona hastalığının hikayesini sormaya başladı. Bu şekilde onu tanıyacaktı.

    Bazı hastalar doktorun hastayı tanımak için bu soruları sormasına ‘bu doktor bi boktan anlamıyor. Anlasa sormazdı. Falan doktor hiç sormadan bildi valla’ gibi düşüncelere kapılır.

    Halbuki bütün doktorlar sormadan hastayı anlayamaz. Bazısı çaktırmadan, muhabbet ediyormuş gibi yaparak hastanın ağzından laf alır. Bazısı da bu doktor gibi imtihan eder gibi sorarak öğrenir. Bizimkine göre doğru olan bu doktorun yaptığı.

    Doktorun tavrını beğendiği için hemen ‘bilinçli hasta olarak’ (kendini bilinçli hasta görürdü, ama yanıldığını bu hastanede öğrenince bir daha içinden bile bilinçli hastayım demedi, yani haddini öğrendi) sorulara cevap vermeye başladı. ‘Evde oksijen makinem var. Ama devletin verdiği daha iyi oluyormuş’ gibi bir laf edince doktor biraz şaşırdı. ‘Sizin evde oksijen makineniz mi var?’ diye sordu. Bizimki ‘evet’ deyince Doktor ‘tarif edermisiniz makinenizi’ dedi. Bizimki evdeki oksijen tüpünü oksijen makinesi olarak tarif etmeye çalışıyordu, ama tüp kısmını atlayıp ona takılan cam kavanozdan tarife başlıyordu.

    O tarif ettikçe doktor bir şey anlamadığı için soruyu tekrar ediyor, o da benzeri cevaplar veriyordu. O sakin doktor kızmaya başlamıştı. Soldaki cam kenarındaki hasta perdeyi aralayınca orada oksijen tüpünü gördü. Doktora ‘şu karşıdaki gibi’ deyince Doktor patladı ‘siz deminden beri oksijen tüpüne oksijen makinesi mi diyordunuz, tarif ettiğini o muydu?’ deyince bizimki gafını anladı, ama nafile doktor kafasına ‘bununla da işimiz zor’ diye not etmişti bir kere.

    Bizimkine öyle gelmişti, ama yapacak bir şey yoktu, sustu. Doktor yeterli notları alıp ‘geçmiş olsun’ deyip gitti.

    Bizim bilinçli hasta ‘mort’ olmuştu. Ama ben sevinmiştim. ‘Yıllardır beni hep baskılayıp durması, hep çokbilmiş geçinmesi değilmiş ne haber?’ dedim. İçindeki kişiliklerden birinin kendiyle dalga geçmesi ona koymuştu, ama gerçek buydu.

    Haddini bilmezsen senin haddini bildirecek mutlaka çıkar. Bu onun için de, herkes için de böyledir. Hele bilmeden fikir beyan edenler hep hadleri bildirilerek yaşar giderler. Hadlerini öğrenirlerse mesele yok, yoksa kişiliği kaybolmuş yalama olarak onun bunu eğlencesi olup yaşarlar. Tercih herkesin kendinin…

    Bizimki ne kadar despot olsa da haddini bilmeye çaba gösterir. Bu onun onca olumsuz yanının yanında olumlu yanlarındandır. Öyküyü kişiselleştiriyormuşuz gibi gelmesin. Bizimki dediğim aslında benzer özellikte olan herkesti.

    Doktor gittikten sonra burnuna oksijen maskesini takıp geriye doğru yattı. Kızı ‘nasılsın babacığım?’ diye sorunca kısık bir sesle iyiyim, ama çok uykusuzum’ dedi.

    Gerçekten dünden beri nerdeyse gözünü kırpmamıştı. Hastalığın yanında uykusuzluğun verdiği yorgunlukla sonunda çok bitkin düşmüştü. Gözlerini kapadı. Odada diğer hastalar da benzer vaziyette uyukluyor gibiydi.

    Sadece ‘buranın Ramazan’ı’ diye gördüğü hasta ayakta gidip geliyor, arada bir yatıyor sonra yine kalkıp odada veya koridorda dolaşıyordu. Yani hep hareket halindeydi. Bizimki o bitkinlikte onun bu gidip gelmelerini fark etmişti. Görmezden gelip yine gözlerini kapadı.

    Bu sırada sadece oksijen kavanozlarında oksijenin suyu hareket ettirirken çıkardığı ses vardı. İçinden o sesi çıkarmaya çalıştı. ‘lrlrlrlrlrlrl’ diye içinden geçirdi. Sesi tutturamamıştı. ‘lırrrrrrrr’ diye geçirdi yine olmamıştı.

    Aklına Sankristçe geldi. 56 harflik bir dil kesin bu sesi tanımlayan bir kelime üretir diye düşündü. O tarif edemediği ses aslında bundan sonra uzunca süre kulaklarında hep çınlayacak, yazacağı öykülerin adeta fon müziği olacaktı. Bu aklına gelince gayri ihtiyari gülümsedi.

    Gözlerini açtı. Kızıyla göz göze geldi. Kızı şaşkın bakıyordu. Ona ‘aklıma bir şey geldi de’ diye açıkladı. Kızı babası kafayı yiyor telaşıyla ‘iyisin değil mi?’ dedi. Kızının endişesini fark etmişti. ‘Merak etme iyiyim, Uyumaya çalışırken aklıma bir şey geldi’ dedi. Bu sözleri çok bitkin söylemişti. Gözlerini yumdu. Uyumaya çalıştı. (devam edecek)

                           

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 225
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster