Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
124
 

Öyle yıkma kendini

Yaşamak ne zamandır bu kadar zor olmaya başladı? Hayatta kalmak hangi günden beri uçurumun kenarında durmakla eş değer oldu? Neden her sabah uyandığımda ya da vapurda akşam haberlerine bakarken sürekli ölüm, kavga, savaş, kadın cinayetleri, çocuk istismarları ve şehit haberleri oluyor? Ben alışmak istemiyorum yaşanılanlara, kanıksamak istemiyorum gün be gün verdiğimiz şehitlerimizi. Ve anlayamıyorum yaşanılanlara duyduğu elemi söyleyip bu ülkeden gidenleri.

Bir olay yaşanıyor ve başlıyor sosyal medyada bir furya: atılan sonsuz tweet’ler, Instagram’da paylaşılan resimler ve sözler, Facebook’taki videolar… Instagram da o gün için kara resim koyan ertesi gün yılbaşı makyajı nasıl yapılır videosu izleyip yılbaşında kendi kahkaha dolu resmini atıyor. Evet, içi kan ağladı onun soğuk kış gününde daha çocuk sayılacak yaşta şehit olanların haberini duyunca. Üzüldü; milleti, ülkesi adına ve kınadı herkesi ardından kararını vererek dedi ki “ yaşanmaz bu ülke de ben okulu bitirip gideceğim buradan” ya da “ çocuğumu asla Türkiye’de bırakmam”. Ben de şunu çok merak ediyorum bu noktada, madem üzüldün o kadar resim ve söz paylaştın, herkesi suçladın neden mücadele etmek yerine bırakıp gidiyorsun? Bu soruyu sordum birkaç kişiye ve bana “ ne gerek var ki, nasılsa bir şey olmayacak.” Dediler. O an aklıma Özdemir Asaf’ın o çok güzel sözü aklıma geldi” kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o ama bozmadım.”Şiirler bu yüzden güzel daha kaç yıl öncesinden yazılıp imdadına yetişiverirler beklemediğin zamanlarda. Velhasıl biz olayımıza geri dönelim. Eğer duyarlıysan ve herkese laf edip bir de üstüne Türkiye’de yaşanmaz diyorsan bu kadar bencil olma derim. Evet, sen gittin, çocukların gitti. Ya ailen, dostların, okulda top oynayan- ip atlayan çocuklar, pencerede torununu bekleyen dedeler, nineler… Giderken kalanlar acıtmayacak mı senin içini? Sen orada yaşamaya başlayacaksın, gezeceksin ve Türkiye’de bir olay olunca tekrar siyah resim paylaşacaksın o kadar. Sana orada soracaklar neden buraya geldin diye ya da diyecekler ne kötü, olaylı bir ülkeniz var diye. O zaman vicdanında bir kıpırtı olmayacak mı? Sen gittin ve geriye sadece sözlerin kaldı: ‘ Türkiye daha gelişmedi, eğitim iyi değil, yaşanmaz artık diye’. Evet, yaşanmaz artık sen gidersen o giderse, kaliteli eğitim alamaz çocuklar siz gibi iyi eğitim almış insanlar bu ülkeye kendilerinden bir katkı sağlamadıkça, gelişemez elbet. Belki şu an bazı kişilere hakkettikleri değer verilmiyor ama verilmiyor diye de gitmene gerek yok ki, kal ve sen sağla o değerin verilmesini. Şu aşamada size bir örnek vereyim, benim ablam İngiltere’de tasarım eğitimi alıyor ve okulu bitince de Türkiye’ye dönmeyi amaçlıyor ama bunu hangi Türk duysa o kadar fazla şaşırıyor ki ilk dedikleri şey ‘neden dönüyor ki?’ neden dönmesin ki o da orada kalsa sanat nerede yaşanacak? O kadar çok karamsarlığa düşmüşüz ki artık nasıl yaşanacak diye umutlarımız solmaya başlamış. Evet, güçlükler var elbet ama güçlük, zorluk var diye neden başka ülkeye sığınalım ki? Terör desen her yerde var, tüm dünya ülkelerinde var: Paris, Berlin, Brüksel. Türkiye’nin sadece jeopolitik konumu biraz farklı ve bir de değişik bir siyasi hayatı var ama kimse kalıcı değil ki zaten bu hayatta. Bir gün onlar oturur masaya öbür gün sen, ben, biz otururuz. Hem düşünün Şehitleri Anma maçında o çocuklar tüm masumluğuyla oradaydı, gözlerinde bir bakış; üzgün ama hala birileri var bakışı. Çünkü o gün onlar da gördü ortak acılara karşı insanlarımızın nasıl tüm fikir ayrılığına rağmen beraberce tezahürat yaptığını, birlik içinde olduğumuzda ve birbirimize sevgiyle yaklaşınca nasıl da herkesin inançlı olduğunu. Sen şehitlerimiz için kara resim paylaşıp gidersen onlara sadece o resimleri bırakmış olacaksın hâlbuki kalsan onlara bir ışık olurdun belki zor ve yalnız hayatlarında. Hayat tıpkı Nazım Hikmet’in şu mısralarındaki gibi olsa keşke ‘yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.’

Evet, sadece resim, söz paylaşarak çözülmüyor maalesef sorunlar, masada oturarak, mücadele ederek oluyor çok zor ve zaman alsa da yaşanılacak olan o güzel hayatı sunmak. Bunlar için de birbirimize ihtiyacımız var, tüm farklılığımızla bir olmaya ihtiyacımız var. Türkiye’de yaşanılamaz önyargısını kırmak için çabamız olmalı.

Gitmek çok kolay. Eğer içinde o değişime olan inancın, eğitim için olan bilgin, barış için yüreğin ve insanlara yardımcı olabilmek için gücün varsa gitme. Ardından bakanları, kalanları düşün. Onlar da mutlu bir güne uyanmayı, oğullarının mutluluğunu görmeyi, çocukların rahatça oyun oynayabildiği, kadın olarak rahatça seçim yapabilmeyi ve daha da fazla söz sahibi olmayı isterlerdi. Evet, benim elimden gelen bu aşamada sadece bunları yazıp sizlerle paylaşabilmek. Ben de bir şey yapabilmiş değilim fakat tanık olduğum bu önyargıya, karamsarlığa sessiz kalamazdım. Ben içimizde umudumuz olsun istiyorum. Fırsatçının, fesatçının, celladın yüzüne tükürmek istiyorum. Şahsi birine değil elbet bu eleştirim sadece bir düşünüş, sürçü lisan ettiysem affınızı diliyorum.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 95
Kayıt tarihi
: 06.12.16
 
 

Bahçeşehir Üniversitesi hukuk fakültesi 3.sınıf öğrencisiyim. Umuyorum ki bir buçuk yıl sonra avu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster