Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '09

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1774
 

Oyun bitti Cancağızım! Evli evine, köylü köyüne, şehirli şehrine

Oyun bitti Cancağızım! Evli evine, köylü köyüne, şehirli şehrine
 

“Benim oğlum bina okur döner döner bir daha okur!”


Dünya, ne gerçeğinde sanıldığı kadar büyük, ne de uluslararası ilişkiler bir kördüğüm çözülmezliği içerisindedir. Bunu, her ne kadar bulunduğu şehrinden, ülkesinden dışarı çıkmamış birilerine anlatmanız çok kolay olmasa da; İnsanları ve devletleri özelliklede günümüzde tek bir değerin ilgilendirdiğini biliriz. “Para”, diğer ifadesiyle ihtiyaçların karşılanması için sahip olunması gereken değişim gücü. Günümüzde (güçlü) değişim gücü, üçayak ve bir baştan oluşmaktadır. Ayaklar; hammadde, üretim, Pazar. Baş; bilgi üretme ve oyun kurabilme yeteneğidir.

Buna basit bir örnek verirsek; Amerika, planlamasını, organizasyonunu yaparak Çin’de; Çin’in, hammaddesi ve ucuz işgücü ile üretim yaptırmakta ve üretimin önemli bir bölümünü Çin pazarında satmaktadır.

Amerika’nın burada yaptığı; Oyunu kurmak ve finanse ederek kenara çekilmektir.

Özetle günümüzde para ; Bilgi ve bilgiden yeni bilgi üretebilmektir.

Bu anlayışla dünya gerçeğinden ülke gerçeğimize gelirsek;

Türkiye, yeni bilgi üretememektedir.

Türkiye, mevcut bilgilerden hareket ederek, yeni bilgi de üretememektedir.

Bu nedenlerle Türkiye’nin, günümüzde bir oyun kurması, finanse etmesi pek mümkün değildir.

Geriye kalan, Türkiye’nin kurulan bir oyunda, sistemde bir parça olabilmesidir.

* * *

Osmanlı , 1850 yıllarında ilk borç aldığında kendisini bekleyen köleliğin farkındaydı.

Bu nedenle, bizde pek bilinmemesine rağmen, veziriazamın aldığı (ilk) borç, Padişahın çok ihtiyacı olmasına rağmen antlaşmayı (halktan topladığı paralarla) tazminatını ödeterek iptal ettirir.

Ancak, Osmalı Kırım savaş tuzağına düşürülmüştür. Çaresiz olarak, borçlanacak ve devletin parçalanmasına giden yolun merdivenlerinden aşağıya inmeye başlayacaktır.

Köprünün altından bir çok su ile birlikte 90 yıl geçer. Cumhuriyet idaresi de, Osmanlıya ilk borç verenler (İngiltere-Fransa) tarafından tekrar borçlandırılır.

Çıkış noktası bulunamadığından tekrar başa dönülmüştür. Kurtuluş; Ya yeni bilgi üretmektedir, ya da bilgiden yeni bilgi.

Değilse, “Benim oğlum bina okur döner döner bir daha okur!” Anlayışı gerçekleşmektedir.

* * *

Geldik bugünümüze;

Gelişmiş batı, ekonomik olarak yolun sonuna geldiğini 1917’ler de görür.

Bu tarih aynı zamanda, “Üzerinde güneş batmayan İmparatorluğunun” parlak günlerinin de sonudur.

İlk Dünya Savaşı çıkartılır, yeni üretimlerle birlikte yeni sömürgeler üretilir...

Yani, batı bir nefes alır.

Ve İkinci Dünya savaşı ile batıda paylaşım ve refah tescillenir.

Ancak bu refah fazla sürmeyecek, batı ekonomisi tekrar şişenin dar boğazına girecektir.

Artık şimdi ekonomi ve yönetme anlayışlarının değişme zamanıdır.

Zor oyunu bozmuştur.

Gücün üçayağı, bir başı var demiştik; Hammadde, üretim, tüketim (Pazar) ve organizasyon.

Hammadde; Çin, Hindistan, Rusya, Afrika ve Ortadoğu’dadır.

Üretim (işgücü); Ucuz ve bol olarak bu bölgelerdedir.

Tüketim; Genç nüfus ve yeni satın alma imkânları ile yine bu bölgelerdedir.

Yani; Türkiye’nin olduğu bölge, batının Ekmek Teknesine giden yolun üzerindedir.

Ve bu Ekmek Teknesinde, hamur ve suyun dışında kimseye yer yoktur.

Batı için bugün Ekmek, NATO’dan önceliklidir.

İşte tüm hikâyemiz budur.

Ekmek, NATO’nun yerini almıştır.

Siz istesiniz de, istemesiniz de…

Ekonomik zorluklar oyunları bozmuştur.

Kimileri için bir anda boşluğa düşmek, herhalde çok zor olmalıdır…

Dün demiştik ki; çömlek çatladı;

Bugün diyoruz ki; oyun bitti cancağızım…

Herkes evine…

Unutmadan bir de fıkramız var;

Recep Emmimim oğlu, heves etmiş askeri okula girmek için imtihanlara girmiştir.

İlk soru şudur;

-“Aşağıdaki yazının gerekli yerlerine, verilen noktalama işaretlerini doğru olarak yerleştiriniz.”

Recep emmimim garip oğlu nereden bilsin noktalama işaretlerini...

Bilgisi yoktur ancak çok isteklidir.

Cümlenin altına bir not düşer ve kâğıdı aldığı masaya bırakır.

-“Herkes yerine marş marş…”

Resim; erdoganboz.blogcu.com'dan alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

usa da ilk resmi anlanmda gelir vergisi toplanmasina baslangic tarihi 1913 dur.bes kolay sorunun cevaplanmasiyla odenen bu vergi bu gun icinden cikilmaz bir karmasadadir mutlak muhasebeciye gerek vardir ki zaman zaman onlarda yanlisliklar yapar. Guclu ulke bile halkindan neler yapip bilinmez vergi(bana gore bac) toplar.Biz once vergi toplamasini ogrenelim.Guclu hazine belki bilime yatirim yapar. Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 04.11.2009 17:58
Cevap :
Değerli Newyorker, Haklısınız, bir devlet önce adaletli ve doğru şekilde vergi toplanmasını organize etmelidir. Etmelidir ki, toplanılan vergilerle halkın yararına yatırımlar yapabilsin. Ancak; yakın tarihe kadar Türkiye'de sanayii şirketleri, %60 oranında İstanbul çevresinde, %20, İzmir çevresinde toplanarak ülke adeta İstanbul'a hizmet eder duruma getirilmiştir. Bu nedenle de Devletin diğer şehirlerde vergi alacağı şirket bulunmamaktaydı. İlginçtir, bunların da hepsi gözden kaçırılır ve gündeme getirilmezdi. Özetle; kurulan sistemle, körlerle sağırlar birbirlerini ağırlamaktaydı. Bu arada kurulan (yanlış) düzenin farkına varanlar; ya komünistlikle, ya yobazlıkla, ya asker, cumhuriyet düşmanlığıyla, ya da irtica ile damgalanarak sesleri kesilmekteydi. Şimdi çömlek çatlamış ve içerisinde ne varsa hepsi ortaya dökülmektedir. Ve bakalım bizleri neler beklemektedir. İlgi ve katkınıza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  05.11.2009 10:11
 

Bizde işler hep bu marş, marşlarla yürütülmeye çalışıldığı bugüne kadar...Ama yürümediği görüldü artık. Bundan sonra, marş marşçılara marş marş diyelim de önümüz açılsın...Selamlarımla..

ali açıköz 
 04.11.2009 17:42
Cevap :
Değerli Ali Bey, Dünyanın geldiği noktada, gelişmiş devletlerle, devletimizi karşılaştırdığımızda bakınız ortaya nasıl bir tablo çıkmaktadır; Sanayisi katma değerli (teknolojiye dayalı ve yüksek karlı) mal üretememektedir. Üniversiteleri uluslararası kabul gören kalitede öğrenim verememektedir. Devleti uçan kuşa borçludur. Halkın gelişmesinin en belirgin kaynağı olan düşünce özgürlüğü kısıtlanmış ve halk yönetime (gerçek manada) katılamamaktadır. Özetle; dünkü vilayetimiz olan Yunanistan'ın durumu dahi, gelir itibariyle bizden iki, üç kat fazladır. Bizler bu arada ne yapıyoruz? "Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete!" Durumumuzun farkında dahi değiliz, taht ve post kavgasındayız. Dünyanın gelişmiş ülkeleri, makine üretme kulvarından, bilgi üretme çağına geçmekte, bizler, Ulusçuluk ve cumhuriyetçilik söylemlerinden çıkamıyoruz. Çıkmaya çalışanları da el birliği ile boğmaya çalışıyoruz. Sağlıcakla kalınız.  05.11.2009 9:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1046
Toplam yorum
: 2661
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1720
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster