Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su

22 Mayıs '11

 
Kategori
Oyuncaklar
Okunma Sayısı
1481
 

Oyuncak Kütüphanesi

Oyuncak Kütüphanesi
 

netten alıntı


Yatak odasındaki gömme dolabın kapağını açtığımda, adının et bebek mi-lahana bebek mi olduğunu bir türlü öğrenemediğim, üst üste yığılmış onlarca bebek görüyorum. İçlerinde “arap” olanı kırmızı kısa tulum giymiş. Saçı da yok. Diğerlerinin hepsi sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli. Hepsinin dudakları kıpkırmızı. Her biri diğerinden farklı bir elbise giymiş. Nerdeyse benim boyumdalar. İçlerinde ağzında emzik ya da elinde biberon olan da var. Ben artık emzik, biberon kullanmıyorum ama. Onları ayıplıyorum biraz… Olsun gene de oynamak istiyorum. Uzanıyorum… uzanıyoruum… yetişemiyorum. Gömme dolabın çekmecesinin kulpuna basıp tekrar uzanıyorum. Durduğu yerde bana göz kırpıp duran sarı bebeklerden birini alıyorum. Kucağıma sırtüstü yatırıyorum. Gözkapaklarını kapatıyor ve ağlıyor. Kaldırıyorum, gözkapakları da kalkıyor. Mavi mavi bakıyor bana… 

Aradan ne kadar geçiyor bilmiyorum. Oturma odasında annemle beraberiz. Ben oyuncak ütüyle bebeğimin elbisesini ütülüyorum. Çabuk sıkılıyorum ama. Diğer bebeklerimle oynamak istiyorum. “Annee? Hani benim “arap” bi bebeğim vardı, nerde o?” Annem şaşırıyor. “Senin “arap” bebeğin yok ki kızım” diyor. “Var yaa! Hani bebeklerimin saklandığı dolap var ya, onun içindeydi işte.” Diyorum. “Hangi dolap kızım?” diyor annem. Elinden tutup kalkmasını istiyorum. Geliyor benimle. Yatak odasına götürüyorum ve açması için gömme dolabı işaret edip “Burda işte!” diyorum. Açıyor annem. Ama… ama… hiç bebek yok. Nasıl olur, ordaydılar görmüştüm… emindim… Annem halimden anlıyor, beni kucağına alıyor “Herhalde rüya görmüşsün.” Deyip öpüyor. Ben görmediğimden emindim ama… 

Sonraki aylar ve yıllarda oyuncaklarımla oynarken, hep gerçekliğine inandığım bu rüya kafamı kurcalamıştı. Sanırım o rüyayı gördüğümde en sevdiğim oyuncak lahana bebekti ama Almanya’dan izne gelen bir tanıdığın getirmiş olduğu tek bebekten başkası yoktu bende. Diğerleri plastik, küçük, vurunca acıtan, kolu bacağı çıkıp duran, uzun sarı saçlı bebeklerdi. Oyuncak tencerelerim, fincan takımlarım, ütüm vardı. Bir de tenekeden, üstüne arabayı kullanan şoförün çizilmiş olduğu, yerde geriye doğru bastırarak sürtüp bırakınca ileri doğru hızla hareket eden “yürüyen taksi”m vardı. Onunla oynamayı da çok severdim. Okula başladıktan sonra her zaman favori oyuncağım legolar oldu. İçindeki tariflere bakarak birleştirip yaptığım şekiller olduğu gibi, kendimin uydurarak yaptığım şekiller de vardı. Legolarımın yerini hiç bi şey tutamazdı… En çok onlarla oynarken hayal kurardım üstelik. Bazen araba, bazen koltuk, bazen helikopter, bazen apartman…. Helikoptere biner uçar, araba kullanırdım. Bazen ebe annem gelirdi, ben helikopter yaparken. “Benim kızım, helikoptere bincek, İstanbul’a gitceek. Köyün üstünden geçerken, bööyleee el sallıcak bize” deyip işaretlerle anlatırdı. Ne hayaller kurar, nerelere gider, neler yapardım oyuncaklarımla oynark 

Tüm bunlar, Türkiye’nin ilk oyuncak kütüphanesi Bergama Oyuncak Kütüphanesi’ni gezerken canlandı gözümde. Bu kütüphane, “Gel Oyna Al Oyna” adıyla hayata geçirilen bir proje ürünü. Kütüphane, İlçede yaşayan ve gelişimsel açıdan risk altında bulunan 3-8 yaş arasındaki çocuklara ve anne babalarına destek olmak amacıyla Nisan 2010’da hizmete başlamış. 

Kütüphanede, renk, şekil, büyüklük-küçüklük, sayı kavramlarının öğrenilmesine yönelik oyuncaklar; çocuğun hayal dünyasını geliştirmeye, yetişkinlik rollerine hazırlamaya yönelik evcilik köşesi, mutfak köşesi, tamir aletleri, müzik aletleri, çeşitli meslekleri sembolize eden kıyafetleriyle kız ve erkek bebekler; top havuzu; özbakım becerilerini geliştirmeye yönelik oyuncaklar; araba, bisiklet gibi dış mekan oyuncakları olmak üzere 2000 oyuncak; ayrıca 3-8 yaş grubu çocuklara yönelik eğitici kitaplar bulunmakta. 

Kütüphane üyelik sistemiyle çalışmakta. Üye olan çocuklar istediği oyuncağı bir hafta süreyle alıp evinde oynadıktan sonra kütüphaneye teslim edebiliyorlar. Kütüphaneye bugüne kadar 115 çocuk üye olmuş. Ayrıca çocuklar üye olmasalar bile, bireysel olarak ya da gruplar halinde gelerek iç oyuncaklarla 1saat, dış oyuncaklarla 1 saat olmak üzere toplam 2 saat kütüphanede oyuncaklarla oynayabiliyorlar. 

Kütüphanenin bir amacı da, anne baba eğitimi vermek. Bugüne kadar en az iki ayda bir olmak üzere ebeveynlere yönelik “Aile Tutumları”, “Okulöncesi Eğitimin Önemi”, “Çocuklar İçin Oyunun Önemi” gibi çeşitli seminerler verilmiş. 

Bergama Oyuncak Kütüphanesi Türkiye’de bir ilk. Ancak oyuncak kütüphaneleri hızla yaygınlaşmakta. Ard arda İstanbul’da, Antalya’da, Eskişehir’de, Ordu’da, Mardin’de ve bazı üniversitelerin Eğitim Fakülteleri bünyesinde, bazı özel anaokullarında, İzmir’de Hasan Kaya İşitme Engelliler Okulu’nda açıldı ve çeşitli sivil toplum örgütleri hatta siyasi partiler yeni oyuncak kütüphaneleri açmak için çalışmalar yapmakta. 

Dünyada ilk oyuncak kütüphanesi ise, 1930 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles kentinde kurulmuş. Bugün bu kentte halen 42’den fazla oyuncak kütüphanesi hizmet vermekte imiş. 7 yaş altı engelli çocuklar ve ailelerini desteklemek için ise 1963 yılında İsveç’te ilk oyuncak kütüphanesi kurulmuş. Bugün dünyada 5500’den fazla oyuncak kütüphanesi olduğu bilinmekte. Farklı amaçlar için kurulan oyuncak kütüphanelerinin bazılarının yetişkinlere yönelik olduğunu da hayretle öğrendim. 

Çocukların zihinsel, sosyal ve psikolojik gelişimini destekleyen, toplumsal ve ahlaki değerlerin öğrenilmesinde yardımcı olan oyuncak harcamaları bakımından ülkelerin durumuna baktığımızda( Japonya’da 400 dolar, Amerika’da 350 dolar, İngiltere’de 172 dolar civarında iken, Türkiye’de 5-6 dolar), ülkemizin oyuncak kütüphanelerine ne kadar ihtiyacı olduğu daha iyi anlaşılacaktır. 

http://www.pegem.net/akademi/kongrebildiri_detay.aspx?id=101278 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlgiyle okuduğum yazınız bittiğinde bir de baktım ki.........Çünkü benim bir "bez bebeğim" bile olmamıştı :-(( Ama şimdi canlı bir oyuncağım var, torunumla oynuyorum. :-)) Sonsuz şükürler olsun diyerek, selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan 
 24.05.2011 11:02
Cevap :
Ne mutlu size Yurdagül Hanım. Allah bizlere de bu mutluluğu göstersin inşaallah. Sağlıkla, analı büyütün. Değerli katılımınız için çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle...:)  24.05.2011 21:27
 

Sufi cim ne güzel bir paylaşım bu... Tşk. Eminim çoğu okuyucu da benim gibi ilk kez bu tür bir kütüphanenin varlığından haber olacaklar... ( yoksa ben mi çok geriyim acaba ... :((( ) Çocuklar adına çok sevindim. Ruhsal ve zihinsel gelişimleri için ne kadar yararlı bir hizmet... Verdiğin istatistik rakamların önemsenmesi ve yaygınlaşması dileğiyle... Sevgiler can dostum...

Mavi tuna: 
 23.05.2011 22:19
Cevap :
Tuna'cım, vallahi işimin bi parçası olarak bu kütüphaneyi gezmeseydim benim de haberim yoktu. O nedenle daha yeterince yaygınlaşamadığını ve duyurulmadığını düşünebiliriz sanırım:) Gerçekten çok güzel, yararlı bir uygulama. Çocukların ebeveynlerini eğitimeye yönelik çalışmalar da ayrıca sevindirici. Umarım yaygınlaşır ve yararlananlar da artar. Değerli katkın için çok teşekkür ediyorum can dostum...:)  24.05.2011 8:07
 

Ve ne kadar güzel bi uygulama. Oyuncaksız bir çocuk eksiktir biraz. Aslında oyuncaksız kalsa bile kendi oyuncağını yaratacak kadar hayal gücüne sahiptir diye düşünüyorum. Bilmem doğru mu? "Zihni sinir proceleri" ni yaratıcısı adamın Manisa'da büyüdüğünü ve hiç oyuncağı olmadığını, çamurdan tellerden oyuncaklar yaptığını öğrenmiştim. Şimdi de acayip güzel şeyler üretiyor. Bu uygulama çok güzelmiş. Böylesi şeyleri duyduğumda mutlu oluyorum. Teşekkürler anlatımın için. Sevgilerimle canım arkadaşım :))

Nev 
 23.05.2011 21:39
Cevap :
Haklısın oyuncaksız çocuk eksiktir Nilüfer'cim ve çocuklar ya da ebeveynleri ne yapıp edip bi şeylerden oyuncak yaratır. Ben çocukluğumu köyde geçirmeme rağmen ilgili, gelişmeye açık ebeveynlere sahiptim. Oyuncaklarım da vardı. Ama annem, anneannem kendi çocukluklarında oynadıkları oyuncaklardan da bazen göstermek için yaparlardı bana. Yani 2 çubuğu artı şeklinde birleştirip bağlayarak, pamuktan yaptıkları baş ve göğüslerin üzerini kumaşla kaplayıp, artık kumaşlardan elbiseler yaparak harika bebekler yaratırlardı. Bi de kalemle göz kaş çizilirdi tabi:) Sonra bi yazımda anlatmıştım, benim oynamayı en sevdiğim şeylerden biri adını bilmediğim ama lego işlevi gören dikenli b ir bitkiyi birbirine yapıştırarak ortaya çıkardığım biçimlerdi. Lego ile ne yapıyorsam o bitkiyle de aynılarını yapıyordum ve istersem bozup yeniden yapabiliyordum. Çocukların yaratıcılıklarını yansıtan oyuncaklar çok güzel gerçekten. Değerli katkın için çok teşekkür ediyorum sevgili arkadaşım...:))  24.05.2011 8:03
 

Oyuncak Müzesi evimden sadece 5 dk uzaklıkta. Çocukluğumu yaşamak istediğimde gidiveriyorum. E bir de yazardaşlığımız var:) Avrupa'da sayıları çok. Öyle arkadaşlarım var ki evlerinin bir odası "Büyüklere Oyuncaklar"la dolu:) Mesela, kocaman bir tren dönüp duruyor. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 23.05.2011 20:19
Cevap :
Geçenlerde tv'de rastladım Sunay Akın'ın oyuncak müzesinin tanıtımına. Hayran oldum. Müzenin kuruluşunun, fiziksel düzenlemesinin nasıl olduğu anlatılırken, oyuncakların tarihsel gelişiminin insanlık tarihini de belgeler nitelikte olması ilginçti. Yani oyuncak hangi dönemde yaratılmışsa, o dönemin moda giysilerini, revaçta olan ulaşım aracının cinsi ve modelini, ev dekorasyonunun nasıl olduğunu, vb öğrenmek mümkün. O programı izlerken çocukların kendi gelecek fikirlerini oluşturmada bilinçli oyuncak seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Değerli katkınız için çok teşekkür ediyorum Ata Bey. Sevgiler...:)  24.05.2011 7:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 299
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 1496
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster