Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

GAZETECİ YAZAR ASLI MERCAN SARI

http://blog.milliyet.com.tr/aslisari

05 Şubat '20

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
104
 

Oyuncu Sevtap Çapan

 
AKTRİS/OYUNCU
 
SEVTAP ÇAPAN
 
 
 
Bu hafta röportaj konuğum bende tatlı anıları olan geçmişimi an bi an yaşadığım, mazi gözümün önünde canlandı dediğim Oyuncu, Tiyatro Sanatçısı, meziyetleri saymakla bitmeyen on parmağında on marifet Sevgili Sevtap Çapan var. Ben kendisini Çiçek Taksi’den hatırlıyorum. Muhakkak sizin de hayatınızın bir yerinden mazi olarak kalmıştır hayat defterinizde Sevgili Sevtap Hanım.
 
O, çeyrek asırdır sanatın içinde olan bir aktris / oyuncu. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin İlk mezunlarından. Tiyatro, dizi ve sinema filmi çalışmaları haricinde dublaj yapmakta. Metin yazarlığı ve Beykoz yerel gazetesi Özgün Haber’de köşe yazarı. Aynı Zamanda Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şube başkanı. Üçüncü yılına giren Tiyatro P.A.S‘ın Genel Sanat Yönetmenliğini yürütmekte. Samimi, azimli, idealist ve bir o kadar da çalışkan, başarılı ve örnek alınası bir isim.
 
Aslı Hanım; Benim oyuncu olarak yer aldığım iki proje bulunmaktadır. İkisi de Tiyatro P.A.S oyunları. Biri “Ben Serisi Kurtuluş” ‘un ilk oyunu olan “Ben Kara Fatma” oyunudur. Diğeri ise Aleksander Gelman’ın “Bankta İki Kişi” adlı oyunu; “Vera” karakteriyle seyirciyle buluşuyorum. Bu sene çoğu tiyatro gibi biz de sezonu geç açtık. Ama şükür açtık. Oyunlarımızı, Beykoz’da bulunan “Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şubesi” içinde yer alan “Nezihe Muhiddin Sahnesi”nde ve İstanbul’daki özel tiyatrolar ile Kültür Merkezlerinde seyredebilir seyircilerimiz.
 
Sevgili Aktris Sevtap Çapan ile röportajımız sizinle.
 
 
 
 
 
 
 
Sevtap Çapan kimdir? Bir günü nasıl geçer?
 
Çeyrek asırdır sanatın içinde olan bir aktris / oyuncuyum. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin İlk mezunlarındanım. Tiyatro, dizi ve sinema filmi çalışmaları haricinde dublaj yapmaktayım. Metin yazarlığı ve Beykoz yerel gazetesi Özgün Haber’de köşe yazarıyım. Aynı Zamanda Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şube Başkanıyım. Üçüncü yılına giren Tiyatro P.A.S ‘ın Genel Sanat Yönetmenliğini yürütmekteyim. Hissettiğiniz üzere çalışkan biriyimdir ? Disiplinli ve idealistim aynı zamanda.
 
Şu sıralarda oldukça yoğun geçiyor günüm. Bazen bir günü, iki günmüş gibi yaşar misali. Bu kadar yoğun olmadığım dönemlerde ise güne keyifli uzun bir kahvaltı ile başlıyorum.  Her zaman erken, saat en geç 07.00’de uyanırım. Keyif alacağım şeylerle ilgilenirim.
 
 Tiyatroya nasıl ve ne zaman başladınız?
 
 
 
MSM son sınıftayken profesyonel sahne hayatıma İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda başladım. Şöyle ki; 1994 senesiydi, Sanat Tarihi ödevimin araştırması için Şehir Tiyatroları kütüphanesine gitmiştim. O sırada dönemin Genel Sanat Yönetmeni Burçin Oraloğlu beni görmüş ve odasına çağırtmıştı. Sahneleyeceği yeni oyununda oynayabileceğimi söyledi. Bunun için Şehir Tiyatroları’nın o sene açacağı oyuncu alma sınavına girmemi istedi. Ben de çok kısa bir sürede sınava hazırlandım. Birkaç gün süren oyuncu seçmeleri sonucunda kazanamadığıma dair bir mektup gönderildi tarafıma. Çok üzülmüştüm fakat sonradan öğrendim ki seçmelerde başarılı bulunmuşum; Hocalarım izin vermediği için tiyatroya alınmamışım. Sezonun ortasında Burçin Bey’in asistanının telefonuyla ikinci bir seçmeye çağrıldım. Burçin Oraloğlu Müjdat Gezen’e yazdığı özel bir mektupla oyununda yer almam için izin verilmesini rica etmiş ve bu sefer izin verilmişti. Böylece Savaş ve Barış oyunundaki Nataşa Rastova rolüyle çeyrek asırdır süren profesyonel tiyatro hayatım resmen başlamış oldu.
 
 
 
Kariyerinize bakınca sinema, dizi, tiyatro ve hatta çocuk tiyatrosu gibi birçok türde oyunculuk yaptığınızı görüyoruz. Bu türlerden hangisinde oynamak sizi daha çok mutlu ediyor?
 
 
 
Hepsinden büyük mutluluk duyuyorum. Çünkü oyunculuk oyunculuktur. Teknik farklılıkların oyunculuğumu renklendirdiğini ve bana olanak sunduğunu biliyorum. Tek bir tarz ya da tek tip bir oyunculuk bana göre değil. 
 
 
 
 
 
Rol aldığınız oyunlardan ve dizilerden bahseder misiniz biraz?
 
 
 
Bu epey bir liste eder. İlk aklıma gelenleri şöylece sıralayayım izninizle; Tiyatro oyunu olarak Savaş ve Barış, Romeo Juliet, Tekrar Çal Sam, Çığ, Türkiye Kayası… Çocuk oyunu olarak Kurşun Askerin Utancı, Haydi Marsa Gidelim, Bir Yıldız Seç Kendine… Televizyon dizileri olarak ise elbette başta Kara Melek, Mühürlü Güller, Zeytin Dalı, Affet Beni, Çiçek Taksi ve diğerleri…
 
Günümüzde çok kabaca iki farklı yapma biçimi öne çıkıyor tiyatroda. Birçok tiyatro sanatçısı bu durumdan hayli muzdarip. Biri içinde ileri teknoloji aydınlatma ve ses sistemleri, gösterişli dekorlar hatta video mapping'ler barındıran çoklu ve büyük prodüksiyonlar. Diğeri kara kutu sahnelerde salt çıplak sahne ve oyuncu bulunan, metni ve performansı öne çıkaran yapımlar. Siz bu ayrımın neresindesiniz bir oyuncu olarak?
 
 
 
Aslında oyuncu olarak iki sahneleme biçiminin tam içindeyim. Kurum tiyatrosunda ve özel tiyatroda çalıştığım için görsele dayalı, ağır dekorlar barındıran prodiksiyonlar içinde yer aldığım gibi sizin tabirinizle kara kutu sahnede daha minimal tarzdaki dekor içinde metni ve performansı öne çıkaran projelerde de yer alıyorum.  Çağımızın dünya tiyatrosu da bu iki şekilde ilerliyor aslında… Sadelik hâkimlik kurmaya çalışırken diğer tarafta teknolojik yaklaşım tahtayı donatıyor. Seçilen metne ve metne yaklaşıma uygunluk çerçevesinde oyuncu olarak ta seyirci olarak ta ikisi de kabulümdür.
 
 
 
Başka sanat dallarıyla ilginiz ne düzeyde? Sanatta sizi besleyen şeyler neler?
 
 
 
Her sanat dalı ilgimi çekiyor açıkçası. Resim de severim, heykel de… Sanatın ta kendisi insan ruhunun besin kaynağıdır. Size hitap etmediğini sandığınız bir sanat eseri için birkaç söz etmeniz bile beslendiğinizin bir göstergesidir bana göre… Çünkü düşünmeye sevk etmiştir, eleştirmenize ve daha iyisini geliştirmek için hayal etmenize vesile olmuştur. Kısacası sanatta beni besleyen şeyler insana, yaşama dair iyileşme ve gelişme umududur. Hayalin gerçek olabilme ihtimalidir.
 
 
 
Şu an ki tiyatro kalitesi bakımından nasıl buluyorsunuz ülkemizi? Magazinsel gibi görünen tiyatro türleri çıktı ortaya. Açıkçası anlaşılması zor oyunlar basit hissiz. Bunlar için ne dersiniz?
 
 
 
Tiyatro kalitesi… Ülkemizde pek çok açıdan kalite düşüşü söz konusu maalesef… 21. Yüzyıla hiç yakışmadığını düşündüğüm bir insan profili ve davranış modeli mevcut. Çağ gelişti, imkânlar genişledi ama insan ilkel içgüdüsüne yenik düşmeye devam ediyor. Dolayısıyla tiyatro sanatı da bu durumdan payına düşeni alıyor. Aslında en önemli şey ne biliyor musunuz? Saygı. Tiyatro gerekli saygıyı görmüyor. O tahta (sahne) sokaktan her geçenin harcı değildir. İki günde şöhret olmuş bir televizyon yıldızının hiç harcı değildir. Magazin ile sanatı harmanlamaya çalışmak büyük bir yanılgı bana göre… Alt yapısı, genel kültürü, tiyatro bilgisi, sanat zevki zayıf olanın rağbet ettiği veya edeceği türden işler. Tiyatro seyretmeye gitmiyor o kişiler zaten. Ekrandaki beğendikleri kadın ya da adamı yakından görmeye, onunla bir fotoğraf çektirip sosyal medyasında paylaşmaya gidiyor. Üzücü ama bu kadar basit! O tahta bu yaklaşımı hak etmiyor.
 
 
 
Peki, siz neler izlersiniz, neler dinlersiniz, kimleri okuyorsunuz, ne tür filmlerden hoşlanırsınız?
 
 
 
Bana iyi gelecek, vizyonumu geliştirecek her şeyi izler, dinler ve okurum. Önyargım yoktur. Mesela bir oyun için olumsuz eleştiri yapılmış olsa da o oyuna giderim.  Film olsun, oyun olsun oyuncu gibi değil habersiz bir seyirci gibi film izler, oyun seyrederim. Kötü denen birçok oyunu iyi bulmuşumdur misal.  Klasik müzik, caz, türkü, pop tür ayırmam, hitap edeni dinlerim. Film türü olarak gerilim filmleri, fantastik – bilim kurgu, animasyon ve polisiye türlerinden hoşlanıyorum.
 
Türkiye’de tiyatro eleştirisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
 
 
Tiyatro eleştirisi mi desek tiyatro yermesi mi bilemiyorum. ? Çünkü eleştiri olumlu ve olumsuz yönleriyle bir konuyu, eseri iyiye yönlendirmek niyetiyle yapılan bir değerlendirmedir. Türkiye’de ise yermek üzere yani sadece kötüyü söylemek üzere yapılan bir karalamanın ötesine gidemiyor. Bazı eleştirmen denen kişiler seyredecekleri oyunun metnini okuyarak gidiyorlar oyuna. Yönetmen yorumunu değerlendirme kapasiteleri oluşmadığı için metinde yer alan her sahne üzerine absürd bir eleştiri (!) yazıyorlar. Metin de böyle de oyunda böyle değildi. E? Yönetmenin göstermek istediğine hizmet etmemiştir ki böyle değildir. Bunun tartımını yapamıyor. Anladığını sanıyor ama anlamamış olduğunu bile bilmiyor. Yeriyor. Önyargısız olmak ve tiyatro bilgisine sahip ama o bilgiyi seyir esnasında unutarak yaklaşmak gerekmektedir ki nesnel (objektif) bir eleştiri yapılabilsin. Tavsiye ediyorum.
 
 
 
Okumayı sevmeyen bir milletiz. İzlemeyi sevmiyorlar da demek doğru mu sizce?
 
 
 
Bilmiyorlar bence… Lüks bir restorana gittiğimizi düşünelim. Tabağın yanında, üst kısmında farklı çatal, bıçak ve kaşıklar var. Ve farklı boyutta bardaklar… Hangi yemekle hangi çatalı, bıçağı, kaşığı kullanacak? Bilmiyor ya o restorana gitmiyor ya da eliyle yiyor her şeyi… Kiminin ömrü öyle bir restoranın varlığından bile habersiz olarak nihayete eriyor. Kısacası aslında her şey eğitim ile ilgili… Eğitim sisteminin sağlam kurulu olduğu ülkelerde okuma oranı da seyir oranı da yüksektir. Elbette kişi kendini her ne olursa olsun eğitebilir mi? Eğitebilir. E, biz de o hiç yok… Eğitimden kastım diplomalı olmak değil.  Genel kültür ve görgü kuralları, kişisel gelişim, vizyon sahibi olabilmek her şeyi kapsayacak bir eğitimden söz ediyorum. Yoksa atasözümüzde olduğu gibi “ Ne kadar okursan oku, e…lik baki kalır.” Biraz kaba ama Atalarımız söylemiş, ben değil ? Ve örneği günümüzde öyle çok ki!
 
 
 
 
 
Oyunculuğun zorlukları nelerdir?
 
 
 
Saymakla bitmez. Ezber sanılıyor ama oyunculuğun zorluğu ezber değildir. Biz oyuncular sadece metni ezberleyip çıkmıyoruz sahneye…  Bir karakteri ete cana büründürüyoruz. Ve bunun için derin araştırmalar yaparak sesimizi, bedenimizi o karaktere uyumlayarak yeniden şekillendirmek için saatlerce çalışıyoruz. Ta ki kendimizden uzaklaşıp o karakter olana kadar. Ekonomik, sosyolojik, toplumsal ve benzeri yansımaların getirdiği zorluklar oyunculukta fevkalade etken bana göre… Çekememezlik, kötücül hırs bunlar da diğer zorluklar. Yoksa oyunculuğun zorlukları oyuncunun kendini ve sanatını geliştirme arzusuyla ağırlaşır ya da hafifler.
 
 
 
 
 
Sevgili Sevtap Hanım; sanat hayatınızın sonuna geldiğinizde neleri gerçekleştirmiş olmak istersiniz? İleriye dönük kariyer hedefi planlarınız nelerdir?
 
 
 
Bu alışılagelmiş bir meslek değil ki! Sanat hayatının sonu, oyuncunun ölümüyle gerçekleşir. O ana kadar yaptıkları da gerçekleştirmiş olduklarıdır. Suya yazı yazıyoruz. Dolayısıyla bir oyuncu ne ister ki? Sağlığım, şuurum elverdiği sürece sahnede olmak. İleriye dönük kariyer hedefim için bir planım yok. Ben plan yapsam da ülkemizin sahip olduğu bu yaklaşımla yaptığım planın bir kıymeti yok. Oynuyorum, yazıyorum, yönetiyorum.  Sanat hayatımın sonu oynadı, yazdı, yönetti olacak. Biraz karamsar gibi göründüm sanırım ? şu an sadece gerçekçiyim. Fantezi yaşımı geçtim ?
 
 
 
Beğendiğiniz oyuncular?
 
 
 
Robert De Niro, Al Pacino, Merly Streep, Gerard Buttler, James Mcavoy, Jim Carrey, Denzel Washington, Charlize Theron … Benzeri oyunculuk tarzına sahip ülkemizdeki isimler… ?
 
Birlikte oynamaktan en çok keyif aldığınız isimler kimlerdir?
 
 
 
Aslında çok kıymetli isimler var. İlk aklıma gelenleri söyleyebilirim. Alev Oraloğlu, Murat Dal, Hikmet Körmükçü, Esin Umulu, Aydan Şener, Funda İlhan… Daha pek çok isim var dediğim gibi…
 
 
 
 
 
Şu an içinde yer aldığınız projelerinizden geniş kapsamı ile bahseder misiniz?
 
 
 
Tiyatro P.A.S olarak tiyatro sahnelerinde ilk kez gerçekleşecek “Seri Oyun” yaklaşımını sergiliyoruz. Kurtuluş Savaşının 100. Yılı olma sebebiyle pek uygun düşen aslında üç senedir planladığımız bir proje… İlk serimiz “Ben Serisi – Kurtuluş” tur. Tek kişilik 5 oyundan oluşuyor. Kurtuluş Savaşı kahramanlarımızın hayatını konu alan oyunlar. 3’ü seyirciyle buluşmaya başladı.  “Ben Kara Fatma” “Ben Kazım Karabekir” Hemen ardından da “Ben Hasan Tahsin”.  “Ben Nezahat Onbaşı” ve “Ben Fevzi Çakmak” için hazırlıklarımız da bitmek üzere… Diğer serimiz ise “Ben Serisi – Cumhuriyet” tir. Yine tek kişilik oyunlar. “Ben Nezihe Muhiddin” ve “Ben Celile – Nazım Hikmet’in Annesi”
 
 
 
Yerli yazar ve kadın yönetmen olmadığı söyleniyor, bu projedeki bir iddiamız da olduğu yönünde ? Yazarlarımız, Araştırmacı – Yazar Mehmet Dağıstanlı, Cüneyt İngiz (Aynı zamanda “Ben Kazım Karabekir” in kıymetli oyuncusu) ve genç yazar Elçin Gürler. Yönetmenlerimiz ise Şehir Tiyatroları’nın iki değerli ismi Özgür Kaymak ve Caner Bilginer. Kostüm Tasarımında Onur Uğurlu ve Dekor Tasarımında Cihan Aşar da yine ŞT’nin iki başarılı ismidir. Yine Şehir Tiyatroları’ndan Işık Tasarımında Zabit Erol ve Özel Tiyatrolardan tecrübeli isim Hasan Demir de tasarımlarıyla ekibimizin kıymetli isimleridir. Müziklerimiz serimize özel yine şt’den başarılı bir isim olan Emrah Can Yaylı tarafından bestelendi. Kısacası profesyonel bir ekiple projelerimiz şekillenmektedir. Oyunların organik bağları bu sayede oluşturulmuştur. 
 
 
 
İçinde yer aldığım diğer proje ise Peri Kız Müzikali. Yazdığım ve yönetmenliğini üstlendiğim bir çocuk müzikalidir. Özgün şarkı sözlerinden oluşan özgün bir metindir. Klasik bir iyi – kötü mücadelesinin yansımasıdır bu müzikal... Peri figürü üzerinden, farklı yaşam tarzlarına sahip olanların arasında kurulan dostluğun temelinde sevginin ve güvenin ifadesidir, bir insanın türünü ve özünü kabullenişle birlikte iyiyi ya da kötüyü seçmesinin kendi elinde olduğunun anlatısıdır. Bu projede 15 oyuncu kadrosunun yanı sıra kreatif kadro dahil 33 kişilik bir ekiple çalışmaktayım. / çalıştık. Şehir Tiyatrolarında 9 Şubatta prömiyer yapacağız. 
 
 
 
Geniş kapsamı ile bahseder misiniz dediniz, fazla mı geniş oldu? Son olarak şunu belirteyim ki her iki proje de beni çok heyecanlandırdı. Seri Oyunlarımızla kendi geçmişimize, kahramanlarımıza saygı duruşunda bulunurken, Çocuk Müzikali ile günümüz çocuklarına hitap edebilecek bir yaklaşım, bir soluk arayışım ve hayallerimin gerçeğe dönüşmesi.
 
 
 
 
 
Toplumumuzda oyuncu olmanın getirdiği bir sorumluluk var mıdır?
 
 
 
Bana göre olmalıdır. Göz önünde olan herkes toplumdan sorumludur. Hatta olmayanlar bile… Oyuncu her ne kadar suya yazı yazsa da tarihin bir söylemcisidir. Yaptığı işlerle ve özel hayatıyla örnek bir yol gösterici olmak için çalışmalı ve önce kendini sonra toplumu aydınlatmalıdır.
 
 
 
Peri Kızı Müzikali oyununu bizzat yazıyorsunuz. Tiyatro P.A.S'ın genel sanat yönetmenisiniz.  Kadınlar Birliği Beykoz Şube Başkanı görevini yürütüyorsunuz.
 
Enerjiniz muhteşem, meziyetleriniz örnek alınası. Günü planlama hususunda profesyonel destek alıyor musunuz?
 
Gerçekten bu desteğe ihtiyacım olduğu açık… Profesyonel destek için ayıracak bir bütçem yok maalesef. Çeyrek asırlık kariyerimden sonra olmalı mıydı? Olmalıydı. Fazla yoruluyorum ama şu an günü planlama konusunda genellikle başarılıyım diyebilirim. 
 
 
 
Tiyatro da gerçekçilik mi? İdeal dünyamı yoksa hüzün mü?
 
 
 
Yerine, projeye göre değişir. Neden hepsi olmasın? Bir ayrımım yok. Lakin ben gerçekçilik üzerinde hassasiyetle duruyorum.  İdeal dünya bile olsa onun kendi gerçekliğinin (inandırıcılığının) üzerinde duruyorum. Hüzün gerçekçilik içermezse kim inanır o hüzne? Komedi de dahi gerçekçilik daha büyük bir başarı getirir.
 
 
 
Ruh dünyanız karakteristik mi?
 
 
 
Bilmem, hiç düşünmedim. Ama her ruh kendine özgü değil midir? Ve diğerinden ayrılan niteliklere sahiptir.
 
Yazan birisiniz aynı zamanda. Yazabilmek doğuştan gelen bir yetenek midir Sevtap Hanım?
 
Bence yetenek doğuştandır. Sonradan geliştirilebilir ama sonradan birden bire yetenekli olunamaz. Elbette başta keşfedilmemiş olunabilinir ve sonradan keşfedilebilinir, kişi tarafından… O sebeple yazmak, oynamak, şarkı söylemek ve diğer yetenek gerektiren şeylerin hepsi doğuştan var olandır.
 
 
 
Son zamanlarda bitmek bilmeyen kadın cinayetleri hakkında söylemek istedikleriniz?
 
 
 
Yine bu yüzyıla yakışmayan bir insan davranışı… Yine eğitim sistemi bozukluğu… Yine kişisel gelişim yoksunluğu… Yine ekonomik, sosyal, toplumsal, coğrafi etkenlerin çarpık yansımaları, yazılı hukuk kurallarının uygulamadaki aksaklığı… Ne diyebilirim ki? Söz kıymetsiz. Devletin el atması ve iyileştirmesi gereken çok şey var.
 
 
 
Şuan gösterimde olan oyununuz ve aktif olan projeleriniz nelerdir? Biz sizi nerelerden takip edip izleyebiliriz?
 
 
 
Benim oyuncu olarak yer aldığım iki proje bulunmaktadır. İkisi de Tiyatro P.A.S oyunları. Biri “Ben Serisi Kurtuluş” ‘un ilk oyunu olan “Ben Kara Fatma” oyunudur. Diğeri ise Aleksander Gelman’ın “Bankta İki Kişi” adlı oyunu; “Vera” karakteriyle seyirciyle buluşuyorum. Bu sene çoğu tiyatro gibi biz de sezonu geç açtık. Ama şükür açtık. Oyunlarımızı, Beykoz’da bulunan “Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şubesi” içinde yer alan “Nezihe Muhiddin Sahnesi”nde ve İstanbul’daki özel tiyatrolar ile Kültür Merkezlerinde seyredebilir seyircilerimiz. Elbette oynamasam da benim projem olduğu için ve 7+77 yaş grubuna hitap eden Peri Kız Müzikali’ni de Şehir Tiyatroları sahnelerinden takip edebilirler.
 
 
 
 
 
Başarı basamaklarını azimle bir bir çıkan hanımefendiden; okuyucularımız ve başarmak isteyen kadınlarımız bazı tüyolar duymak ister. Son olarak neler söylemek isterdiniz?
 
 
 
Tek gerçeğimiz kendimiziz. Kendinize inanın. Kendinizden asla vazgeçmeyin. Ama kendinizi dev aynasında görmeyin. Kimseyi küçümsemeyin. Hedef koyun ama kendinize dürüst olun. Bu hedefin yeteneklerinizle, özelliklerinizle doğru orantıda olduğundan emin olun. Başarmanın sırrı buradan ve emek harcamaktan geçer.
 
 
 
Teşekkür ediyorum Askı Hanım. Yayın hayatınızda başarı sizinle olsun.
 
 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 254
Kayıt tarihi
: 20.11.17
 
 

Bundan yaklaşık on yıl önce kaleme, kağıda, satırlara  gürültüsüz bir şekilde haykırmaya başladım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster