Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '11

 
Kategori
Tarım / Hayvancılık
Okunma Sayısı
918
 

Özal’ın zihniyet değişimi ve tarım

Özal’ın zihniyet değişimi ve tarım
 

Geçtiğimiz günlerde merhum Eski Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız Turgut Özal için yapılan anma törenin de oğlu Ahmet Özal şöyle diyordu. Sağlığında babasına Türkiye için yaptığı en önemli icraatını sorduğunda, babasının "Türkiye'de ne turizm, ne imar ne de başka bir konu. En önemli şey zihniyet değişimidir. Türkiye'deki insanların zihniyetini değiştirdik" cevabını verdiğini söylemişti. O yılları yaşamış, tarım ile ilgili bir meslek kuruluşunda yaptığım görev esnasında Özal ile toplantılara ve çalışmalara katılmış biri olarak düşündüm. Kendi kendime sordum. Bu zihniyet değişimi tarım için iyimi kötümü oldu diye. Ama tarım için hiçte iyi niyetli bir değişim göremedim.

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/04/17/turgut-ozal-mezari-basinda-anildi

Özallı yıllar kimimize göre ülkeyi ileriye götüren başarılı bir devrim gibidir. Kimimize göre ülkeyi bugün yaşadığımız çıkmaza sürükleyen süreçtir. O yıllar ile ilgili yapılan değerlendirmeler bireylerin içinde bulundukları yerlere, düşünce yapılarına, kazandıklarına ve kaybettiklerine göre değişmektedir. Eğer kırsal kesimde ve tarım sektöründe iseniz tabii ki sanayi ve ticaret kesiminden farklı bir görüşünüz olacaktır.

Özallı yılları anlatmak ve anlamak için öncelikle ülkemizde o yıllardaki atmosferi anlamak lazımdır. Ülkede tüm siyasi kurumlar susturulmuş, demokratik kuruluşlar susturulmuş, Siyasi deneyimi olan insanlar susturulmuş, İdamlar, hapis ve işkence süreci ile insanlar korkutulmuş, Sağcısı da solcusu da adeta yok edilmiş, adeta dikensiz gül bahçesi yaratılmıştı. Siyaset sahnesi de darbenin gölgesinde şekilleniyordu. Yeni kurulan partilerin liderleri oldukça yetersiz ve halka inmiş liderler değildiler. Usta politikacılar devre dışıydı. Adeta meydan boştu. İşte bu tablo içinde Turgut Özal siyaset sahnesine atılmıştı. Darbeden sonra kurulan hükümete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atanmıştı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve yapılan genel seçimlerde başarılı oldu. Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar başbakan olarak görev aldı. Özetle 1980’yılından 8. Cumhurbaşkanı seçilip vefat ettiği 1993 yılına kadar olan süreçte yer aldı.

O yıllarda ülkede enflasyon yüksekti. Ekonomik sorunların hedef noktasına tarım ve tarıma hizmet veren devlet ve kooperatif kuruluşları konmuştu. Bazı kesimler ve köşe yazarları tarafından tarıma karadelik deniyor ve köylülük yerden yere vuruluyor. Her vesile ile sektör yıpratılıyordu. Ülkenin krizden kurtulması için adeta tarım sektörü ya kurban yada terbiye edilmeliydi. Devlete ait tarımsal kuruluşlar öncelikle elden çıkarılmalıydı. Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi oluşturulmalıydı. Ülkemiz dünyadaki globalleşmeye uyum sağlamalıydı. Tarım sektörü küçültülmeliydi. Tarıma verilen destekler sorun olarak ortaya konuyordu. Tarıma hizmet veren KİT’ler ekonomiye zarar veriyordu. Sivil toplum örgütlerinin eli ayağı bağlıydı. Ülkenin en büyük demokratik kooperatifi KÖY KOOP, ayni köy enstitülerinde öne sürülen gerekçelere benzer nedenlerle adeta lime lime edilmişti. Tarım satış kooperatifleri sektörünün ülke ekonomisine getirdiği yükler kamuoyunda işleniyordu

Özetle yenidünya düzenine ayak uydurmak için kalkınma stratejimiz değişmişti. Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası ile anlaşmalar dikkate alınarak ekonomide büyük bir değişim sürecine girilmişti. İhracata yönelik ve dışa açık rekabetçi piyasa ekonomisine geçişi öngören ekonomik program uygulanmaya başlanmıştı.

Başlangıçta Özal’ın sevimli ve babacan tavırları ile sergilediği pembe söylevlerle kamuoyuna açıklanan ve uygulamaya konulan politikalardan en çok tarım sektörü zarar görmüştü. Diğer sektörlerin ekonomide açtıkları yaralar göz ardı edilmişti. Tarım sektörü ekonomik krizlerde hedef haline getirilmişti. Özelleştirme çalışmalarında özel sektörün verimlilik düzeyleri gözardı edilerek özelleştirme adına tarıma destek olan kuruluşlar yok edilmişti. Tarımsal altyapı, finansman sorunları içinde boğuşan, ülkenin sosyal sorunlarını omuzlayan tarım sektörünün hayat damarları kesilmişti. Üreticiler pazarda menfaatlerini koruyacak kuruluşların yer almamasından dolayı zarar görmüştür. Bugün özelleştirme sonucu koruyucu kurumların yok olması ve piyasanın tümüyle özel sektörün insafına bırakılması sonucu hayvancılığımızın içine düştüğü durum gözler önündedir.

Hepimiz biliyoruz ki, Türk çiftçisi dünyadaki rekabet halinde olduğumuz ülkelerdeki çiftçilere göre yüksek fiyatlarla girdi kullanır duruma düşmüştür. Halen bir ölçüde uygulaması devam eden bu programda, tarım kesimi ile diğer kesimler arasında dengeli bir gelişme öngörülmemiştir. Uygulanan bu politikalar sonucu tarıma gereken önem verilmemiş, tarımsal destekler büyük ölçüde azaltılmıştır. Özal’la başlayan dönemden itibaren “dışa açılma ve rekabetçi piyasa ekonomisi adına dış ticaret politikaları değiştirilerek, tarım ürünlerine ait dış koruma oranları” da azaltılmış, maliyetler dikkate alınmadan Türk tarım ürünleri, çok büyük sübvansiyonlarla desteklenen ve bu nedenle suni olarak oluşan dünya tarım ürünleri fiyatları ile haksız rekabete zorlanmıştır.

Bu durumdan ve uygulamadaki istikrarsızlığın yarattığı belirsizliklerden tüm tarım sektörü zarar görmüştür. İzlenen bu politikaların etkisi ile tarımsal sermaye birikimi gerilemiştir. Sermaye birikiminde yetersizlik, yeni teknoloji kullanımını engellemiş ve tarımsal üretim kapasitesi hedeflenen düzeyde gelişmemiştir. Ülkemiz bir zamanlar ihracatında dünyada söz sahibi olduğu ürünlerde bile ithalatçı olmuş ve bu ürünlerin sayısı gün geçtikçe artmıştır.

Gelişmiş ülkelerin tarımlarına bugüne kadar yaptıkları ve halen de yapmakta oldukları destekler karşısında ülkemiz haksız bir rekabet ortamı ile karşı karşıyadır. Bugüne kadar yetersiz desteklemeler, hatalı üretim ve örgütlenme politikaları ile sorunları hala devam eden Türk Tarımının bu dış rekabete karşı koyması zordur. 1980’li yıllarda başlayan uygulamalar sonrası ülkemiz bırakın rekabeti çok iyi bir pazar olmuştur.

Özetle; AB’nin tarım politikaları dahi bir tarafa bırakılarak, belki de küreselleşme adına IMF’ ve Dünya bankasını bile şaşırtacak kadar anlamsız ve bilgisizce Türk tarımı dünya ile rekabete zorlanmıştır. İç piyasada da tek taraflı, çiftçinin olmadığı bir serbest piyasa ekonomisi yaratılmıştır.

Evet Özal ülkemizde bir zihinsel değişim yaratmıştır. Zaten ondan sonraki süreçte hükümetler ideoloji farkı gözetmeden büyük ölçüde onun yolunu takip etmişler, Tansu Çiller’den Kemal Derviş’e kadar hepsi onun yolundan ilerlemişlerdir. Özal’ın öncülüğünde 24 Ocak kararları dediğimiz ve Türk Tarımının ve çiftçisinin hedef alındığı bu değişim süreci sonucunda darbenin de gücünü kullanarak sosyal sorunları dikkate almadan uygulamaya girilmiştir.

Batıda tarım ve gıda sektöründe en büyük pay sahibi olan kooperatifçilik hareketinin önünü kesilmiştir. Özelleştirmelerde tarımın ekonomik gücü olan üreticiler ve kooperatifler yerine yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin menfaatlerini dikkate alınmıştır. Kaldı ki özelleştirmelerde ülkenin milli menfaatleri ve halkın gücünün muhafaza edilmesi gerekirken bu söylevler sözde kalmıştır. Bugün özelleştirme yapılan birçok alanda da yabancı sermaye önemli güç haline gelmiştir.

1980’li yıllarda üreticinin en önemli gücü olan KÖY-KOOP’u siyasi gerekçeler öne sürerek zayıflatılmış, tesisleri elden çıkarılmıştır. Bu örgütün sahip olduğu 600 fabrikayı elden çıkardık veya kapattık. Dolayısı ile özelleştirmelerde kooperatiflerin söz sahibi olmasının önüne geçilmiştir. Kooperatif Bankası kurması engellenmiştir. Alışveriş merkezleri kurmaları engellenmiştir. Kaldı ki bugün başta batı ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde kooperatiflerin bankaları ve alışveriş merkezleri vardır. Kooperatifler sahip olduğu bu tesislerle ortağının ve halkın menfaatlerini korumaktadır.

Tarım Bakanlığında reorganizasyon yapılarak bakanlığın etkin kuruluşları zayıflatılmış veya yok edilmiştir. Salgın hastalık ve zararlılar ile mücadele konusunda güç kaybı yaşanmıştır. Araştırma kuruluşların önemli bir kısmı kapatılmıştır.

Güneydoğuda alınan tütün yakılıyor, ülke zarar ediyor denmiş. O yöredeki insanlarımızın geçim kaynakları yok edilmiştir. Yanlış politikalarla TEKEL’i elden çıkarılmıştır. Şimdi tütün yakmıyoruz ama şimdi güneydoğu alev alev yanıyor. Bırakın bu bölgeyi göçler nedeniyle sorun tüm ülkeye taşınmış durumdadır.

ET- BALIK Kurumunu küçülttük, SEK’i yem sanayini kapattık, son yıllarda kırmızı ette yaşanan sorunlar ortadadır. Üreticimiz perişan, halk yüksek fiyatlarla et alıyor. Çözüm olarak ithalat yapılarak üretici daha da zor duruma sokulmuştur. Süt üretiminde de pazarlamada sorunlar devam etmektedir. Fiyat istikrarı bir türlü sağlanamamakta, üretici zarara uğramaktadır. Hatta zaman zaman süt işleyen firmalarca süt ithalatı yapılması bile gündeme getirilmektedir.

1999 yılında bankalarımız hortumlanmış, daha sonraki yıllarda da bankacılık ve sigortacılık sektörünün büyük bir kısmı yabancı sermayenin eline geçmiştir. Üreticiler bankalara karşı borçlu hale düşmüş, borcunu ödeyemez duruma gelmişlerdir. Çiftçilerin mallarına haciz gelmektedir. http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=20.02.2011&y=SemaKarabiyikPazar

Dünya bankası projeleri ile iyileştirildiği öne sürülen tarım satış kooperatifleri çok zor duruma düşürülmüştür. Bazıları parçalanmış ve bazıları da kapanmıştır. Diğer ekonomik ve mesleki çiftçi örgütleri de büyük ölçüde güçsüzleştirilmiştir. Örgütsel birliktelik yerine, önemli bir parçalanma süreci, içine girilmiştir. Örgütlerde finans sorunu aşılamamaktadır.

Hatalı tohumculuk politikası nedeniyle ülkemize taşınan hastalık ve zararlılar nedeniyle tarımsal üretim zarar görmektedir. Bazı illerimizde görülen hastalıklar nedeniyle patates ekilemez hale gelmiştir.

Basının büyük bir kısmı tarımın ve üreticinin sorunlarını aktaramaz hale gelmiştir. Çiftçi kuruluşlarının ve üreticilerin sesleri adeta yok sayılmaktadır. Seçim sürecine girerken hükümeti bırakın, muhalefet partileri bile sivil toplum örgütlerine görüşlerini sormaya gerek görmemektedirler. http://www.milliyet.com.tr/2000/10/01/ekonomi/eko01.html

Sonuçta Özal ile zihniyetimiz değişti. Ama bu değişim tarıma karşı kötü niyetli bir değişimdir. Tabii bu değişim sonucu bugünlerde bunun bedelini gerek siyasi, gerek ekonomik gerekse sosyal olaylarla ödüyoruz. Dün sorunun kaynağı ve karadelik olarak tarım bahane edildi. Peki bugün sorunların kaynağı olarak bahanemiz nedir ?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 416
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 778
Kayıt tarihi
: 19.02.10
 
 

Tarım, Gıda, Ormancılık, Çevre, Örgütlenme ve Proje konularında çalışmalarda bulunmaktayım. Öncel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster