Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
386
 

Ozanlara ölüm yoktur...

Ozanlara ölüm yoktur...
 

Nazım Hikmet'e Dair...

Suçlamak haksızlıktır... Birisini anlayabilmek için, yıllar ve yıllar boyu, “O”, olarak yaşamanız gerekir. Birisini suçlayabilmek için, onun gözleriyle görmeniz, onun duygularıyla dokunmanız gerekir yaşama. Çünkü yaşam bir gizem denizidir. Ve hiçbir şey aslında göründüğü gibi değildir.

Suç ve cezanın olmadığı bir evrende, kendi yarattığımız kurallarla ördüğümüz kafesler içinde, yol alıyorken, çok uzaklara yürüdüğümüzü sanıp, gerçekte hep aynı kafesin içinde dönüp duruyorken, durup düşünmek gerektiğine inanıyorum. Onca yorularak yürüdüğümüz yolların gerçekte bizi daima aynı noktaya getirdiğini bilerek düşünmek...

O görünmez kafesin içinde; vahşileşmeden, savaş çığlıkları atmadan, öldürmeden, ağlatmadan ve aç bırakmadan sakince durmak gerektiğine de inanıyorum. Daima iyiliği dilemek ve dilediklerimizin bir gün mutlaka gerçekleşeceğini bilmek. Aslında yaşam bu... Yaşam, bir kafesin içinde itişip kakışmak yerine; iyilikle, sadece “an”ı yaşamaya çaba sarf ederek ve sükunetle beklemek. O sükunet ki esareti sonlandıracak anahtardır.

İşte bu noktada, Nazım'la buluşuyorum. O somut kafeslerin ardındayken bile, yüreğindeki sevgiyi, umudu, iyiliği ve bilgeliği yitirmemiş bir varlıktı.

"Kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
uçak sağ salim inebilsin meydana
doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri
delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken
birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de
susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete
kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dedikleri çıkacak
eninde de sonunda da"
iyilik bu dizelerdeyse,

"Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben
Bahtiyarım"
anı yaşamak da bu dizelerde aşikar.

“Makrokozmos”un küçük ikizi “mikrokozmos” yani bizler... peki kaçımız, gerçekte tüm evrenin, bir yansıması olduğumuzun farkındayız?

“Toprakta göğe bakan
Bir tek göz bile yoktu
Yıldızlar ihtiyardılar
Toprak çocuktu
Yıldızlar bizden uzaktır
ama ne kadar uzak, ne kadar uzak
Yıldızların arasında toprağımız ufaktır
ama ne kadar ufak, ne kadar ufak.
Ve Asya ki toprakta beşte birdir
Ve Asya'da bir memlekettir Hindistan
Kalküta Hindistan'da bir şehirdir
Benerci Kalküta'da bir insan.
Ve ben,
haber veriyorum ki size
Hindistan'ın Kalküta şehrinde
bir insanın yolu üstünde durdular
Yürüyen bir insani zincire vurdular
Ve ben,
tenezzül edip
başımı ışıklı boşluklara kaldırmıyorum
Yıldızlar uzakmış
Toprak ufakmış
Umurumda değil
Aldırmıyorum
Bilmiş olun ki benim için
daha hayret verici, daha kudretli
daha esrarlı ve kocamandır
Yolu üstünde durulan
Zincire vurulan
İnsan"


Şiirin adı"Mikrokozmos"... Mikrokozmos’un da, en az Makrokozmos denli büyük olduğu bu dizelerde saklı...

Ve O’nun, anlayan, bilgece haykıran dizelerinde anlattığı Mevlana...

“Sararken alnımı yokluğun tacı
Silindi gönülden neşeyle acı
Kalbe muhabbette buldum ilacı
Ben de müridinim işte Mevlana

Ebede set çeken zulmeti deldim
Aşkı içten duydum, arşa yükseldim
Kalpten temizlendim, huzura geldim
Ben de müridinim işte Mevlana”

 

Konya’da Mevlevi Törenleri öncesi okunan, Nazım Hikmet'in ''Ben de Müridinim İşte Mevlana'' isimli bu şiiri, Konya Türk Tasavvuf Topluluğu Genel Yönetmeni, Ahmet Yılmaz tarafından da bestelendi. Yılmaz’ın O’nu niteleyişi ise şöyle: “Bize göre şair Nazım Hikmet, insan sevgisini ve sanat bakışını Mevlevi kültüründen alan bir şairdir.”

Suçlayanlar gün gelir ölür, ama suçlananlar büyük sanatçılar ve düşünürlerse yaşam sonsuza kadar onlarla. Çünkü onlar esinlerini, sonsuzluktan alır yine sonsuzluğa yollarlar. Onlar sonsuza akarken, bize kalan sadece yakalamayı başarabildiklerimizdir.

2002 Unessco'nun Nazım Hikmet yılıydı. Ve Nazım Hikmet'in yılı Türkiye'den, tıpkı adını taşıyan Rus bandıralı gemi gibi sisler arasından, sessizce geçip gitti. Gemi sisler arasından, sessizce ilerlerken, bizler yüreklerimizle biliyoruz ki, O'nun şiirleri hala, "Savaşa hayır"ı haykırır ve o dizelerde barış dolu bir dünyanın düşleri, bizim düşlerimize yansır. İşte bu nedenledir ki, ozanlara asla ölüm yoktur...

Özlem Süyev- “Özden Gelen” Kitabı’ndan alıntıdır.

Özlem Süyev şiirleri: http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=45996

Özlem Süyev Anne Dayanışma Evi: http://adevi.sitemynet.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir kızılderili atasözü diyor ki"komşunun makosenlerini giyip 45 gün yürümeden onu yargılama" Ayıplayıp,yargıladığımız duruma biz girince kendimize karşı oldukca hoşgörülü ve affedici oluyoruz.Kaleminiz akıcı ve öğretici,elinize sağlık!

Tanju 
 28.09.2009 22:09
Cevap :
Bu söz benim de en sevdiklerim arasındadır. Yorumunuz için çok teşekkürler.  30.09.2009 17:03
 

Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Yunduk arındık usta dizelerde...

Emine Supçin 
 22.09.2009 19:59
Cevap :
Teşekkürler...  28.09.2009 21:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 18.07.09
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1987 yılından bu yan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster