Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '07

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
1574
 

Özdeşleşerek yabancılaşma

Sanattaki özdeşleşmeyi Aristo şöyle tanımlıyor: “Tiyatro belli bir çeşit eylemin, korku ve acıma yaratan olayların taklididir. Tragedya seyrederken, korku ve acıma duygularını yaşayan (özdeşleşen) izleyici, bu duygularından arınmış olur.”

Aristo sıradan sanat tüketicisinin buna gereksinimi olduğunu ve ayrıca onu yönetmek için de, bunun iktidar sınıfına gerekli olduğunu savunur.

Katarsisin biraz empati, biraz da duygu simülasyonu olduğu gerçeğini Aristo, farkına varmadan daha 2.500 yıl öncesinden imlemiş ama buna hiç kimse dikkat etmemiştir.

Yabancılaşmayı Brecht şöyle tanımlıyor: “Yabancılaşma, dünyayı değiştirmede, tiyatrodan yararlanılması gereğinden hareketle, tiyatroyu işlevsel kılmak ve seyirciye ‘değiştirmek için düşünme olanağı’ sağlamak amacıyla hedeflenen, ‘özdeşleşmeyi kırma yöntemleri’ anlamına gelmektedir.”

Brecht sıradan sanat tüketicisinin, Aristo’nun tanımladığı gibi olmasından uzaklaşması gerektiğini didaktik olarak varsayar ve dayatır. Ancak, bu da onun sonuçlarının Aristo’nun istediği gibi olmasını da sağlar: Kitleyi yöneten bir sanat eseri.

Sanattaki özdeşleşme, yabancılaşma, özdeşleşerek yabancılaşma ve diğerleri; en çok tiyatro ve sinemada yaşanır, çünkü onlar bütüncüldür, hem tüm duyu-dilleri kullanır, hem de zaman ve mekanı.

Bu durumda özdeşleşerek yabancılaşma şu biçimlerde tanımlanabilir: “Değiştirmek için düşünmenin birincilden (epiktekinden) daha çok ve farklı biçimleri ve yöntemleri olabilir.”

Bir sanat ürününe o denli yoğunlaşırsın ki onun ötesine geçersin ve onu başkalaştırmış olursun: Japon modern dansı buto, Japon çizgifilmi animeler, Japon yönetmen Miike’nin filmleri tam da bunları gerçekleştirir ve sanat tarihinde kolay raslanmayacak bir ‘50 yıllık öncülük’ icra ederler. ‘Aşırı yorum’lar da buna örnektir: Kafka’nın gerçekten toplama kampları öngörmediğini biliyoruz ama ondan sonra toplama kampları geldi.

Absürd, yabancılaşma ve özdeşleşme olmaksızın ve/ya özdeşleşme olmaksızın yabancılaşarak gerçekliğe ulaşmanın istisnasal bir yoludur. Bunu da her absürd yapmaz, ondan önce de yapmak peşinde değildir. Beckett ‘Godot’yu yazacağı yerde, İRA’ya katılsaydı, daha anlamlı olurdu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet özdeşleşme bir nevi duygusal tatmin sağladığı için sonunda izlenenlerin unutulması ya da o kadar içselleştirilir ki yaşamımızın parçacıklarında olduğu gibi yine ihmal edilir. Şimdi yazarken düşündüm de bu ihmal belki de doğululara has. Yani özdeşleşme batılı bakan ve gören kafalarda kalıcı etkiler yaratabilir. Ama esas tokadı atan yabancılaşmadır. Beyza'nın Kadınları adlı filmde rahatsız edici sarı renklerin olduğu sahneler sanırım yabancılaşma etkisi yaratıyor ve anlayabilmek için filmi daha dikkatli izlemek duyrumunda kalıyorduk. Absürd'e gelince varoluşçuluktan türemiş bir kavram olarak insanın dünya karşısındaki uyumsuzluğu sonucu ölüme sürüklenişi işlenir. Godoyu Beklerken'i okuyamadım. Bu nedenle yorum yapamayacağım ama saçma kavramı yoluyla dünyanın saçmalığını sergileyen oyunlar absürd , Saçmalığın içinden geçerken düşünceye ulaşmak gibi bir şey. Her üç türün de anlamaya ve hazmetmeye yönelik kafalarda önemli etkiler yaratacağını düşünüyorum ben. esen kalın. ezgi

Ezgi Umut 
 19.08.2007 22:20
Cevap :
Üçlü mimesis'ten söz eden Paul Ricoeur adlı bir yazar var. Kitabını okumadım. Benimki o ada benzer biçimde triyalektik katarsis veya katarsisin triyalektiği: Özdeşleşme, yabancılaşma ve özdeşleşerek yabancılaşma arasındaki ikili diyalektiklerin 3 tanesi. Yayınladığım metin, asıl metnin özeti sayılır ve o asıl-tam metin de başka metinlere bağlanıyor. Sonuç: Japonca bir sözcük olan 'ma' kavramına varılıyor: Sonsuz yıkımla poliyalektik transendentalizm. 'Butoh'cular' bunu denedi ve başardı ama kuramını yapmadı. Bizim yaptığımız, post-3-modern dönemde tiyatro-dans eşleniğinin yaratabileceği aşkın duygular ve düşünceleri aramak. Bu yazı da onlardan birini imlemek içindi.  20.08.2007 13:15
 

Yazılarınızda ciddiyetin komedyası tadını hissediyorum. Farklı açılardan bakmanız yazınızı ilginç kılıyor. Tebrik ederim.

Özkan Salman 
 19.08.2007 19:23
Cevap :
Yanlış anlama. Ciddiyetin komedyasını kastetmiyorum. Tragedyayı da kastetmiyorum. Yepyeni ve farklı bir şeyi kastediyorum. Siz de treni seyrediyorsunuz. Beni tebrik etmeyin. Yanlış anlama bir anlama değildir.  19.08.2007 20:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster