Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
5485
 

ÖzelleştirME!

ÖzelleştirME!
 

Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Özelleştirilmesi Sosyal Faydayı Arttırır mı, Azaltır mı?

Özelleştirme yani devletin varlıklarının ya da yaptıkları hizmetlerin özel sektöre devredilmesi dünyanın her yerinde hızla gelişmekte olan bir olaydır. Burada "özelleştirme ve KİT" kavramlarının tanımları ve birbirleri arasındaki ilişkiden, KİT’lerin özelleştirilmesi sonucu ortaya çıkan dışsallıklardan ve sosyal faydaya etkilerinden bahsedeceğim.

ÖZELLEŞTİRME NEDİR?

Özelleştirme, her biri farklı ekonomik politik etkileri olan bir çok değişik şekil alabilir. Özelleştirmenin tam şekli, devlet müdahalelerini ticari faaliyetlerden tümüyle çekerek, devlet mülkiyetindeki varlıkları özel sektöre satmaktır. Varlık satışları özellikle çekici olmaktadır; çünkü, bu satışlar, devlete çok kısa bir süre içerisinde önemli tutarlarda gelir sağlamaktadır. Özel sektörün etkisini arttırdığı girişimler olan diğer özelleştirme biçimleri, çoğu kez, önemli tasarruflar sağlama konusunda zaman almaktadır. (Doç. Dr. Coşkun Can AKTAN, Kamu Ekonomisinin Genişlemesi ve Özelleştirme, Seçme Çeviriler, s:341)

Özelleştirmenin ana felsefesi, devletin, asli görevleri olan adalet ve güvenliğin sağlanması yolundaki harcamalar ile özel sektör tarafından yüklenilmeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi, ekonominin ise Pazar mekanizmaları tarafından yönlendirilmesidir.

Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınai ve ticari aktivitesinin en aza indirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilebilmesi mümkün olacaktır. Özelleştirmenin temel amacı nihai olarak, devletin ekonomide işletmecilik alanından tümüyle çekilmesini sağlamaktır. (Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye’de özelleştirme, s:2)

KİTLERİN TANIMI VE MAHİYETİ

Türkiye’de kamu iktisadi teşebbüsü (Bu konuda Bkz. Ekonomik ve Sosyal Etütler Konferans Heyeti, İktisadi Devlet Teşekkülleri, İstanbul 1968, Aysan Mustafa, Devlet İşletmeciliği, İstanbul, 1973) iktisadi devlet teşekkülleri ve bazı kamu görev ve yetkileri verilmiş kurumları kapsar. (Kamu Maliyesi Teorisine Giriş, Ömer F. Batırel, İstanbul, 1976)

Devletlerin, anayasalarında ifadesini bulan ekonomik ve sosyal görevlerini gerçekleştirmek amacıyla yararlandığı araçlar arasında önemli bir yeri bulunan söz konusu kuruluşlara ülkeden ülkeye değişen farklı isimler verilmektedir. İngiltere’de "Nationalized Industry (Millileşmiş Endüstri)", "Public Corporations (Kamu Şirketleri)", "Public Enterprises (Kamu Girişimleri)" ve Fransa’da "Entreprises Publques (Kamu Girişimleri)" isimleriyle anılan bu kuruluşlar, her iki ülkede de millileştirme sonucu doğmuşlardır (Selahattin Özmen, Türkiye’de ve Dünya’da İktisadi Devlet Teşekkülleri, Sevinç Matbaası, Ankara, 1967, s.5). Ülkemizde ise; iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları büyük ölçüde aynı paralelde fonksiyon görmekte olup, her iki tip kuruluş da “Kamu İktisadi Teşebbüsü” olarak adlandırılmaktadır. 18.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin 1. bendi gereğince; "İktisadi devlet teşekkülü; sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsleridir" şeklinde tanımlanmıştır. Kamu iktisadi kuruluşu ise, sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğinde olan mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsleridir. Kamu iktisadi teşebbüsleri, milli ekonomiye yararlı olabilmelerini sağlamak düşüncesiyle özerk bir şekilde yönetilmektedirler (Abdurrahman Akdoğan, Kamu Maliyesi, S:330-331, Ankara, 1985).

KİT’leri kabaca tanımlamak istersek: Kişisel mal üreten, sermayesinin %50’sinden çoğuna kamunun sahip olduğu ve sosyal yarar amacına göre faaliyette bulunan firmalardır (Güneri Akalın, Kamu Ekonomisi, s:336, Ankara, 1981).

KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

Devlet girişimciliğinin ilk ve orta çağlara kadar uzanan bir tarihi gelişim içerisinde bulunduğunu belirtmek mümkündür. Çoğunlukla günlük ihtiyaçların giderilmesini amaç edinmiş ilk ve orta çağ hatta yeni çağdaki devlet girişimciliği çoğunlukla ya saray giderlerini finanse etmek için gelir sağlamak ya da ülke savunması için gerekli olan teçhizatın üretimi düşüncelerinin sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Günümüzde atfedilen anlamda nitelik taşımasa bile, o devirlerin bazı sorunlarının çözümlenmesine olanak veren bu kuruluşlara; Mısır’da firavunların yağhaneleri, Roma İmparatorluğu’nun tersaneleri, Fransa krallarının halı ve çini işletmeleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun dokuma, halı ve çini fabrikaları, kömür ocakları, tophane ve baruthaneleri örnek olarak gösterilebilir (Suat Aray, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Kuruluşu, Gelişimi ve Düzenlenmesi Çabaları, Ongun Kardeşler Matbaası, Ankara, 1973, s:12).

KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNE İHTİYAÇ DUYULMASININ SEBEPLERİ

Ekonomik nedenler arasında, alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi, ekonomik yapının yenilenmesi, dengeli kalkınmanın sağlanması, fiyat dengesinin korunması, işsizliğin önlenmesi ve benzeri nedenleri saymak olanağı vardır(Akdoğan, a.g.e., s:336). Bunlarla ek olarak bazı mali ve sosyal nedenler de vardır. Ayrıca önemli siyasi nedenler de bunlara dâhildir. Bu nedenler arasında; ülkenin ekonomik yönden bağımsızlığını sağlamak, ekonominin gerekli görülen kollarında yabancı sermayeyi gidermek, milli savunmaya yönelik hedefleri gidermek (Özmen, a.g.e., s:51) ve seçmen tercihlerini özendirmek (Akdoğan, a.g.e., s.342) belirtilebilir.

Ekonomik olayların gittikçe artan bir şekilde önem kazanması, toplumun çeşitli sorunlarının ortaya çıkması, devletin gerektiğinde kuruluşları aracılığıyla ekonomiye müdahalelerde bulunmasına neden olmaktadır. İster az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, isterse ileri bir düzeye ulaşmış ülkelerde olsun, hükümetler; kalkınma programlarının gerçekleştirilmesinde kamu iktisadi teşebbüslerinden faydalanmaktadırlar. Kamu yararı, karlılık ve verimlilik gibi amaçları yan yana yürütmeye çalışan bu kurumlar, özellikle azgelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerde önemli görevler yüklenmiş bulunmaktadır. Ülkemizde kamu iktisadi teşebbüslerinden büyük ölçüde yararlanılmaktadır. Temel etkenler üzerinde etkili olmak suretiyle, ülkemizin ekonomik kalkınmasını ve sanayileşmesini hızlandırmak, mali ve sosyal fonksiyonlar görmek amacıyla kurulan bu kuruluşların, ülkemiz ekonomisine küçümsenmeyecek önemde hizmetleri olmuştur ve olmaktadır. Bu kuruluşlar; sanayi, ulaştırma, ticaret, hizmet gibi hemen bütün faaliyet kollarında öncülük ve yardımcılık fonksiyonu görürler.

ÖZELLEŞTİRMEYLE TANIŞIYORUZ

1980 sonrası devletin ekonomi içindeki yeri ile ilgili anlayışta değişiklikler oldu. Yeni model, ekonomi içinde devletin yerini mümkün olduğu kadar küçültmeyi, güvenlik, sağlık eğitim gibi asli görevleri ile sınırlandırmayı amaçlıyordu.

Morgan Guaranty Trust Company’nin hükümete sunulan özelleştirme planı Devlet planlama Teşkilatı tarafından incelenerek 1987 yılı programında özelleştirmenin başlıca amaçları belirlendi;

· Piyasa güçlerinin ekonomiyi harekete geçirmesine izin vermek,

· Üretkenliği ve verimliliği arttırmak,

· Mal ve hizmetlerin kalite, miktar ve çeşitliliğini arttırmak,

· Sınai mülkiyeti tabana yaymaya teşvik etmek,

· Sermaye piyasasının gelişmesini hızlandırmak,

· KİT’lerin bütçe üzerindeki yüklerini azaltmak,

Görüldüğü üzere KİT’lerin özelleştirilmesinde mali ve ekonomik amaçlar sosyal ve toplumsal amaçlardan öncelikli tutulmuştu (Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi, Birlik Ofset Yayıncılık, Eskişehir 1994, s.187)

Ülkemizde piyasa ekonomisine geçiş yolunda bazı köklü adımların başarıya ulaşması ve kaynakların etkin dağılımının gerçekleştirilmesi için devletin sosyal ve stratejik nitelikte olmayan piyasalardan çekilmesi zorunludur. Bugün artık devletin birçok alanda özel sektöre öncülük etmesine ve sürükleyici rol oynamasına gerek kalmamış, verimsiz kamu kuruluşlarının piyasayı düzenleme fonksiyonlarını da yerine getirmedikleri ve büyük bir kaynak israfına yol açtıkları açıkça ortaya çıkmıştır. Özelleştirme bu açıdan piyasa ekonomisine geçişi amaçlayan ekonomik reform programının temel bir unsuru olarak görülmelidir (TÜSİAD, Türkiye’de Özelleştirme Uygulamaları, İstanbul, 1992).

İngiltere’de Özelleştirme Uygulamaları Sempozyumu’nda (1.12.1993, Ankara) Peter M. Benson’ın da dediği gibi özelleştirmenin sihirli bir değnek değildir ve özelleştirme denen oyunu oynayacaksak uzun bir oyuna hazır olmamız gerektiğini bilmeliyiz.

Özelleştirilmesi yapılacak tesisin ürettiği mal ve hizmet sosyal fayda amacı güdüyorsa ve bunu sağlayabiliyorsa özelleştirilmesi pek mantıklı değildir. Devletin elini ekonomik faaliyetlerden tamamen çekmesi düşünülemez. Ancak üretilen hizmet/mal zamanın şartlarında faydalıysa sunumuna devam edilmelidir. 1920’lerde devlet bebek bezi üretiyordu, bunu şimdi yapmasının ne gereği ne de sosyal faydayı arttırıcı bir yanı vardır. Yine 1920’lerde şeker üretimini sadece devlet yapıyordu. Toplumun ihtiyacını gidermek ve özel sektör için gerekli altyapıyı sağlamak, teşvik etmek devletin amaçları arasındaydı. Şimdi şeker üretimi yapması ne kadar faydalı tartışmaya açık bir konu.

Eğitim gibi bir hizmetin özelleştirilmesi ne kadar faydalıdır. Özel okullarda verilen kaliteli eğitimin karşısında devlet okullarının verdiği malum eğitim düzeyi. Özel okulların açılması sosyal faydayı arttırıcı bir unsurdur, bilindiği gibi olumlu dışsallıkları mevcuttur. Ayrıca yılda 8000-1000 dolar ücret ödeyerek eğitim alabilecek bir kişi niçin devletten ücretsiz eğitim alıp devletin sırtında yük olsun ki? Devlete yük olmadan kendi eğitimini satın alır, zaten devlet kontrolü altındaki bu özel okullarda daha kaliteli bir eğitim alır ve topluma faydalı birisi olarak yetişir.

Stratejik alanlarda özelleştirme yapmak söz konusu değildir. Milli savunmanın, hukuk sisteminin özelleştirilmesi düşünülemez. Çünkü bu hizmetler için fiyatlandırma yapmak söz konusu değildir. Daha çok parası olanın davaları kazandığı, yine daha çok parası olanın dışarıdan gelen saldırılara karşı daha fazla korunması düşünülemez. Bu nedenle stratejik konularda özelleştirme mümkün değildir. Elektrik, gaz gibi stratejik konularda özelleştirme yapılırken devlet sıkı kurallar koyuyor ve kontrolü elde tutuyor. Aksi takdirde bu tür hizmetlerin kullanımında fiyat farklılıkları doğabilir. Bu da tehlikeli bir duruma neden olur. Kamuoyunun tepkisine neden olur.

Özelleştirme yanlıları KİT’lerin sürekli zarar ettiğini bu yüzden özelleştirilmesi gerektiğini savunuyorlar. Oysa özel sektör sosyal fayda motifinden kendini sorumlu tutmaz. KİTler özelleştirilse de o sektörden pay alsam kaygısı içindedirler. Özelleşen bir KİT (fabrika vs.), özel sektörün elinde kar amacı güder, sosyal faydayı umursamaz, işine gelirse çevreye dumanıyla, atığıyla zarar verir. Tek ve daimi amacı kar elde etmektir. Böyle bir durum sosyal faydayı sekteye uğratacağından özelleştirme gereksizdir. Ancak devlet özelleştirirken bir de kontrol altında tutarsa; bacaya filtre taktırmak gibi önlemler alır, kamu yararını gözetirse sosyal fayda artar. Olumlu dışsallıklar artar, sosyal zararın önüne set çekilir.

Alkol, sigara gibi ürünler çok fazla tüketildiğinde topluma olumsuz dışsallığı olur. Bu tür işletmeler özelleştirildiğinde, özel sektör bu ürünlerin daha fazla satılması için gereken reklam ve kampanyaları yapacak, dolayısıyla olumsuz dışsallık oluşacak.

Hiçbir zaman özel sektör iyilik olsun diye hareket etmez, kendi çıkarlarını gözetir.

Özelleştirmenin sivil toplumun kesin bir zaferi sayılabilmesi için nüfus artışının ve yol açtığı işsizliğin ve ona bağlı olan yoksulluğun özel bir program ile ele alınması gerekir. (Güneri Akalın, Türkiye’de Özelleştirme Gereği ve Nedenleri, Maliye Araştırma Merkezi Konferansları, 1994)

Özelleştirme; zenginlerin kelepir malları alıp, kar edebilecek duruma getirmeleri diye de tanımlanabilir.

Sonuç itibariyle; özelleştirme yapılırken yaratacağı olumlu ve olumsuz dışsallıklar düşünülmelidir. Ancak bu şekilde sosyal faydayı arttırıcı mı, azaltıcı mı bir etki yarattığı görülebilir. Bu yüzden özelleştirmede bazı başarı şartları aranmalıdır:

. Kapsamlı bir istikrar programının parçası olmalı, toplumsal uzlaşma sağlanmalıdır. Politik iradenin de bunda kararlı olması gereklidir,

. Toplumdaki ilgili bütün çevrelerin gönüllü katılımı ile anlayış ortaklığı şarttır,
Motivasyon gereklidir. Bunu sağlamak için kamuoyu mutlaka aydınlatılmalı ve desteği sağlanmalıdır.

. Özelleştirme sonucunda işsizlik sorunuyla karşılaşmamak için gerekli tedbirler alınmalı, işsizlik sigortası çıkarılmalı, işsiz kalanların yeni işlere yerleştirilebilmesi için eğitim çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

. Özelleştirme, kamu kuruluşlarını en fazla para veren yerli yabancılara satmak şeklinde uygulanmamalı, tüm toplumda ve ekonomide bir zihniyet değişikliği olarak düşünülmelidir.

. Kamu tekelleri özelleştirilirken, özel sektör tekellerine sebep olunmamalıdır,
Gaz, elektrik, su gibi doğal tekel olan alanlarda özelleştirmeye gitmeden önce, devletin bunlar üzerindeki düzenleyici rolünü güçlendiren düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi bir uygulama, tüketicilerin çıkarlarını zedeler ve özelleştirmeye kamu oyunun desteğini azaltır.

. Özelleştirme gelirleri, borç ödemek için kullanılmamalı, gelirler yeni teknoloji ithali ve yeni yatırımların finansmanına ayrılmalıdır.

. Özelleştirmede asıl amacın, kamu gelirlerini çoğaltmak değil, ekonomide etkinliği arttırmak olduğu unutulmamalıdır. (S. Rıdvan Karluk, Türkiye’de Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Özelleştirme, İstanbul, 1994)

İşte bu ve bunlar gibi koşullar sağlanırsa, özelleştirmeler sosyal faydayı arttırıcı nitelikte olurlar. Fakat bu koşullar sağlanamazsa özelleştirme kamu gelirlerini arttırmaktan başka bir işe yaramaz ve birçok olumsuz dışsallığa neden olur.

KAYNAKÇA

AKALIN, Güneri, Kamu Ekonomisi, 1981.

AKALIN, Güneri, Türkiye'de Özelleştirme Gereği ve Nedenleri, Maliye Araştırma Merkezi

Konferansları, 1994.

AKDOĞAN, Abdurrahman, Kamu Maliyesi, 1985.

AKTAN, Coşkun Can, Kamu Ekonomisinin Genişlemesi ve Özelleştirme, Seçme Çeviriler.

ARAY, Suat, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Kuruluşu, Gelişimi ve Düzenlenmesi Çabaları,

Ongun Kardeşler Matbaası, 1973.

AYSAN, Mustafa, Devlet İşletmeciliği, 1973.

BATIREL, Ömer Faruk, Kamu Maliyesi Teorisine Giriş, 1976.

BENSON, Peter M., İngiltere'de Özelleştirme Uygulamaları Sempozyumu, 1993.

Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti, İktisadi Devlet Teşekkülleri, 1968.

KARLUK, S. Rıdvan, Türkiye Ekonomisi, Birlik Ofset Yayıncılık, 1994.

KARLUK, S. Rıdvan, Türkiye'de Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Özelleştirme, 1994.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye'de Özelleştirme, 2002.

ÖZMEN, Selahattin, Türkiye'de ve Dünya'da İktisadi Devlet Teşekkülleri, Sevinç Matbaası,

1967.

TÜSİAD, Türkiye'de Özelleştirme Uygulamaları, 1992.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1472
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

İzmir, 1983 doğumluyum. İstanbulda lisans eğitimimi tamamladıktan sonra İzmir'e döndüm. Hedeflerim d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster