Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1096
 

Özgecan, adamı ilk gördüğü anda ondan gelen etkiyi neden ayrıştıramadı? Çünkü henüz 20 yaşındaydı.

Özgecan, adamı ilk gördüğü anda ondan gelen etkiyi neden ayrıştıramadı? Çünkü henüz 20 yaşındaydı.
 

Özgecan Aslan


Düşünüyorum. O akşam, o adamla dolmuşta yalnız kaldığında veya adama ilk baktığında ondan gelen iyicil ve kötücül etkiyi ayrıştırma dikkatini neden kullanmadı? Ondan bir kötülük gelebileceğini sezdiği andan itibaren neden bir arkadaşına, yakınına mesaj gönderemedi? Yanındaki tek silah olan biber gazını neden doğru anda adamın yüzüne sıkamadı? Çünkü 20 yaşındaydı henüz. Bu derece yoğun bir korku duygusunun yanında getirdiği panikle yapabileceği şeyler azdı!
 
Karşısında bilinç seviyesi son derece düşük, bir başkasının malını geçtik canına kast etmek için bir an bile düşünmeyen bir makine insan vardı. Adam bir makineydi çünkü insani hasletleri olan biri bir an düşünür 'ben ne yapıyorum' der! Duygularını, düşüncelerini, mantığını hayat karşısında yeni yeni deneyimleyen ve deneyimleyecek olan Özgecan, böyle bir örnekle karşılaştığı anda eminim tüm aklı karışmış, duyguları alt üst olmuş ve kendi hayatını savunmak içgüdüsüyle yine de elinden geleni yapmıştır. 'İnsanları sevelim, sayalım' diye düşünürken böyle bir insanla karşılaşmayı nasıl aklına getirebilirdi! İyicil düşünüyordu çünkü.. 
 
Bu insanları sevmek meselesi, bu herşeyi sevelim yaklaşımı duyguların düzene girmemiş bir kaosta sürüklendiği bir durum çağrışımı yapıyor bende itiraf edeyim. Çocukluğumdan bu yana içimde hissettiğim çok net bir şey hala daha bende yaşıyor; temiz hisler... Ancak deneyimlerim karşıdan gelen her türlü etkiyi ayrıştırmasını bilmediğimde hayatımın karışacağını çok net öğretti bana! 
 
Herkes sevilemez. İnsan neyi/kimi/durumu sevip sevmediğini, neye/kime/duruma yakın hissedip hissetmediğini, duygusallığıyla mı, düşüncesiyle mi, mantığıyla mı ya da his ve sezgileriyle mi hareket ettiğini bilmelidir. İnsan kim olduğunu bilmelidir. Karşıdakinin kim/ durumun ne olduğunu bilmelidir. İnsan ayrıştırmayı öğrenmelidir! Sevgi meselesi tüm bunları içinde sindiremeyen insanda ters teper. Sevgi anlaşılmaz. Sevginin gittiği mecra arabesk ve karışık yollara sokuverir adamı! İnsan tüm bunları bir nebze anlayabildiğinde herkesi sevmeye değil durumları ve oluşlarının varlıklarını kabul etmeye ama kendi aklında fikrinde ve hissinde onlara ne derece yer verip vermemesi gerektiğini bilen ve buna yönelik gereken önlemleri alan bir ruh durumuna gelmelidir. 
 
Gerçek sevgi anlayıştan doğar. Anlayış ise iyinin ve kötünün üstündedir. Hangi birimiz bu anlayışa geldik de sevmedik ki sevgi denen şey zaten bizden ayrı değil ki! İçimizde o. Dışarıdan, dış dünyadan gelen etkilerle ilişki halinde. Ve bir çıta da var ki o çıtaya gelene dek insan sevgiyi bilmemiş ve hissetmemişse ve deneyimlememişse bir suç makinesi yani bir makine insan oluyor. Çıtayı geçtiğinde sevgi hissi içinde yeteri kadar büyüyebilmişse gelecekteki hayatını biçimlendirecek bir şefkat, anlayış hissedebiliyor. Sevgi bir hissediştir. Hissetmediğinde sevemezsin. Sevmemelisin. Karşıdan gelen etkinin ne/kim olduğuna ilişkin bir anlayış gösterebilirsin ama sevemezsin. Biz hiçbirimiz büyümeden büyüyemeyiz. Bir anda herşeyi sevmek bir anda herşeyden nefret etmenin diğer yüzüdür!
 
Özgecan, bunları düşünmüştür belki. Psikolojiye ilgi duyduğundan etrafı, ona gelen verileri, insanların bilincinin neden hastalandığını düşündüğünü anlıyorum.  Tüm bu detayları ayrıştırma becesinin doğduğunu ama yeteri kadar deneyim zenginliği ile henüz beslenmemiş olduğunu da anlıyorum. Daha 20 yaşındaydı çünkü. Deneyim için zaman gerekir. Ondan o zaman bilinci hastalanmış ve belki de hiç oluşmamış olan bir makine insan tarafından alındı. Yaşamı bir makine insan tarafından çalındı!
 
Onun o saatte dışarıda ne aradığını düşünen ya da başına gelenler için onu en küçük bir detayla suçlama eğiliminde olanlar kadar yaşadığı bu sonun kader olduğunu düşünenler de hastadır. Bunlar hastalanmış insan bilincinin zehirli dışavurumlarıdır. Ne demişler bilmeyenler konuşur. Bilenler susar!
Hepimize verilen bir yaşam süresi var. Özgecan'ın yaşamı elinden bir anda alındı/çalındı. Bizimkiler ise an be an alınmakta/çalınmakta! Türlü türlü yollarla...
 
Sevmek ne demektir! Sevgi hissini ne besler! Herkesi sevelim büyük bir yanılsamadır. Sevmek kendiliğinden doğar. Hadi yemek yiyelim gibi hadi sevelim nasıl olabilir ki! Sevmeye ve sevilmeye açık olmaktan veya kapalı olmaktan bahsedilebilir ancak. Sevgiyi oluşturan değerlerden bahsedilebilir. O değerleri yaşayan veya yaşamayan insanlardan... İnsanı insan yapan veya onu insan olma durumundan uzaklaştıran etkiler vardır. İnsan her an yaptığı seçimlerle enerjisinin hangi tarafına kaydığını anlar/anlatır. Anlamalıdır yoksa çürümeye uğrar. Ahlaki çürüme, ruhsal çürüme, bedensel çürüme... Mesele bu etkiyi ayrıştırabilmektir. Hem kendi içimizde hem de başkalarında... 
 
Özgecan Aslan'ın yaşadığı şiddet ve travma içimize bir imza attı. Dilerim bu imza farkındalığı ve bilinci yükseltmek için kullanılır. Ona acımak, ardından ağlamak, katilini sevmeye çalışmak için değil! Zaten kendisi de psikolojiye duyarlı idi ve eğitimini alıyordu. Onun da isteğinin bu yönde olacağını düşünüyorum; insanların bilinçlenmesi ve yaşam kalitesinin insani duyarlılıklar büyütülerek arttırılması meselesi. Neyi neden sevdiğimizi veya sevmediğimizi/ neye/kime neden uzak ya da yakın hissettiğimizi bilme/anlama meselesi. Tüm bunlar insanın kendini/ne olduğunu/kim olmadığını bilmesi yolculuğudur ve makbul yol her insan için kendi yoludur! Başka yollar başkalarına aittir. Bu bağlamda nasıl bakmamız değil ne gördüğümüz meselesine uyanmak hayatidir! O zaman önlem almamız mümkün olur. Yanlış bir kararda/yolda daha fazla ilerlemeden durmamız ve doğru kararlarla kendi yolumuzda olmamız o zaman mümkün olur.
 
Nasıl bakmamız değil ne gördüğümüz önemli deyince Özgecan Aslan'ın öldürülmesine yönelik yapılan değerlendirmelerin doğrudan kadın-erkek meselesine kaymış olduğunu görmek, hala daha durumu olduğu gibi göremediğimizin göstergesi bana göre. Her türlü meseleye, meseleyi en başından bölerek kadınlar ve erkekler olarak bakıyoruz! Çok tuhaf! Mesele eğitimdir arkadaşlar. Konu insandır. Özellikle cahil insan edimidir. Sorunlar yumağı birşeyleri bölüp parçalamaktan doğuyor. Cahil bakış açısı zaten bunu yapıyor. Kadın, erkek diye ayırıyor. Eğitimli olanlar neden bunu tekrarlıyor ve tekrarladıklarını görmüyorlar! Bu ayrım üzerinden çıkan her düşünce eksiktir ve sorunu alenen çarpıtmaktadır! Bu yaklaşım hiç şüphe yok ki karşı cinsin birbirine olan hissiyatını baltalıyor ve aslında düşmanlık tohumları ekiyor! 
 
Nasıl bakmamız değil ne gördüğümüz meselesidir mesele! Konumuz kadın ya da erkek değil insandır. Birlikte yaşamakla ilgili sıkıntılarımız var. Birbirimize nasıl davranmamızla ilgili sıkıntılarımız var. Kendimizi korumak zorundayız. Öyle ki bilincimizi, hislerimizi, bedenimizi, ruhumuzu korumak zorundayız. Bunu da ne gördüğümüzü tam olarak bilmek suretiyle yapabiliriz. 
 
Kendimizi kendimizden, diğerlerinden ve düşmanca düşünce tohumlarından korumanın tek yolu budur. Çarpıtılmamış bir algıya ulaşmak... Ben başka bir yol göremiyorum.
 
Özgecan'ın değerleri vardı. Düsturu vardı;'Eline, Beline, Diline sahip ol' O kadar büyük bir düstur ki bu, öyle büyük bir kılavuz ki, öyle büyük bir yol haritası ki... Çarpıtılmamış bir algı için çok büyük bir rehber! Ve Özgecan o değerleri korudu. O adama yenilmemek pahasına ölüme gitti. Değerlerini korumak için mücadele etti. Onun mücadelesi insanlık onurumuzdur. 
 
 
Şahin ÖZŞAHİN, gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 481
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster