Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
191
 

Özgün - Zeki - Akıllı

Özgün - Zeki - Akıllı
 

Bugün günlerden Cumartesi!

Yoğun bir haftayı ardımda bıraktım. Bazen olur hayatın senin istediğince ilerleyemez; benim de yaşadığım öyle bir hafta oldu yakın geçmişimde!

Kazadan beri, tamirci elinden geçmiş bir araba gibi, sorun üstüne sorun yaşıyorum. Parmağım konusu çözüldü; bundan sonra 1 cm daha kısa olarak onu kullanmasını öğreneceğim. Bel ağrılarım psikolojikmiş; bu gerçekten iyi haber!

Evet, hayatımız, bazen gideceği yönünü belirleyemez. Ve sen bile ona bu konuda yardımcı olamazsın. Ve sadece ikiniz de beklersiniz, bir noktada dengeye gelir diye. Ve bir gün gelir de! İşte o günü bekleyip görmek durumundasınızdır. Lütfen sabırlı olalım…

Çok istememe karşın Güney Afrika’ya bu sefer de gidemedim. Bu kaza bana mani oldu!

Steinbeck der ki:

Bir şeyi çok istemek iyi bir şey değildir ve çoğunca da şansını kaçırırsın bir şeyi çok isteyerek!

O yüzden ben kolay, kolay, bir şey istemem!

Çok iyi hatırlıyorum 1985 yılıydı ve o zamanlar Napoli’de yaşıyorduk ailecek… Babama İngiltere’de askeri bir görev çıkmıştı, Londra’da, ve okul olmasına karşın gerekli izinleri alarak arabayla gezerek Londra’ya gitme kararı almıştık. Ben çok merak ediyordum gezeceğimiz Belçika ve Hollanda gibi ülkeleri… Babam yola çıkacağımız günün öncesinde kaza yaptı ve bizim gezi sulara gömüldü. Büyük hayal kırıklığıydı!

Senelerce iyi bir walkman’e sahip olmamak da öyle, büyük bir hayal kırıklığıdır. Bu kadar çok müzik seven biri olmama karşın, babam parasına kıyıp da, o walkman’i, bana almamıştır. Ben o walkman’i alabilmek için üniversite 3. Sınıfı beklemek zorunda kalmışımdır 12 yaşımdan itibaren! Ve komik tarafı, aldığımın birinci haftasında çaldırmışımdır!

Ben bebekken Ayşegül hikaye kitaplarıyla büyütülmüşümdür. Dolayısıyla bu isim aklıma kazınmıştır. Yıllar sonra gariptir, Ayşegül’e aşık olmam ise, ayrıca komik bir hikayedir. Onu da çok istememe karşın, ona da sahip olamamışımdır!

Gençliğimde annem yasakladığı için ancak yaşlanma arifesinde motosiklet sahibi oldum ve ne zaman ehliyet almaya kalktıysam düşüp bu sevdadan vazgeçmek zorunda kaldım. İşin komik tarafı sürücü kursu ve ehliyet paralarım 2 sene aralıklarla çöpe gitti. Ve son seferinde kaza yaptığım için ehliyetsizlikten 650 TL ceza yedim. Gördüğünüz üzere benim hatalarım bana bir hayli pahalıya mal oluyor.

Acaba Steinbeck doğruyu mu söylüyor? Acaba kaderimize razı mı olmalıyız?

Ben özgün bir irade olarak, hep kaderimi kendi ellerlimde tutmak istemişimdir. THY’ dan ayrılırken Yusuf Bolayırlı beni karşısına almış ve şöyle demiştir: “Sen özel sektörde yapamayacak kadar çok dürüst ve çalışkan birisin. Sakın bu hatayı yapma!”. Ve tecrübeli bir büyüğüm olarak, yıllarca, onun haklı çıktığını görmüşümdür. Çalıştığım tüm guruplarda bu iki özelliğim ve yanlarına ilave olarak zeki ve bilgili olma özelliklerim, hep başıma bela olmuştur. Bütün benim tepe yöneticilerim, başarılarımdan ötürü, son derece, rahatsız olmuşlardır. Yıllar geçmesine karşın, halen bir teşekkür bile almış değilim. Bu konuda, aslında, son derece rahatsızım. Bu endüstriyi sallayacak işlere imza atmış birinin, açıkçası, takdir edilmemesi, kabul edilebilir bile değil! Ancak bu durum böyle!

Geçenlerde profesör olmuş sınıf arkadaşıma uğradım. O da durumun, üniversitede de fark etmediğini söyledi. Buradan çıkan sonuç şu; Türkiye’de başarı takdir edilmiyor! Bu yüzden de kimse başarılı bir iş yapmak için yüreklendirilmiyor! Benim iş hayatıyla ilgili önemli bir lafım var; alçak gönüllülük, başaranların işidir yoksa yeni, hırslı gençlerin işi değil!

İnsan, ancak, hedeflerini gerçekleştirdikten sonra, başarılı olabilir. Buradan da şu sonuç çıkıyor: hedef koymak şart! Nasıl şirketlerin hedefi varsa, aynı şekilde şahısların da hayata(işe de) karşı hedefleri olmalı!

Fakat şu da kesinlikle unutulmamalı, başarmak ve de mutlu olmak için, egodan kurtulmak şart! Çünkü başarsan bile, mutlu olamazsın! Başarılı bir insanın kişisel mutluluğu için ben dememesi lazım, biz demesi lazımdır. Nitekim ben dedikçe, garip bir şekilde, bencilleşir ve yalnızlaşır. Yalnızlaştıkça da mutsuzlaşır.  Zeki bir insanın bunu fark etmesi elzemdir(zorunluluktur). Başka türlü mutlu olma şansı yoktur.

Kronoloji kitabım, bu vesveselerle(amaçla) yazıldı. Kitap kesinlikle zeki bir insanın mutluluk arayışını anlatır. Çok kişisel bir kitap olmasına karşın, çok kişiye, çok şey ifade edecek üzere kurgulanmıştır. Görüyorsunuz ki, içinden, ne kadar çok sayıda blog çıkmış.

Özgün insan olmak zordur; kimseye benzememek! Aynaya baktığında farklı bir yüz görmek, toplumda kendin gibi yalnız olmak, örnek olmak veya örnek gösterilmek, hepsi birden zordur. Niçin böyle giyiniyorsun? Niye böyle farklı konularda konuşuyorsun? Niye “light” değil de derinsin? Niye bildiklerini hayatına tatbik ediyorsun da biz niye etmiyoruz? Cevap: “Ben nereden bileyim?”.

Dün uzun yıllardan sonra bir arkadaşıma dert yandım ve dedim ki, zeki olmak niye bir toplum için insanlık suçu? Niye toplum bizleri de, bizler olarak kabul etmiyor? Zeki olmamız, niye bu kadar kötü bir şey? Niye bundan bahsedemiyoruz? Niye başardıklarımızdan sonra tebrik edileceğimize, eleştiriliyoruz?

Zeka sanıldığı gibi IQ testinden çıkan bir sonuç değildir. IQ testi, her şeye rağmen, bir yöntemdir. Bu yöntemden haberi olmayan bir insan, IQ testinden zeki çıkmayabilir. Ancak zeki insan tanımlamasında IQ testi de çokça bir şey ifade etmez. Çünkü zeki insan, bildiklerini ve öğrendiklerini de kullanarak, kendine has ve özgün düşünce(ler) üreterek fayda sağlayan insandır. Türkiye’de çoğunca akıl ve zeka birbirine karıştırılır. Akıllı insan ise bildiklerini, %100’e yakın kullanan insandır. Bu şu demek değildir; bildikleri çok fazladır! Hayır, çok fazla şey bilmese bile, bildikleri kullanmak konusunda başarılı olan insanlara biz akıllı insan diyoruz. Türkiye’de daha çok bu insan türüne rastlarız… Ve hatta şöyle bir yorumda bulunuruz: “Uyanık seviyesinde akıllı!”…

Uzun zamandır yazmadığım belli oluyor değil mi!

Saygılarımla,

KAVİ’L-Bir düşünce ademi 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de çok isteyip çok geç sahip olduğum şeyler oldu. Gıcır gıcır bir bisiklet, bilgisayar, araba gibi. Başarıların değeri bilinmiyor ve ödüllendirilmiyor. Bu beklentiye girersek daha çok bekleriz. Başarı geldiğinde ve insanlar bunu övdüklerinde, bu övgülerin de çok değeri olmuyor. Galiba buna da alçakgönüllülük deniyor. Sevgiler.

Güz Özlemi 
 20.12.2012 14:38
Cevap :
Evet adı alçak gönüllülük ve belki de iyi bir şey bu! Biraz eksik ve öksüz olduğu kesin...  22.12.2012 0:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 623
Toplam yorum
: 1656
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 292
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster