Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1014
 

Özgür ve modern ilişkiler.

Özgür ve modern ilişkiler.
 

Bu gün ülke gündeminden biraz uzaklaşmak istedim. Yoruyor, üzüyor, sinirlendiriyor, sonuç da imam bildiğini okuyor. Çok uzun zamandan beri beni eğlendirecek ne bir olay, ne bir insan ne de bir eğlence mekânı var. Gerçi bu biraz da benim kendi tercihim son yıllarda. Yaşarken fark edemediğim, dışarıdan gözlediğimde “Nasıl yani? Böyle değildi canım? Nasıl olur?” diye şaşkınlık yaşadığım değişik konuları paylaşacağım.

Akşam yemeğini dışarıda yemek isteyen ailelerin bir çoğu, geçireceği zamanı dostları yada arkadaşları ile sohbetle renklendirmek; yorucu bir iş günü yada hafta sonrasında rahatlamak, sevdikleri ile paylaşmak ister. Bebeğiniz varsa o bir gecelik kaçamak size altı ay yetecek gibi gelir. İple çekilir o gece ve bayanlar da beyler de ‘felekten bir gece çalmanın’ mutluluğunu yaşar.

Restaurant’tan içeri girdiğimiz de kibarca yönlendiren görevli eşliğinde masamıza oturduk. Arkadaşlarla sarıldık, öpüştük ve hafif sitemlerden sonra koyu bir sohbete başladık. Çocukların okulu, üniversite tercihleri, iş yeri muhabbetleri derken sıra sipariş vermeye geldi. Meyve suyu, rakı, şarap, bira, alkol alanlar almayanlar, ara sıcaklar, ana yemekler derken zaman ilerlemeye başladı. Saat 10’a doğru mekâna tek tek yada iki bayan üç bayan gelenler oldu. Aynı şekilde erkekler de. Yan masamızda oturan iki bayan masamızda ki bayan arkadaşımın aynı şirketten mimar arkadaşıydı. Selamlaşıp, ayak üstü sohbet edip yan masamıza geçtiler. Şarap sipariş ettiler. Ben masanın başında oturduğum için arada tebessüm ediyorduk birbirimize. Kendi genç kızlık dönemlerimi hattâ iş hayatına atıldıktan sonra ki zamanlarımı hatırladım. Gece iki kadın yemeğe çıkmak? Çıkanlar elbette ki vardı. Ama bizim toplum yapımıza göre gece kadının yalnız çıkması doğru değildi. Rahatsız edileceği için rahatsız olurdu.

Bir süre sonra iki beyefendi ellerinde alkol bardakları ile ‘oturabilir miyiz ?’ izni isteyerek masalarına oturdu. Bir saat kadar sonra yüksek volümlü kahkahalardan biz konuştuklarımızı duyamaz hale geldik. Masamızda ki herkes alkol kültürüne sahipti. Fakat bu gece beylerden bir tanesi kontrolsüzleşmeye başladı. Bayan arkadaşımıza ‘yan masada ki arkadaşını bizle neden tanıştırmadın?’ diye alâkasız bir soru ile hem bizim hem eşinin tadını kaçırdı. Bir süre sonra diğer beylerde farklı yorumlar yapmaya başladılar. İbretle ve şaşkınlıkla dinledim. Beyinlerin değiştiğini zannederken yanıldığımı gördüm…

Ertesi gün ‘nasılsın’ diye arkadaşımı aradığımda “Bizim adamlar haklıymış Zeynep. Bu gün işe geldiğinde utanmadan dün gece adamın evinde kaldığını anlattı.” diyerek özetledi. Sanki o kadının özel tercihinin o olması bizimkilere ileri geri konuşma hakkını veriyordu…Tıpkı yalnızlar diye o adamların o masaya oturma hakkını kendilerinde bulması gibi… Arada fark yoktu aslında biri nazikçe diğeri kabaca…

Dört yıl önce yaşadığım bu olayın üzerinden yıllar geçti. Geçen süre içerisinde, alkol kültürüne sahip olunsa bile belli bir yaş üzerine gelindiğinde ki bunu ben 40 olarak gözledim; bünyenin tepkileri farklılık göstermeye başlıyor. Uyku hali, kontrolsüz ses tonu, yüz renginde değişiklik bazen de sarhoş olup sürekli şarkı söyleme isteği olarak tezahür edebiliyor. İnsanlar yaşla bağımlı bu değişimi kabullenmemekte ısrarcı olduğu sürece de alkol, eşi yada partneri tarafından tepki görüyor. Tepki gördüğü noktada miktar artıyor. Kısır bir döngü yani. Ama inandığım şu ki; alkol bahane! İnsanlar bastırılmış duygularını dışa vuruyor. Bu iki aylık arkadaşınız da olsa böyle kırk yıllık dostunuz da olsa böyle…”Çok alkollüydüm hatırlamıyorum.” diyen birinin eşine yada annesine kötü bir söz sarf ettiğinizde tepki verirken aklı başında da size, yıllardır aynı masada yemek yiyip içtiği, iyi kötü gününü paylaştığı arkadaşına yada eşine çirkin davranışlarda bulunurken mi ‘çok alkollü’ olmuş oluyor? Dostlukların hatırına kabullenmek istemediğiniz, olmadı farz ettiğiniz, ayıkken ki kişiliğine saygı duyduğunuz insan/insanlar; kendinizi bu ortamdan soyutlayıp, dışarıdan baktığınız da kendinizi kirlenmiş gibi hissetmenize neden oluyor…

Bu gün ki duruma baktığımda çok daha farklı şeyler görüyorum. Tiksinti uyandırıyor bende! Oğlum ve iki arkadaşı ile İstanbul’un tanınmış bir et lokantasında buluşup yemek yemeye karar verdik. Erken gittim, bir arkadaşının geldiğini gördüm. Oturup sohbete başladık okul, dersler , ne kadar özlediğim falan. Yan masamıza bir grup 20’li yaşlarda genç kız, yanlarında da 40 civarı iki bayan geldi. Bayanlardan biri sürekli çantasında bir şeyler arıyordu. En sonunda dayanamadı yanımda ki 20 yaşında ki delikanlıya dönüp “Afedersiniz cep telefonumu bulamıyorum. Doktor randevum var biraz gecikeceğimi haber vermem lâzım, sizinkini rica edebilir miyim?” diye sordu. Bizimki de hemen verdi. Oğlumla diğer arkadaşı geldi yemeklerimizi yedik kalktık. Arabada çocuğun telefonu çaldı. Açtı, “Siz beni tanımıyorsunuz…..” diye başlayan bir konuşmanın ardından akşam yemeği için randevulaşıldı. Dördümüz zihin jimnastiği yapmaya başladık ve sonunda tahmin ettik. Yan masada ki telefon isteyen kadındı. Yemek sonrası beni aradı oğlumun arkadaşı. Kadın telefondan, kendi telefon numarasını çevirmiş. Dolayısı ile oğlanın numarası onun cebinde görünür hale gelmiş. İki dakikada çocuğun telefonundan tuşladığı numarayı silmiş geri vermiş. Ahlâksızlığın bu kadarına pes ! Yanında ki kızlardan birinin annesiydi. Bu eylemde bulunduğu çocuk kızının yaşında!

Bu gün özgürlük, modernlik, çağdaşlık adı altında çok büyük toplumsal çöküş yaşıyoruz. Yaşadıklarım, gördüklerim münferit hadiseler olsa bakıp geçeceğim. Fakat her geçen gün bulaşıcı hastalık gibi yayılıyor.

Bir kadının yada erkeğin meslekli, kariyer sahibi, ekonomik özgürlüğü elinde olması demek ‘sınır tanımaz’ ilişki ve davranışlarını gözler önüne sermesi anlamını taşımamalı. Bir kadın ‘moda’ adı altında masada ki, iş yerinde ki, toplu taşıma aracında ki insanları bakışlarını kaçırtacak kıyafetlerle bedenini ‘bu benim özgürlüğüm’ diyerek sergilememeli! Bir erkek de bir masada tek yada iki arkadaş yemek yiyen her kadını 'bir gecelik ilişkiye açık' olarak yorumlamamalı! Bir kadın ‘oturabilir miyim?’ diye soran bir erkek ile geceyi farklı şekilde bitirmemeli! Anne olan bir kadın ‘evladına bırakacağı mirası’ para değil onur ile değerlendirmeli! Kendi adıma ‘deforme olmuş’ bir toplumun ferdi olmaktan rahatsızlık duyuyorum artık.

Birilerinin bu yazıyı okurken “Sana ne, sen ahlâk zabıtası mısın? Milletin özel hayatı, onu ilgilendirir.”dediğini duyar gibiyim. Ancak bunu diyen insanlar; aldatıldığı, evlilik yaptığı yada yapacağı zaman ne hikmetse düzgün insan ararlar. Buna 20 yaşında ki oğlum ve tüm kız erkek arkadaşları dahil! Bu yaşta ki çocuklar, yurt dışında okumalarına rağmen (!) gördükleri karşısında hayrete düşüyor ve bir ilişki kurmaktan çekiniyorsa benim bu serzenişlerim çok normal olsa gerek.

1980 sonrası yaşadığımız hızlı çöküş bana S.S.C.B’nin, Bulgaristan ve Romanya’nın eski halini hatırlatıyor…

Batı ile din arasında sıkışmış, gelenek göreneklerimizden uzaklaşmış, erkeğin erkek, kadının kadın gibi olmaktan uzaklaştığı bir dönem yaşıyoruz. Herkes yaptığının doğal ve kendi doğrusu olduğunu savunuyor. Buna hiç itirazım yok! Ancak, insanların beyninin önü ile arkası ayrı şeyler söyleyip, farklı şeyler yapıyorsa burada bir yanlış var demektir. Ben bu yanlışların artık farkında olalım istiyorum.

Sigara, alkol, uyuşturucu kullanan hiçbir ebeveyn evladının kullanmasını istemez. Gecelik kadınların hiç biri kızının aynı mesleği yapmasını istemez. Dekoltesini sergileyen annelerin çoğu mezuniyet balosunda kızının kendi giyindiği bir kıyafetle gitmesini istemez. Çok sık erkek arkadaş değiştirmesine karşı çıkar. Erkek ilk tanıştığı kadın rahat içki içiyorsa iki dakika durur, hayatına çok erkek girmişse de durur, kızın annesi eşinden boşanmış, bir hayat arkadaşı varsa da durur. Neden öyleyse? Demek ki bazı şeyleri bilerek ve isteyerek çürütüyoruz. Başına da modernlik, çağdaşlık, özgürlük tanımlarını koyup hafifletici bir neden bulmaya çalışıyoruz.

Modern, Çağdaş bir kadın olarak kendimi dışarıya çekip, çıplak gözle baktığımda gördüklerimden üzüntü duyuyorum. Çıplaklık ve ‘özel hayatlarını gözler önünde yaşama tercihi’ onların özgürlüğü ise gittiğim ‘gece klübü’ yada ‘özel bir gece dışında’ alışveriş merkezinde, lokantada, deniz otobüsünde, minibüste yarı çıplak bir kadının beni utandırdığını, kendimi çıplak hissettirdiğini söylemekte benim özgürlüğüm! Evli ve başka bir erkekle/kadınla ilişkisini pervasızca yaşamak onun doğrusu ve özgürlüğü ise bu ilişkileri onaylamadığım ve bu şekli ile hayatın dizilerdeki gibi yaşanmayacağını düşünmek, serzenişte bulunmakta benim özgürlüğüm!

İnsanların bir şeye tepki verirken dönüp kendine bakması gerekiyor. Toplum bu halde iken türbana direnmek gittikçe zorlaşmakla kalmayıp, onların elini kuvvetlendiriyor. Birileri uçlarda yaşarken birileri neden tepki görüyor sorusunu sorduruyor bana…

Nezih akşam yemeklerini, edepli, bakımlı ve güzel kadınları; nazik, kadına değer veren, kadın alkol alıyorsa kendisi az içen, beyni ile yüreği aynı paralelde; alkolü ağzına içen, sarhoş olmayan kadınları özlüyorum... Neyi özlediğimi bilerek, yaşadıklarımı, gördüklerimi temize çekmeye çalışıyorum…

Nurcan Zeynep Çelik Yalun

5.Aralık.2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazın bana, referandumda sandık görevi sırasında karşılaştığım bir kadını çağrıştırdı birden: parti görevlisiymiş, oğlu da çalıştığım okuldan mezun olamayan rap sever bir genç. kadıncağız da türbanlı ama bir o kadar da işveli cilveli ve davetkar bakışlı... hava serince olduğundan koridorlar esiyor şimdi diyerek sınıfın içinde oturmak istedi ve kabul ettik. nedense sık sık ve gerekli gereksiz şunu söylüyordu edalı edalı: ''ben başbakanıma aşığım. o ne yaparsa kötü de yapsa umurumda olmaz bu bir sevda ki o kadar olur...'' bir süre sıkıntımı dışarı vurmak istemedim. hali, duruşu, isvesi, cilvesi onun tercihi olabilir de, erkek seçimini başbakan üzerinden yaptığını söyleyen bu türbanlı hemcinsim beni çok utandırmıştı... pesss demiştim pesss... o zaman hiç kimse açık, saçık, dekolte veya açıkça flürtöz oluyor diye hiç bir kadını kınamasın. zaten benim haddim değil ama bunu yapanlara bir de bu kadıncağızın yeri geldiğinde destek verdiğinden emin olmak ta benim midemi bozmuştu. sevgiler

Özlem Erkaplan 
 16.12.2010 0:07
Cevap :
:))) Bu yazdığın çok hoşuma gitti sevgili Özlem. Ben de bir anımı paylaşmak istiyorum. Bir tanıdığım ev aramak için oturduğum semt'e geldi. Yanında da iki bayan. Biri tesettürlü resim öğretmeni!Konu hayat şartlarına geldi. Herkeste bir şikayettir gidiyor. E dedim arkadaşlar ne şikayet ediyorsunuz sizin oy verdikleriniz iş başında. Bizim hoca atladı hemen konuya. "Tayyip Erdoğan'a aşığım arkadaş. Dalyan gibi adam. O başka bu başka." demesin mi. Durdum dedim ki "Bir insanın başı değil beyninin örtülü olmasıdır önemli olan. Bizim dinimize göre namehreme bakmak haram. Sizin dininizde değil galiba ki evlisin Erdoğan'ın bedenini beğeniyorsun." dedim. Hiç esirgemem sözümü. Bunlar bir alem vallahi:)) Paylaşımın için çok çok teşekkür ediyorum. Yüreğin sevgiyle kalsın. Saygımla.  17.12.2010 2:22
 

Özgürlük gerekli ama böyle değil.

Kerim Korkut 
 12.12.2010 8:01
Cevap :
Elbette. O sınırı iyi belirlemek gerekiyor. Aslına bakarsanız bunu konuşuyor olmak bile esef verici. İnsan hak ve özgürlüklerinin sindirilmediği, az gelişmiş , kapalı toplum kurallarının esas olduğu ülkelerde; açık toplum kuralları geçerlilik kazanmaya başladığında insanlar denge kurmak yerine hızlı bir şekilde adapte olmaya çalışıyor. Sancı da bu noktada başlıyor zaten. Özünden uzaklaşıyor. Katkınız için teşekkür ediyorum. Esen kalınız efendim.  13.12.2010 23:33
 

Sevgili Zeynep, yazını ibretle okudum. Ve hala unutamadığım, kendimden utandığım bir olayı yeniden yaşadım. İki yıl önce Beyoğlu'nda yürürken 20 li yaşlarında bir delikanlı yanıma yaklaşarak "Jigolo ister misiniz?" diye sormaz mı? Ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırdım... Aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor. Bu tür olayların yaşandığını bilirdim ama başıma gelince, uzun süre kendimi suçladım. Sanki bu teklifin zeminini ben hazırlamışım gibi hissettim. O kalabalık caddede bula bula beni bulmuştu. Neyse, yine bir toplumsal yaraya dokunmuşsun. Teşekkür ve sevgiyle.

Melek Koç 
 11.12.2010 12:48
Cevap :
Hissettiğinde çok haklısın. İnsan başından aşağıya kaynar su dökülmüş gibi oluyor. Önce kendini sorguluyor yada suçluyor. Sevgili Melek bizler faunus içinde yaşıyoruz inan bana. Yazacağımız bir şey geliyor aklımıza saatlerce araştırıyoruz, kaleme alıyoruz. İnternet'i gerekli bir araç olarak kullanıyoruz. Ama talebe göre oluşan öyle sektörler var ki aklın durur! Bunlardan biri de Jigololuk. Oğlumdan ve 16000 kişilik bir kampüste yaşıyor olmasından ötürü gördüğüm, tanık olduğum çok şey var. Bunları yazacağım. Evlatlarımız bizim için değerli ve önemli! Başkalarının kaybetmeye niyeti olabilir ama bizlerin yok...Baştan çok şaşırdım senin gibi ama bu gün görüyorum ki eğer sesimizi yükseltmezsek toplumsal değerlerimizden geriye hiçbir şey kalmayacak. Bunun suçlusu da maalesef anneler! Hepimizi birer anne/ kadın yetiştirdi. Gelinen nokta çok vahim! Sevgiyle, aydınlık kal. Teşekkür ediyorum.  12.12.2010 2:02
 

Tespitlerinize ve gözlemlerinize katılmamak mümkün değil. Maalesef tüketim toplumu olduk çıktık, en acısı da değerlerimizi de tükettik.. Kendine bile saygısı olmayan bireyler toplululuğu olduk çıktık sonunda. Kendine saygısı olan yapar mı bunları, Özgürlük bunlar mı? Gördüklerimize isyan etmek, ahlak zabıtalığına soyunmak değil, bilakis bu durumdan duyduğumuz acı ve isyanın dışa yansıması. O kadar içiçe geçmiş sorunların sonucu ki bunlar, çık çıkabilirsen işin içinden... Selamlarımla.

ışık kaplan 
 08.12.2010 11:48
Cevap :
Sayfama ve MB'a hoşgeldiniz:)) Yalnız olmadığımı bilmek yüreklendirmenin ötesinde umudumu arttırıyor. Gökkuşağı renkleriyle kalınız. Işığınız hiç sönmesin. Teşekkür ve saygılarımla Işık Hanım.  10.12.2010 0:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 363
Toplam yorum
: 946
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 993
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 1958 /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum. 38 se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster