Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '15

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
264
 

Özgürlüğe açılan bir kapı; “EFT”

Özgürlüğe açılan bir kapı; “EFT”
 

Duygusal yüklerden kurtuluş


Özgürlük ne kadar da önemlidir hayatımızda. Nedense insanlar özgür olmanın ne olduğunu bilir de özgür olmamanın ne olduğunu bilmezler.

...Çünkü genelde hep kendilerini olumlu yönde hayal ederler. Hep olumlu olan tarafta yer almak isterler.

...Çünkü herkes özgürlük adı altında kendi arzu, istek, ve beklentilerini karşılamak ister ve özgürlüğü kendi istediği gibi hareket edebilmek olarak sanır. Bu bağlamda da kendilerini korumaya alarak başkalarının özgürlüklerini kısıtlarlar ve özgür olmamanın ne olduğunu kendi özgürlüklerini yitirdiklerinde anlarlar.

Ne paradoks ama? Matrix yaşamının illüzyonu işte. Zıtlıkların medcezirinde bir ileri bir geri giden sürü psikoloji etkisi altında yaşayan bir modern insan tablosu...

Ancak acı olanı şudur ki, çoğu insan hür ve özgür değildir, ama kendisini hür ve özgür sanır. İstediği gibi davranabilmeyi, istemediği şekilde davranılınca karşısındakine düşüncesizce, içinden geldiği gibi kaba davranarak içini boşaltmayı kendine hak görmek sanır özgürlüğü. Özgürlüğü, haz peşinde koşarak dopamin, serotonin, endorfin bağımlısı olmak sanır. Özgürlüğü, duygusal ihtiyaçları adına insanları kandırmak ve hatta kendisini bile kandırmak sanır.

Yani özetle, özgürlük hakkında onca söylenecek şey olmasına karşın çok az sayıda insan gerçekten özgürlüğü ve özgür olmanın değerini bilir.

Gerçek özgürlük kendini bilmek, haddini bilmek ve buna göre davranmaktır. Ve bu dünyanın en zor işidir. Kolay olsa herkes evliya olurdu bu dünyada. İnsan için en zor olan şeylerden biri kendisiyle yüzleşmek, bulabilirse bulduklarını kendine itiraf edebilmek, itiraf ettiklerini kalben kabullenebilmek ve değişim için harekete geçebilmektir.

Kendi iç engellerini bilmeyen insan nasıl özgür olabilir ki?

Nasıl kendini aşmak için çabalayabilir ki?

Nasıl kendine konan engelleri ve dayatılan sömürü duvarlarını kırıp dökmeden aşabilir ki?

Nasıl hayallerini gerçekleştirebilir ki?

Nasıl hayat amacını yaşayabilir ki?

Nasıl sevebilir ki karşılıksız?

Ve nasıl her şeyi ve hayatı olduğu gibi kabul edip, yaşam oyunundan keyif alabilir ki?

Nasıl ahiret hayatında tekamül edebilir ki?

Aslında...Özgürlük dediğimiz şey aklın özgürlüğüdür dostlar...Tabii ki akıldan kalbe de geçilecektir ama özgür kılınmamış bir akıl kalbe geçemez. Kalp sonraki aşamadır.

EFT peki bunun neresinde?

EFT aklın duygusal yüklerden arınması ile ilgili. 0-7 yaş dönemi bir insanın kişiliğinin %80’inin oluştuğu bir dönem. Sonrası ise öğrenilmiş repliklerin otomatik tepkiler halinde hayatta pratik edilmesi. Taa ki kişi uyanana dek. Uyanmazsa... bir köle hayatı onu bekliyor.

Bu maskeli baloda insan hayatta olumlu ve olumsuz tecrübeler yaşayarak öğrenir. Bazen bir rol model çıkar ve cemali yönden kişiyi pozitif duygusal çapalarla ileri taşır. Ve bazen de öğrenilmesi gereken dersler celali bir yönden olumsuz ve acı bir tecrübeyle insana travma yaşatılarak verilir.

Duygulardır insan denilen mahlukatı fiziksel alemde tekamül ettiren. Duygular olmasa insan tekamül edemez. Maddeye ve geçici olan illüzyona bağlanamaz.

Özellikle travmalar zihni yorar ve zihni meşgul eder. Kısıtlayıcı inançlar oluşturur. İnsanın zihin haritasına ket vurur. Ve insan Pavlov’u köpeğine döner. Özgürlük yanı başında olmasına rağmen hür ve özgür olamaz. Akıl tutulması yaşar. Paralize olur. Aşırı analiz, eder paraliz...

Zihnin biriktirdiği duygular ve ıstıraplar bedende de depolanır ve doğu tıbbında bahsedilen çakra ve meridyen sistemlerini bloke eder. Bu blokaj aslında fark etmeden her an evrensel enerji iletişimde olan insanın akan bir nehir gibi bu enerjiyle dolması ve beslenmesini engelleyerek hayat enerjisini azaltır.

Klasik Batı tıbbı parçala-böl-birleştir mantığı ile sorunları parçalara ayırıp sonra da bütünü çözmeye çalışan bilimsel yönteme dayalıdır. Ve bu yüzden de bilimin henüz çözmediğini ve kanıtlanmamış olanı kabul etmez. Bu bağlamda binlerce yıllık akıl-beden-ruh birlikteliğini savunan Doğu tıbbından farklıdır.

Run bir bedene doğduğunda ruh ile beden bağlantısını çakralar sistemi sağlıyor. Can’ın bedene nüfuz etmesi ise akupunturda meridyenler adı ile alınan enerjetik bağlantı noktaları ile sağlanıyor. Batı tıbbı akupunturu her ne kadar reddetse de, her geçen yıl akupuntur ve diğer Doğu tıbbı araçlarının kullanımı akıl-beden-ruh bütünlüğünü arayan insanlar tarafından artıyor.

1960 yılında Koreli bir bilim adamı bedende Bonghan Kanalları adı verilen yapıları keşfetti. Bu kanallar minik, iplik benzeri, mikroskopik yapılardı ve geleneksel akupunktur meridyenleriyle örtüşüyordu. 30-100 mikrometre genişliğinde olan bu kanallar meridyen kanalları gibi tüm bedeni dolanıyordu.

EFT de işte Doğu tıbbının bu meridyen kanallarının kullanımı ile batı psikolojisini birleştiren, kullanımı basit, kolay anlaşılabilir ve herkes tarafından kısa sürede uygulanabilir bir teknik. Psikolojik problemlerin üstesinden gelmek için kullanılan bir alternatif psikoterapi yöntemi.

Belirli bir travmatik anı üzerinde yoğunlaşmışken akupunktur noktalarına hafifçe vurarak vücudun enerji alanını düzenlemeyi amaçlıyor.

1960’lardan başlayarak geliştiren bu teknik belli meridyen noktalarına parmak uçlarıyla yapılan vuruşlardan ibaret. Yapılan incelemeler göstermiş ki akupunturda iğnelerle meridyen noktalarına yapılan vuruşlar parmak uçlarıyla da aynı sonuçları veriyor. Bir de bunu psikoloji ile birleştirip bedende depolanan duygusal negatif yüklerin ve bu duygusal yüklere sebep olan travmaların ortaya çıkarılması ile birleştiğinde EFT çok kısa sürede muazzam sonuçlar verebiliyor.

Wikipedia’da aşağıdaki gibi bir bilimsel özeti var...

“EFT henüz araştırma süreci tamamlanmamış bir yöntem olmasına rağmen, şimdiye kadar yapılan bilimsel araştırmalar ve elimize gelen klinik sonuçlar EFT yönteminin korku ve travma tedavisi alanında önemli bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.

Bunlarda biri Journal of Clinical Psychology 'de yayımlanan Wells araştırması. Amerika ve Avustralya'da çalışan bilim adamları, test şahıslar üzerinde böcek fobisine ilişkin yaptıkları araştırmalarda EFT yönteminin etkili ve kalıcı çözümler getirdiğini kanıtlamaktalar.

Amerika'da yapılan bir diğer araştırma EFT yönteminin trafik kazalarından ileri gelen post travmalalarda kullanımını içeriyor. Araştırmaya göre kendilerine EFT uygulanan kazazedeler üç aylık bir süre içinde beyin dalgalarında ve stres ölçeklerinde olumlu bir gelişme gösteriyorlar. Aynı araştırmanın ikinci bölümünde EFT'nin epilepsi hastası küçük çocuklar üzerindeki iyileştirici etkisi kanıtlanıyor.

Almanya'da yayımlanan bir çalışmada bir araya gelen terapistler, psikoterapinin çeşitli alanlarında yaptıkları çalışmalarda EFT'den aldıkları başarılı sonuçları ayrıntılarla sergiliyorlar.”

Ancak bunun bir sözde bilim olduğunu söyleyen bilim adamları da var. Onlara göre bu bir pleusabo etkisi veyahut yapılan vuruşların dikkat dağıtarak zihni stresten uzaklaştırması.

Belki de doğrudur ancak işin ilginç kısmı sistemin akupuntur gibi çalışması ve Batı tıbbının çözemediği psiko-somatik sorunları çözebiliyor olması.

Nasıl yerçekimi Newton kafasına elma düştüğünde ortaya çıkmadıysa, muhtemelen henüz emekleme döneminde olan tıp ve bilim de EFT ve akupuntur konusunda henüz bazı şeyleri ispat edememiş olabilir. Yerçekimi Newton’dan da önce vardıysa ve EFT, akupuntur da bu mantıkta olumlu sonuçlar veriyor. Ve yıllar içinde EFT’yi kullanan doktorların sayısı artıyor. İlginç bir ironi...

Amacım EFT tekniğini daha da fazla anlatmak değil ancak bu denli basit, kullanımı kolay bir tekniğin insanın dengeli ve ahenkli gelişimi için kullanılabileceğine de dikkat çekmek istiyorum.

EFT doğru kullanılırsa ve psikolojik derinlikli bir çalışma sağlanabilirse çok güzel ve kalıcı sonuçlar verecektir. Ancak kendi kendine yapılıyorsa kişinin kendi tavşan deliğinde derinlere yolculuk yapıyor olması ve bu yolda ise derinlerdeki hazinelerini görüyor olması gerekir. Ya da bir koç, psikolog ile çalışıyorsa bu derinliğe girmeye hazır olunabilmeli.

Geçmişin duygusal yüklerinden arınabilen kişi AN’da yaşamaya ve AKIŞTA olmaya başlayabilecektir. Ancak bunun sürekliliğinin sağlanması için kişinin akan bir nehir gibi yeni yüklerden, kir ve paslardan etkilenmemesi gerekli. Bir bardağa damlatılan bir damla mürekkep o suyu kirletecektir ancak aynı mürekkep damlası akan nehre damlatıldığında hemen eriyip gidecektir. İşte bu yüzden akan bir nehir gibi kir tutmaz, pas tutmaz olabilirse insan, etkilenmeme sanatı dediğim şeyde ustalaşabilirse, o zaman geçmişin dugusal prangalarından kurtulup kendi yolculuğunda ileriye doğru çok daha hızlı ilerleyebilecektir.

Gerçek özgürlük aklın özgürlüğüdür dostlarım. Bilgi ile değil bilinçle, dengeli ve ölçülü eylem ile, evren ile ahenkli bir yaşam ile, aklın önderliğindeki sezgiler ile akıldan kalbe ve sonra da gönle bir geçiş hikayesi bu. Bu yolda önce duyguların kölesi olmaktan kurtulup sonra da sevgi dolu bir nezaket, şefkat, neşe,, sükunet içinde AŞK’a varmak için duyguları coşturmaktan ibaret.

Sevgiler,

Kenan

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

https://instagram.com/naacel/

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 239
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1060
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster