Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
456
 

Özgürlüğünüz için içinizdeki çocuğa sarılın!..

Özgürlüğünüz için içinizdeki çocuğa sarılın!..
 

Herkes “Özgürlük!..” diye haykırıyor..

Dünyanın dört bir yanında farklı ırk, dil, din ve ülkelerden, bir birlerini hiç tanımayan insanlar özgürlük için savaşıyor, ölüyor, öldürüyor. Özgürlük bütün zamanların bütün insanlarının bir türlü sahip olamadıkları ama bütün hayatlarını bunun için harcadıkları, her şeyi göze alıp her şeylerini feda ettikleri tek ortak inançları belki..

Özgürlük nedir?

Özgür bir ülkede yaşamak gerçekten özgür olmamız için yeterli midir?

İnsanı özgür kılan, özgür hissettiren nedir?

Hangi ortam, hangi şartlar, hangi sahiplik bizim gerçekten özgür olmamızı sağlar?

Gerçekten özgür müsünüz?

Örneğin, kim olduğumuzu olmakta özgür müyüz?

Hayır, değiliz…

Özgürlüğün gerçek anlamı nedir?

Gerçek özgürlük insan vücudunun dışındaki şartlara bağlı bir şey değildir..

Özgürlük insanın içindedir, ruhuyla ilgilidir…

Özgürlük insanın kendi bedeninin içinde ise ve insan özgür olmak istiyorsa bizi özgür olmaktan kim alıkoyuyor?

Devleti suçluyoruz, havayı suçluyoruz, ailemizi, anne babamızı, eşimizi, çocuğumuzu suçluyoruz, işyerimizi, amirlerimizi suçluyoruz, dini-ahlaki kuralları suçluyoruz, toplumu, yaşadığımız çevreyi suçluyoruz, okulu, öğretmenleri suçluyoruz…

Bazen evlendiğimizde özgürlüğümüzü yitirdiğimizi söyleyip boşanıyoruz.Ama boşanınca özgür olamıyoruz…

Bazen işimizin özgürlüğümüzü engellediğini düşünüp istifa ediyoruz, ama hangi işe girsek özgür olamıyoruz…

Bazen anne babamızın özgürlüğümüzü engellediğini düşünüyor evi terk ediyoruz, ama yine özgür olamıyoruz..

Bazen okul bizim özgürlüğümüzü engelliyor zannediyoruz okula gitmiyoruz, ama özgürlüğümüzü yine kazanamıyoruz..

Bazen parasızlık özgürlüğümüzü engelliyor zannediyoruz bir gün çok paramız oluyor, ama para da özgürlük getirmiyor..

Bizi durduran ne?

Neden özgür olamıyoruz?…

Bizim özgür olmamızı engelleyen gerçekten kim?

Biziz!...

İki, üç yaşlarında bir çocuğa baktığımızda özgür bir insan görürüz..

Bu insan bu çocuk neden özgürdür?

Çünkü, o istediğini yapıyor; tıpkı bir çiçek, bir ağaç, bir hayvan gibi özgür.

Çünkü, iki yaşındaki çocuk henüz ehlileştirilmemiştir!...


İki yaşındaki bir insanın yüzünde çoğu zaman kocaman bir tebessüm vardır.


Peki bu insan ne yapıyor?...


Dünyayı keşfediyor ve eğleniyor.


Oyun oynamaktan korkmuyor.


Sadece canı acıyınca, acıkınca, ihtiyaçları karşılanmayınca korku duyuyor


Bu iki yaşındaki insan geçmiş ve gelecekle ilgilenmiyor..Sadece anda yaşıyor, anı yaşıyor…

Çocuklar duygularını ifade etmekten çekinmez.Sevgiyi hissettiğinde sevgisinin içinde erir, sevmekten ve sevdiğini sözleriyle, davranışlarıyla ifade etmekten korkmaz sevgisini yaşar, yaşatır..

Bir çocuk gelecekten endişelenmez, korkmaz ve geçmişten utanmaz.

Doğal insani eğilimlerimiz, hayattan zevk almak, oynamak, keşfetmek, sevmek, mutlu olmaktır, yani kısaca özgür olmaktır.Özgürlük tabiatla bütünleşmek, uyum sağlamaktır..

Yetişkin insana ne oluyor da bu hale geliyor?

Neden farklılaşıyoruz?

Neden doğal ve özgür olamıyoruz?

Bize olan şey, hayatımızın yönetimini kendi elimizden çıkarmamızdır…

Hayatımızın kendimizin değil de başkalarınca yönetilir duruma gelmesidir..

Bu durum ise bize kendimiz olma iznini vermez.

Zihnimiz buna göre programlanınca artık mutlu ve özgür olabilmemiz mümkün değildir.

İnsandan insana, nesilden nesile üstelik kendi ellerimizle kurduğumuz kurumlarca aktarılan bu eğitim zinciri bizi biz olmaktan uzaklaştırmaktadır.

Bunun için annenizi, babanızı, öğretmenlerinizi suçlamak yanlıştır, çünkü onların da bildiği budur.Bize başka ne öğretebilirlerdi ki, ellerinden gelenin en iyisini yaptılar.Bu süreçte bize verdikleri zarar kendi korkularından kendi ehlileştirilmişliklerinden kaynaklanıyordu..

Bu yüzden kimseyi ve kendinizi suçlamayın, sadece bu gidişe dur deyin.

Gerçek biz, hiç büyümemiş olan içimizdeki çocuktur.Bazen içimizdeki çocuk dışarıya çıkar, o anlarda kendimizi mutlu-özgür hissederiz.

Eğlenirken, oynarken, resim yaparken, koşarken, yazarken, okurken, darbuka çalarken, şarkı söylerken kendimizi bir şekilde ifade ettiğimiz anlarda içimizdeki çocuk dışarıdadır…Bu anlar yaşamımızın en mutlu, kendimizi en özgür hissettiğimiz anlarıdır.

İçimizdeki çocuk yani gerçek biz dışarıya çıktığında geçmişe takılmazsınız ve gelecekle ilgili endişe duymazsınız, o anı yaşarsınız çünkü..

Bir dedenin iki yaşındaki torunuyla oynadığı andaki mutlu yüzünü gözlemleyiniz, ömrü boyunca kazandığı paranın, servetin, şöhretin, itibarın, ödüllerin veremediği mutluluğu, özgürlüğü torunu gibi, iki yaşında bir çocuk gibi davrandığında fazlasıyla elde ettiğini göreceksiniz.

Çocuk gibi davranmayı engelleyen nedir?

Sorumluluk!...

Bu durumda bizi ehlileştiren eğitim sürecinin verileri ortaya çıkar “Bir dakika, sorumluluklarını düşün, yapman gereken şeyler var.Seni bu halde gören ne der?Çalışmak zorundasın, okula devam edip derslerini öğrenmek sınıfını geçmek sınavı kazanmalısın, işe gitmek kariyer yapmak zorundasın, hayatını kazanmalısın, geleceğini düşünmelisin, çocuğun eğitimi ne olacak, ev araba lazım, biraz tasarruf yapmalısın, …”

Bütün bu sorumluluklar aklımıza geldiğinde yüzümüz değişir ve yeniden ciddi bir suratımız olur…

Çocuklar bazen büyükleri taklit ettikleri oyunlar oynar.İşte yetişkinleri oynayan çocuklara iyice bakarsanız o küçücük yüzlerinin nasıl değiştiğini göreceksiniz.

“Şimdi ben bir avukatım” der demez hemen yüzü değişir çocuğun.Yetişkin yüzü taklidi yapar. Ciddileşir, asıklaşır, kararır, bakışları setleşir, geçmişin hesaplaşmaları, geleceğin kaygıları, sorumluluklar, mutsuz, esir bir çehreye bürünür çocuğun yüzü ..

Mutluluktan ve özgürlükten eser kalmayan bir yüzün yetişkin yüzü olacağını her çocuk iyi bilir.

Yetişkin özgürlüğünü yitirmiş çocuğa denir…

Aradığımız özgürlük; kendimiz olma özgürlüğü, kendimizi ifade edebilme özgürlüğüdür…

Ama hayatımıza bir bakın; yaptığımız şeyler başkalarını memnun etmek, başkalarının kabul ve onayını almak için olduğunu görüyoruz.


Kendimizi memnun etmek için şey çok az şey yaparız.


İşte özgürlüğümüzü başına gelen en büyük felaketlerden biri budur.


Tümüyle ehlileştirilmiş bir hayat sürüyoruz.

Ehlileştirilmek özgürlüğümüzün elimizden alınması demektir..Tıpkı doğada özgür bir hayat süren vahşi bir atın boynuna kement-yular geçirip, sırtına eğer vurarak ehlileştirerek özgürlüğünün alınması gibi…Vahşi at ehlileştirilene kadar sırtına binilmesine, boynuna yular, ağzına gem vurulmasına direnir, ne zaman ki ehlileşir direnmez, çünkü artık özgür olmadığını fark edemez..

Bizler de öyleyiz, ehlileştirildiğimiz için özgür olmadığımızın farkında bile değiliz.Bazen içimizdeki çocuk bize özgür olmadığımızı fısıldar ama bunun ne olduğunu, neden özgür olmadığımızı anlayamayız.

Özgür olabilmek için önce kendimizin esaretinin farkında olmamız gerekir.Çünkü farkında olmadığınız bir şeyi değiştiremezsiniz.Zihnimizin yaralarla, duygusal zehirlerle dolu olduğunun farkında olamazsak yaraları temizlemeye ve iyileştirmeye başlayamayız, acı çekmeye devam ederiz.

Türk geleneklerine göre her insan savaşçıdır.İslam inancında da her insan “büyük cihat” ve “küçük cihat” denilen iki savaş verir..Büyük cihat insanın içindeki savaşa verilen isimdir.Savaşın gerçek anlamı ve değerli olanı budur, insanın kendi zihnindeki savaşı…

Savaşçı olmak daima savaşı kazanmak anlamına gelmez.Kazanabiliriz de kaybedebiliriz de; ama savaşta her insan daima yapabileceğinin en iyisini yapar..Yeniden özgürleşebilme şansımızı ancak böyle kullanabiliriz…

Yeniden özgürleşebilmenin yolu iç savaşı kazanmak için yapabileceğimizin en iyisini yaparak, zihnimizi yığılmış çöplerden temizlemekten geçiyor..

Yetişkinlerin, geçmiş ve gelecek endişe, korku ve hesaplaşmalarıyla değil, içinde bulunduğumuz anı yaşayarak, hayatın merkezine insanı koymadan, insanı tabiatın uyumlu bir parçası olarak kabul ederek, çocukların sadeliğine, saflığına, masumiyetine, temizliğine, günahsızlığına bürünerek gerçekten mutlu ve özgür olabiliriz..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 175
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1485
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yöneticili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster