Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
482
 

Özgürlük ırmağı

Özgürlük ırmağı
 

Adam koşuşturan insanlara baktı ve duraladı. Elindeki çantasını yavaşça yere bıraktı. Otomobiller, şehrin gürültüsü ve keşmekeşi ağzını açmış bir canavar gibi onu bekliyordu. Yerden yavaşça çantasını alarak arabasına yöneldi. Toplantısı vardı. Acele etmeliydi. Arabasına bindi. Bir taraftanda bir sağa bir sola hızlı adımlarla yürüyen insanlara bakıyordu. Otomobili hareket etmişti, fakat cevaplayamadığı sorular vardı kafasında. Neydi bu koşuşturmanın, mücadelenin, hırsın , hatta savaşın amacı? Yıllardır çalışmış iyi kötü bir yerlere gelmişti. Hep biraz daha fazla gerekmişti. Çünkü hep fazlasını gerektirecek bir şeylere sahip olmuştu. Önce sahip olma hırsına yenilmiş, daha sonra da sahip olduğu şeylerin bedelini ödemek için biraz daha çalışması gerektiğine inanmıştı. Her sahip olduğu şey biraz daha tutsak etmişti onu. İstanbul'da yaşıyordu. Tarabya'daki işine gitmek için yine her zamanki gibi Hacı Osman Bayırından aşağıya iniyordu. Bir anda ani bir kararla sağlı sollu ağaçların olduğu yola sapıvermişti. Artık orman yolunun içindeydi. Arabası ağır ağır ilerlerken bir taraftanda yetişmek zorunda olduğu halde gitmeme kararı aldığı toplantısını düşünüyordu. Onu bu orman yoluna saptıran neydi? Bu düşünceler içinde bir müddet ilerledikten sonra arabasını suyun kenarına park ederek arabasından indi. Eli alışkanlıkla cep telefonuna gitti. Arayıp toplantıya gelemeyeceğini söylemesi gerekiyordu. Sonra biraz duraladıktan sonra , sinsice bir tebessümle telefonunun kapanma düğmesine bastırdı. Hava ne kadar güzel diye düşündü. Kuş cıvıltıları arasında biraz yürüdükten sonra yorulduğunu hissetti. Ve üstündeki takım elbisesine aldırmadan toprağın üstüne oturuvermişti bile. Eline aldığı toprakla oynarken, çocukluğu, ilk masum çocukluk aşkı, gençliği üniversite yılları geldi aklına. Ne çabuk geçmişti onca yıl. Arkasındaki ağaca yaslandı ve uzunca bir nefes aldıktan sonra, yine aynı soruyu sordu kendine. Ne için bu çılgınca koşuşturmaca? İnsanların birbirini hiç yoktan yere kırmaları, kandırmaları hatta birbirlerini öldürmeleri. Savaşlar hastalıklar. Bu düşünceler içindeyken yakınlardan bir yerden akan bir su sesi duyar gibi oldu. Yerinden doğruldu sese doğru ilerledi. patika yolun sonunda şırıl şırıl bir suyun aktığını farketti. Suyun kenarında da bembeyaz saçlı bir ihtiyar oturuyordu. Selam verdikten sonra ihtiyar adamın yanına oturdu. Sohbet etmeye başlamışlardı bile. Yaşlı adama bir ara " bu ne güzel bir su, bunca yıldır bu şehirdeyim burada böyle bir suyun olduğunu farketmemiştim" dedi.

İhtiyar adam "Burası ÖZGÜRLÜK IRMAĞIDIR, İNSANLAR BU SUYLA BİRLİKTE HIZLA AKAR DURURLAR. HAYATLARININ NASIL GEÇTİĞİNİDE ANLAMAZLAR. SENDE BU IRMAĞIN İÇİNDEYDİN VE KENDİNİ BİR ANDA OLSA KIYIYA ATMAYI BAŞARDIN. NE MUTLU SANA" . . Adam şaşkınlıkla sordu " Peki ya kendini kıyıya atamayanlar ne olur? " Yaşlı adam gülerek cevap verdi "ONLAR YÜZ YILLAR BOYU AKAAAR DURURLAR. TAKİ BU KIYIYI FARKEDENE KADAR.

HERKESİN KENDİNİ BU KEŞMEKEŞTEN ARA SIRA DA OLSA ÖZGÜRLÜK IRMAĞI KIYISINA ATABİLMESİ DİLEĞİYLE.

METİN ÖZKAYA/ MEDYUM

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 641
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 3059
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

İstanbul' da doğdum. Antikacı, saray restoratörü ve eksperim. Antika konusunda 50’ye yakın belgesel ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster