Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '13

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
9843
 

Özgürlük nedir ve ne işe yarar?

Özgürlük nedir ve ne işe yarar?
 

"Okulda defterime

sırama ağaçlara

yazarım adını…"

dizeleriyle başlayan ve Zülfü Livaneli’nin o güzel sesiyle söylediği “Ey özgürlük” şarkısında dile getirdiği “özgürlük” kavramı muhakkak ki yüzyıllar boyunca en çok yücelttiğimiz ve kutsadığımız yetkinliklerin en başında gelir. Özgürlüğün adını mahallelere, caddelere, meydanlara verir, uğrunda şarkılar besteler, resimler yapar, heykeller diker, savaşır, ölür ve öldürürüz. Ancak şu da bir gerçekliktir ki savaştığımız insanlarında kendi özgürlükleri için savaştıklarını görmezden gelir ve bir anda sümük salya içinde “vurulduk ey halkım!”  ağıtları yakmaya başlarız. Peki, nedir bu “özgürlük” dediğimiz şey?

Tüm canlı varlıklar özgür olarak dünyaya gelirler. Kuzular istedikleri gibi otlamak, yabani hayvanlarda istedikleri gibi avlanmak isterler. Kuzular bize nedense hep masum görünürler, oysa onların beslenmek için yedikleri otlarda canlı varlıklardır ve doğanın yasaları gereği kuzuların sessizliği de o otların canlılığına her otlayışta son verir. Ama biz otların sessiz çığlıklarını duymayız. Vahşi kartalında bir anda şimşek hızıyla yere inip, pençelerini sevimli sincabın bedenine geçirmesi de “vurulduk ey halkım” ağıtının sincapcası değil midir? Evet, tüm canlılar özgür olarak dünyaya gelirler ama evrende hiç birimiz tek başına yaşamayız ve maalesef birinin özgürlüğünün başladığı yerde başka birinin özgürlüğü de sona erer.

Özgürlüğün tam olarak tanımını yapmak gerekirse onu insan başta olmak üzere her varlığın varlığını sürdürebilmesi için ve hiçbir yasa tarafından engellenmeksizin istediği her şeyi yapabilmesi olarak betimleyebiliriz. Ancak ne var bu tanımlama da biraz eksik olacaktır. Çünkü evet, biz balıklar gibi yüzemeyiz, kuşlar gibi uçamayız ama bunları yapamayışımız bizim özgür olmamamızdan değil bedensel yetersizliğimizden kaynaklanır. Eğer balıklar gibi solungaçlarımız, kuşlar gibi kanatlarımız olsaydı bizde pekâlâ denizlerin derinliklerinde yüzebilir, gökyüzünde dilediğimiz gibi uçabilirdik. Bu nedenle de özgürlüğün sadece istence bağlı değil bir o kadarda kişisel yeterlilikle alakalı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Yazmayı bilmeyen bir insan yazı yazabilir mi? Öğrenmediği için yazamaz. O halde özgürlüğü insanın kendi gücü oranında yapabileceği ve istediği her şeyi hiçbir dışsal baskı, yasa altında kalmaksızın yapabilmesi olarak tanımlamak gerekecektir.

Peki, eğer özgürlüğü “insanın yapabileceği ve yapmak istediği her şeyi herhangi bir baskı altında kalmaksızın yapabilme yetkinliği”  olarak tanımlarsak bu seferde özgürlüğün yüceltildiği, kutsandığı kadar “iyi, güzel ve doğru” bir şey olup olmadığını sorgulamamız gerekmez mi? Öyle ya madem birinin özgürlüğünün başladığı yerde çoğunlukla bir diğerinin özgürlüğü sona eriyor, yok oluyorsa o zaman özgürlüğün “iyi, güzel ve doğru” bir şey olmaması gerekir. Çünkü belli ki sınırsız bir özgürlüğün hüküm sürdüğü bir ortamda nasıl kuzular otları, vahşi hayvanlar kuzuları istedikleri gibi yiyebiliyorlarsa toplumsal yaşamda da güçlüler kendilerinden daha zayıf ve güçsüz olanları istedikleri gibi parmaklarının ucunda oynatabilecek ve onların özgürlüklerini yok edebilecekler demektir. Öyle ya örneğin kadına karşı şiddet olmasın diyoruz. Peki, anlaşmazlık veya çıkar çatışmaları halinde mademki güçlü olan erkek daha zayıf olan kadına istediği gibi şiddet uygulama özgürlüğüne sahip olacaksa bir tarafta kadının özgürlüğünün diğer tarafta da şiddet olmasın demenin bir anlamı olur mu? Zaten yıllardır yaşanan gerçeklik de özgürlük ortamında zayıfların özgürlüğünün pek de bir anlamının olmadığını yeterince kanıtlamıyor mu? Siz istediğiniz kadar şiddete başvurmak özgürlüğü yoktur diyebilirsiniz oysa işin gerçeğine bakacak olursak şiddet öyle de böyle de vardır ve şiddete başvuran da doğuştan özgür olduğu için gerektiğinde şiddete başvurmuş olur. 

İnsanın uygarlaşmaya başlamasıyla birlikte “ahlak ve hukuk” gibi kavramlarda icat edildi. Ancak ne var toplumsal dinamikler doğrultusunda bunların pek bir işlevleri olduğunu da söyleyemeyiz. Çünkü daha güçlü olan erkeklerin belirlediği ahlak ve hukuk yasaları gereği kadınlara büyük ahlaki sorumluklar ve erkeğine itaat etmek gibi zorunluluklar yüklendi, dolayısıyla da zaten daha zayıf olan kadınlar üstüne üstlük ahlak ve hukuk yasaları doğrultusunda özgürlüklerini de yitirmeye başladılar, daha da güçsüzleştiler. Ahlaklı, namuslu, bakir, iffetli, faziletli olması gerekenler daima kadınlar oldu. Erkeklere ise namus bekçiliği görevi, yani yeni güçler verildi ve onlarda Allah var bu görevi işlerine geldiği gibi ve özgürce yerine getirdiler. Kısacası zayıflar açısından bakıldığında o yücelttiğimiz ve kutsadığımız “ey özgürlük” diyerek türküsünü söylediğimiz şey başa bela bir dert olmaya başladı.

İnsanın özgürce her istediğini yapabilmesi elbette ki “iyi ve savunulur” bir özgürlük anlayışı değildir. Çünkü kendini özgür hisseden bir insan özellikle de istediğini yapacak güç ve beceriye sahipse karşısındaki insanları darp ve gasp edebilir, onlara tecavüz bile edebilir, yalan söyleyebilir, edepsizlik edebilir, şirretlik edebilir, insanları zıvanadan çıkarabilir, dolandırabilir, kandırarak yanlış yönlere sevk edebilir. Özgür bir insanın yapamayacağı ne olabilir ki? İsterse 2-3 yaşındaki çocuklara bile tecavüz edebilirse gerisini boş verin.

Özgür bir insanın yapamayacağı hiçbir kötülük yoktur. İster yerlere tükürür, ister molotof kokteyli, el bombası, taş ve hatta konuşmacının kafasına yumurta bile atabilir.

Özgür bir insan dağa çıkıp terörist de olabilir, düğünlerde havaya kurşun da sıkabilir, şehir içinde otomobiliyle dehşette saçabilir, spor sahalarında küfür edebilir, sahayı işgal edebilir, çoluk çocuğa bile çekinmeden zarar verebilir.

Özgür bir insan başka insanların hakkını yiyebilir, sömürebilir, onların bilgisizliğinden faydalanıp kandırabilir, yalan yanlış haberlerle, yorumlarla okurları, TV izleyicilerini ayakta uyutabilir.

Özgür bir insan bürokrat veya siyasetçi olduysa her türlü ihale yapabilir, ihaleye fesat karıştırabilir, orman alanını şehir yapabilir, Trakya’nın ortasına kanal açacağım diye tutturabilir, halkını yoksullaştırmak pahasına da olsa kendisini, yedi sülalesini ve de yandaşlarını ihya edebilir. Özgür bir insan için devletin malı deniz, yemeyen domuzdur, namus ise karısının iki bacağının arasında çoktan mefta olmuş mitolojik bir efsanedir.

Ahlak da vardır, hukuk da vardır, hukukun üstünlüğü de tartışılmaz ama gelin görün ki hukuku belirleyen de yine güçlüler olduğu için o hukuk zayıfları korumaz, çünkü minareyi çalan kılıfını çoktan hazırlamış olur. 

Dürüst, samimi ve objektif bir şekilde baktığımızda biz sıradan inanların aslında fazlasıyla özgürlüğe sahip olduğumuz ve bu kadar çok özgürlüğe sahip olmamızın eninde sonunda bize de zarar verdiği sonucuna varmak gerekir. Öyle ya, yalan söyleme, olayları çarpıtma, hak yemek, haklı olanı haksız çıkartmak, kendi değer yargılarımızı çevremize dayatmak, hatta bunu yaparken edepsizlik etmek, şirretlik etmek gibi özgürlüklerimizin olması belki kısa vadede işimize yarıyor olabilir ama bütün bunlar muhakkak ki bizim de bir gün canımızı yakabiliyorlar. Başka bir insanın özgürce davranması sizin şimdiye kadar hiç yakmadı mı?

Bütün bu saydıklarımızı hiç yapmadığımızı kim söyleyebilir ki?

Bana göre özgürlük kavramına yeni bir tanımlama getirmek gerekir. Bence insanların özgürlüğü “eşitlik ve adalet” ilkesini ölçü ve esas kabul eden yeni bir "hukuk" anlayışı doğrultusunda kısıtlanmalıdır. Çünkü eşitlik ve adalete hizmet edecek bir şekilde kısıtlanmamış sınırsız bir özgürlük “özgürlük” değil olsa olsa insanı, özellikle de göreceli olarak daha güçsüzleri, yani sıradan insanları güçlülerin egemenliğinde köleleştiren bir yetkinliktir.

Peki böyle, eşitlik ve adalete hizmet edecek yeni bir "hukuk" un kurgulanmasını biz sıradan insanlar zaten kendi çıkarları doğrultusunda siyaset yapan siyasetçilerden bekleyebilir miyiz?

Mustafa Atilla  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tam anlamıyla özgürlük yoktur,olmamalıdır da zaten.Sizin de yazınızda detaylarıyla belirttiğiniz gibi,sınırsız özgürlükler,kötü niyetlilerin çok işine yarar.Yeni bir tanımlamanın,hukuk ve insan hakları çerçevesinde tanımı yapılmalıdır.Yazınıza tümüyle katılıyorum.Çok aydınlatıcı bir yazı.Elinize sağlık değerli yazarım.Saygı,sevgi ve selam ile,sağlıcakla kalın...

fisun gökduman kökcü 
 12.07.2018 14:57
Cevap :
Hukuk kavramı maalesef kültürümüzde fazla bir karşılığı olmayan ama hepimizin de en çok ihtiyacı olan bir kavramdır. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir toplumda özgürlüğünde fazla bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi özgürlük, hukuk ve uygarlık gibi kavramların yeniden bir tanımlaması gerektiğini düşünüyorum. Yazıma tümüyle katılmanız beni çok mutlu etti. "Allah var mı yok mu?" başlıklı blogumu ne zaman okuyacağınızı çok merak ediyorum:)) Teşekkürler,saygılar, sevgiler ve selamlar.   12.07.2018 23:32
 

Haklısınız kimi zaman kavramları ya karışıyor ya da tam olarak algılayamıyoruz. Aydınlatıcı yazınıza teşekkürler selamlar

Cemile Torun 
 20.06.2013 20:49
Cevap :
En büyük sorun bence kavramların "genel geçer" bir anlamının olmaması ve bunun sonucunda da herkesin kavramlara kendi kendine işine geldiği gibi "anlam" yüklemesidir. Bu nedenle de kendimizi hemen her konuda haklı olarak görüyoruz. "Anlam nedir, anlamlandırmanın bir anlamı var mıdır?" başlıklı blogumu okursanız sevinirim. Katılımınız ve desteğiniz için teşekkürler, selamlar   20.06.2013 22:14
 

Hastalığın hem teşhisi hem de tedavisi bu yazıda anlatılmış.

Kerim Korkut 
 25.05.2013 11:49
Cevap :
Bende zaten o amaçla yazmıştım. Teşekkürler, selamlar  25.05.2013 13:56
 

Ama hiç olmazsa son sorduğun soruyu buradan da "kısaca" cevaplayabilirim: Bekleyebiliriz tabii. Hangi çapta siyasetçiyi,ne çapta bir kanun yapıcıyı ve uygulayıcıyı SEÇERSEK o çapta bir hukuk sitemi bekleyebileceğimiz aşikardır. Yani bütün iş, gene "biz sıradan insanlarda" başlıyor ve bitiyor, siyasetçide değil aslında! Onları KİM "güçlü" kılıyor? gene BİZ desteklerimizle güçlü kılmıyor muyuz onları? Onun için, BİZLER eğer yeterince bilinçli, doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan AYIRABİLEN, "ayrı tutabilen" ve böylece de YALNIZCA VE ANCAK, SADECE "doğruyu destekleyenler", SADECE haklıyı destekleyenler olursak, olabilirsek, pekala doğru ve hakça, gerçekten EŞİTLİK VE ADALETE HİZMET EDECEK BİR "hukuk" da bekleyebiliriz. ÜSTELİK AYRICA bunu da ancak da o zaman zaten HAKEDERİZ! "HAK" böyle birşeydir işte yani, asla tek taraflı düşünemeyiz. Bu arada gerçekten çok güzel, çok yararlı ve çok değerli bir yazı olmuş arkadaşım, emeğine, düşüncene sağlık... Tekrar yürekten selam ve sevgilerimle...

Filiz Alev 
 07.05.2013 19:18
Cevap :
Ben senelerdir demokrasinin aptalca bir siyaset aracı olduğunu yazıyorum. Senin de belirttiğin gibi biz sıradan insanlar kendi “oy” larımızla sıradan, hatta niteliksiz insanları seçiyor, yüksek makamlara getiriyor ve onlara bizi koyun gibi gütme “gücü” veriyoruz. Sonra da onlardan eşitlik, hak, adalet bekliyoruz. Onlarsa günlerini gün ediyorlar ve biz bu paradoksu göremiyoruz. Bundan sonra onlardan farklı bir icraat bekleyebilir miyiz? Ben kendi adıma beklemiyorum… Çünkü demokrasi de özgürlüğün bir başka tezahürüdür ve herkes kendine göre demokrattır. Tekrar teşekkürler, sevgi ve selamlarımla   08.05.2013 7:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 1974
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31165
Kayıt tarihi
: 08.10.06
 
 

Bir 3 Mayıs sabahı leylek getirdi beni dünyaya. Adetmiş, hemen ismimi dualarla kulağıma fısıldası..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster