Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '07

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
4780
 

Özgürlük sınırsız mı olmalı ?

Özgürlük sınırsız mı olmalı ?
 

Bazı örgürlükçüler, Allah ne diye namaz kıl, oruç tut, içki içme, zina etme gibi kurallar koymuş? Bu özgürlüğe, doğallığa aykırı değil mi? diyorlar.

Allahü teâlânın kural koymadığı mahlukları da var. Mesela aslan, geyik dağda özgürce gezip dolaşırlar. Özgürlük ve doğallıktan kasıt, hayvan gibi başı boş, her istediğin yapmak ve serbest yaşamak olmasa gerek.

Varsayalım küçük çocuğunuz, pis ve zararlı şeyleri yese, yeme o pistir, zararlıdır der misiniz? Ateşe uzansa, cızzz yakar o der misiniz? Yılana elini uzatsa, sakın dokunma sokar der misiniz? Kışın sokağa çıplak çıksa, üşürsün hırkanı giy de çık der misiniz? Derseniz, çocuk size baba benim özgürlüğüme karışma dese ne dersiniz? En azından ben babayım, çocuğumun iyiliğini düşünmem gerekir, onun için böyle söyledim dersiniz.

Evinizdeki eşyaları, rast gele hepsini üst üste bir odaya mı koydunuz, yoksa buzdolabını ve bulaşık makinesini mutfağa, çamaşır makinesini banyoya, karyolayı yatak odasına mı koydunuz? Hangi halde koyarsanız koyun, eşya sizindir kimse karışamaz.

Özgürlük her aklına geleni yapmak, diğer insanların hak ve hukuklarını ihlal etmek, değerlerini aşağılamak değildir. Şimdi bazı cahiller her türlü özgürlüğü medeniyet ve insan hakları olarak tanımlıyor. Her türlü çirkin işleri yapmayı hoşgörüyor, bunların topluma ve sosyal hayata vereceği zararları düşünmüyor. İnsan bir hayvan değildir ki kanunsuz , nizamsız , başı boş yaşasın. Hayvanlar dahi kendilerine tanınan haklar dairesinde yaşam sürmekteler. Mesela bir ayı genelde dağda yaşar ve şehire indiği çok nadir görülmüştür.Mesela bir kaplan ormanda yaşar ve kendine belirlediği bölgenin dışına çıkmaz. Bütün hayvanlar yaratılış fıtratına göre davranır ve bunun dışına çıkmazlar. Bir zebranın denizde yaşadığı görülmemiştir. Demekki hayvanların özgürlükleri yaratılış fıtratları çerçevesindedir.

Şimdilerde nikahsız yaşamayı, İstediği, beğendiği kişi ile beraber olmayı , caddede sokakta hayasızca kuçak kuçağa oturmayı, öpüşmeyi, sevişmeyi özgürlük olarak tanımlayanlar var. Bunları hiç kuralsızca pekala hayvanlarda yapıyor. Acaba onlar gibi olmayı mı istiyorlar bu kişiler özgürlük diyerek.

Diğer yandan başka milletilerin manevi değerlerine özgürlük adı altında saldıranlar var. Bu yapılanlar insanlar arasında düşmanlık oluşturmaz mı ? kin ve nefret tohumları ekilmesine sebep olmaz mı ?

Kuralsız, kanunsuz devlet olmayacağı gibi, devletlerin en küçük müesseseleri olan ailelerde kuralsız ve prensipsiz olamaz.

Bu kâinat ve içindekiler de başı boş değildir. Hepsinin bir sahibi vardır. Siz nasıl çocuğunuza zarar gelmesini istemiyorsanız, her şeyin sahibi olan Allahü teâlâ da, kendi mülkü olan insana, o kişinin faydası için bazı emir ve yasaklar bildirmiştir. Evinizdeki eşyalar nasıl sahipsiz değilse, bu kâinat da sahipsiz değildir.

Arapça’da Abd, kul, köle demektir. Orta çağda bütün dünyada kölelik sistemi vardı. Köleler eşya gibi, hayvan gibi alınıp satılırdı. Sahibi de, köleye istediği işleri yaptırma yetkisine sahipti. Köle, şunu yaparım, şunu yapmam diyemezdi. Çünkü onun sahibi ne isterse öyle yapmak zorunda idi. Köle tam bir esir idi. İslamiyet köleliği kaldırmak için epey çareler koymuştur.

Bütün insanları da Allah yoktan yarattı. Yani bütün insanlar, Allah’ın kulu, kölesidir. Efendimiz Allah’tır. Hepimiz köleyiz. Köle köleliğini bilmeli, efendisi ne emrediyorsa onu yapmalıdır. Bu efendi, kölelik sistemindeki efendiden çok farklıdır. Bizi dünyaya getiren akıl veren; can veren, el kol, bacak, göz gibi organlar veren, rızık veren bir efendidir. Üstelik diğer köleler gibi kaçıp kurtulma imkanımız da yok. (Sözümü dinlersen ebedi olarak Cennet denilen bir yerde seni ağırlarım, sözümü dinlemezsen, ebedi olarak Cehennem denilen yerde sana azap ederim) diyor. Bunları da yapabilecek kuvvettedir.

Gerekirse dünyadaki efendileri dövebiliriz, öldürebiliriz, ama, bu efendiye hiç kimsenin gücü yetmez.
Dünyadaki efendiler, bizim iyiliğimizi, kötülüğümüzü tam bilemezler, başımıza gelecek işleri, düşüncelerimizi, arzularımızı bilemezler. Ama bu efendi, her şeyi bilir, her şeye gücü yeter. Üstelik çok merhametlidir. Her istediği şey bizim iyiliğimiz içindir. Bütün doktorlardan daha iyi sağlığımız için reçeteler verir. (İçki içme, uyuşturucu kullanma, zina ve hırsızlık etme, temiz ol, namaz kıl, oruç tut, zekat ver) diyorsa bizim bunda mutlaka bir faydamız vardır. İyilik edene teşekkür etmek insanlık icabıdır. Beden ve ruhumuzun, dünyada ve ahirette saadet ve felaketine sebep olacak şeyleri bildiren Efendiler efendisine teşekkür etmek insanlık vazifesi değil mi? İnkâr etmek nankörlük olmaz mı?

Bir doktor, hastasına ilaç verse, o da (İlacı kullanmazsam doktora hiç zararı olmaz) diyerek, ilaç kullanmasa, doktora zararı olmaz. Fakat kendine zararı olur. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, hastalıktan kurtulması için, hastasına ilaç verdi. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur, uymazsa ölür gider. Bu işte doktorun hiç zararı olmaz. Bunun gibi, (Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yok) diyerek ibadetten kaçan da, Cehenneme gider.

Özgürce yaşamak hakkı

Bir genç diyor ki : Bir arkadaş, (Tabiat ana, insanı özgür olarak doğurmuştur. “Şunu yapmak, şundan sakınmak gerekir” gibi, dini baskıların hepsi özgürlüğe zıt, tabiat kanunlarına aykırıdır. İnsan, tam özgür ve hoş görülü yaşamalı) diyor. İnsan özgür olarak mı doğmuştur, tam özgür olarak yaşaması mümkün müdür?

Bu gence şu şekilde cevap verdik:

Arkadaşınız ya ateist veya onların etkisinde kalmış birisidir.
Önce tabiat ana dediği şey nedir? Tabiat ana ne özgür, ne de esir bir şey doğuramaz.
İnsanları yaratan Allahü teâlâdır. Allah’ın emirlerine de dini baskı denmez. O zaman yaratanı beğenmemek olur.

Tabiat kanunu da ne? Orman kanunu gibi bir şey mi? Tabiat bir kanun mu koymuş?

İnsan, birçok yönden özgür değil, kadere mahkum olarak doğmuştur. Ne cinsiyetini [erkek-kız oluşunu], ne boyunu [uzun-kısa oluşunu], ne de akıllı-deli oluşunu kendisi tayin edemez. Kör, sağır, dilsiz, felçli, çolak, sakat olarak doğmasına engel olamaz.

Demek ki, insanın doğuşunda özgürlük yoktur. Doğuşunda yok da, hayatı boyunca özgürlük elinde midir? Kız ise, kendisini erkek yapabilir mi? Cüce ise boyunu uzatabilir mi? Hiç uyumadan ömür boyu uykusuz kalabilir mi, aç, susuz durabilir mi? Ehliyetsiz şoförlük, diplomasız hakimlik, doktorluk yapabilir mi? Kendi kendine vali, bakan olabilir mi?

Şu halde tam özgür yaşamak mümkün olmadığı gibi, başkasının hürriyetini engelleyen sınırsız özgürlük de zararlıdır. Özgürlük, her istediğini yapabilmek değildir. Suç işleyeni mahkum etmek, hürriyetlere engel olan birkaç anarşisti hapsetmek esaret değildir. Sadece başkasına değil, kendine de zararlı olmak özgürlük değildir. Mesela uyuşturucu maddeleri, vücuda zararlı olan şeyleri yasaklamak, özgürlüğe zıt olarak vasıflandırılamaz. Trafiğin düzgün olması için, kurallar koyarak, soldan gitmeyi yasaklamak özgürlüğe vurulan bir darbe değildir. Aslında özgürlüğü kolaylaştırıcı tedbirlerdir.

Suçluyu affetmeyip cezasını vermek, hürriyete aykırı değildir.

Kafesteki yılanı, halkın içine salmak, yılan için bir özgürlük sanılsa da, insanlık için bir felakettir. Bir caninin serbest bırakılması da, onun için özgürlük ise de, millet için hürriyet düşmanlığıdır. Netice olarak, her işte eşitlik ve tarafsızlık gibi, sınırsız özgürlük de hürriyet düşmanlığıdır.

Hoşgörü ne? TDK’nın sözlüğünde, (Her şeyi anlayışla karşılayarak, olabildiği kadar hoş görme durumu) deniyor. Dikkat edin, her şey deniyor. Her şeyi hoş görmek ne kadar yanlıştır. Her şeyi hoş gören insan olur mu? TDK’nın sözlüğünü yazanlar da, her şeyi hoş asla görmez. Sınırsız hoşgörü olmaz.

TDK, özgürlüğü de şöyle tarif etmiş: (Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu.)

Özgürlük, şöyle tarif edilse belki biraz daha az zararlı olurdu: Özgürlük, kendine ve başkalarına zarar vermemek şartı ile, dilediğini yapma hürriyeti.

Hayvan gibi başı boş olmayı istemek yanlıştır. Dinimiz, hürriyete de, hoşgörüye de, bir sınır koymuştur. Dünyada ve ahirette rahat yaşayabilmemiz için, “şunu yapmak, şundan sakınmak gerekir” gibi altın hükümleri vardır. Bunlara dini baskı demek çok yanlıştır. Mesela dinimiz, uyuşturucuları, alkollü içkileri, başkalarına zarar vermeyi yasaklamış, temiz olmayı, herkese iyilik etmeyi ve iyi insan olmayı emretmiştir. Bunları ihsan edip bildiren Allahü teâlâyı inkâr etmek nankörlük olmaz mı?


İstediğini yapmak

İnsan her istediğini yapabilir mi? Yapılabilenler ve yapılamayanlar var:

1–Her devletin kanunları, tüzükleri vardır. O ülkenin vatandaşları bunlara uymak zorundadır. Uymayan cezalara çarptırılır.

2–Her şirketin prensipleri farklıdır. O şirkette çalışan, peşinen bunları kabul etmiş demektir. Orada çalışmak istiyorsa, bunlara uymaktan başka çaresi yoktur. Ya uyacak, ya da istediği yere gidecek.

3–Trafiğin düzeni için trafik kuralları konulmuştur. Herkes istediği gibi gidemez, istediği gibi araç sollayamaz, kırmızı ışıkta geçip gidemez. Bu kurallara uymayan ceza ödemek zorunda kalır. Bir kaza sonucu hayatından da olabilir.

4–İnsan istediğini yapabilseydi, dinlerin, peygamberlerin ve kitapların gönderilmesine lüzum olmazdı. Bu yüzden, insan, kul olarak yaratıcısının emir ve yasaklarına muhataptır. Bunu kabul etmeyen, istediğini yapabilen, sorumsuz mahlûkların yani hayvanların seviyesini tercih etmiş olur.

5–Eskiden tasavvufun da, prensipleri vardı. Bir mürşide tâbi olup olmamak serbestti ama tâbi olduktan sonra her istediğini yapamazdı, o yolun edebine, prensiplerine, şartlarına uygun hareket ederdi. Mürşide talebe olan, o yolu veya o zatı temsil ediyor demekti. Her işiyle, kılık kıyafetiyle, oturup kalkmasıyla, konuşmasıyla, kısaca her şeyiyle buna dikkat etmek zorundaydı. Ya uyardı veya uymak istemezse çekip giderdi.

Demek ki, her istediğini yapmak doğru bir şey değildir. Herkes istediğini yaparsa, ne düzen, ne hak hukuk, ne de huzur kalır.

İslam âlimleri, (Edep, haddini bilmektir) buyuruyorlar. Yani, kendi konumunu, yetkisini bilmektir; ben ne yapabilirim, ne konuşabilirim, ne yiyebilirim gibi her hususta ne yapması gerektiğini bilmektir. Bunu da, dinimiz bildirmektedir.

Yaratılış bakımından insanlar birbirine eşittir. Hiçbir ırk diğerinden üstün değildir. Üstünlük takvadadır. Yani Müslüman olup haramlardan daha çok sakınan daha üstündür. İki hadis-i şerif meali:
(İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal]

(Rabbiniz bir, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arab'ın Aceme, Acemin Arab'a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak takva yönünden biri diğerinden üstün olur.) [İbni Neccar]

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Fikirler güzel ama bir kaç eleştirel katkım olacak. 1- Anolojik yöntemler kullanarak bilgi vermek esas olarak propafandaya işaret eder. Yani "ikna" hedeflenir. Fakat dikkatli ve bilgili bir okur, üstelik de "rakip takımdan" ise, anolojilerimizin yerine kendi bilgisini doğrulayan anolojileri kolayca bulabilir, bizim anolojilerimizi çürütecek argümanları da kolayca "ayarlayabilir". Olanı biteni başka olan bitenlere benzeterek ifade etmek kolaycılığından vazgeçmeye başlamakta yarar görüyorum! 2- Kimi arkadaşlarımız dini konularda propaganda yaparak "sevap" edineceklerini düşünmektedir. Büyük bir olasılıkla İlahi kat tarafından kullarına bu yönde görev verilmemiştir. Dolayısı ile propaganda ile sevap edinilebileceği fikri bana makul görünmemektedir. Dindar kimselerin sahip olması gereken davranış örüntüsünü tutarlı biçimde sunmak sevap birikimi için gerekli ve yeterli şart olmalı. Böyle bir kategorik ayrım yapamazsak, mesela Afganistan'da yıkılan Buda heykellerini geçmişte yıkmamış olağ

Kuzey Kuzeyden 
 11.12.2007 22:45
Cevap :
Anolojik anlatımların müsait olduğu konularda bu şekilde örneklemeler vermenizden daha doğal bir şey yoktur.Fakat yaptığınız örneklemeler birbirine paralel ve mantık temelli olmalıdır.Yazımızda dikkat edilirse bu temel üzerine kurulmuştur.Yani mantıksız bir örnekleme gösterilemez.Yazdıklarımız gayet anlaşılır ve net iken rakip takım dediğiniz kişilerin yaklaşımları ancak temelsiz fikirler ileri sürmek olacaktır.Fakat bizim yazımız özünde bilimseldir.Ayrıca amacımız tartışmak değil doğru olduğuna inandığımız gerçekleri insanların istifadesine sunmaktır.Katılmayanlar olabilir,buda bireysel hakkıdır.Fakat inanıyorum ki bir çok insanımız bizimle hemfikirdir.İnsanlara hal ve söz ile örnek olabilirsiniz.Sizin baktığınız açıdan bakarsak her insanın her sözü ve yazısı propagandadır çünkü her kelimeniz hedefe yönelen bir takım düşüncelerin sivrilmiş temsilcisidir.(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.)[Â. İmran 10]  12.12.2007 12:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1400
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

79 Sakarya doğumluyum. Kendime göre yaşam kriterlerimizin en değerli, en önem verilmesi gereken k..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster