Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '21

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
75
 

Özgürlük Yolu

 

1996 yılında yayınlanan gerçek hayattan alınan bir hikâyeden filme aktarılmıştır. 2007’de vizyona giren filmin yönetmeni Sean Penn’dir. Filmin oyuncuları: Emile Hirsch, Kristen Stewart, Vince Vaughn, Hal Holbrook, William Hurt, Jena Malone’dir.

Film, “En İyi Kurgu” ve “En İyi Yardımcı Oyuncu” dalında Oscar’a aday gösterilmiştir.

Özgün bir hikâye “Özgürlük Yolu”. Hikâyenin akışını tahmin etmek zor, azgın bir nehirde rafting yapmak gibi. Bir salla nehirdesiniz, ne hızınızı ölçebilirsiniz ne de çevrenize bakabilirsiniz. Ne düşünce üretebilir ne de şiir yazabilirsiniz. Hız her şeye egemen. İnsanı özgürlüğe kavuşturan tutkular, bir şeylerin esiri haline de getirebilir. Anneler, babalar, öğretmenler, yazarlar, ekonomistler, toplum, piyasa kimseyi yönetmeye kalkmasın. “Biz yönetelim kendimizi.” tezinden hareketle her şeyden kaçışın hikâyesidir anlam vermeye çalıştığımız hayat. Aileden kaçış, sevgiliden kaçış, toplumdan kaçış... Nereye bu kaçış? Şimdilik doğaya, yalnızlığa, doğallığa, menfaatlerin egemen olmadığı samimi dostluklara kaçış. Aslında insanın kendinden kaçışı ya da insanın kendine kaçışı.

Film, üniversiteyi yeni bitirmiş bir gencin engellenemeyen tutkularının peşine gidişini anlatır. Bir nevi savruluştur bu. Çok insanın hayalindeki bir hayatı elinin tersiyle iterek içine, yalnızlığa, doğaya yönelmesidir. Üniversiteyi bitirmiş bir gencin yaşadığı fırtınalı hayatın ne kadar zor olduğunu bize bağırarak anlatıyor film. Monotonlaşan bir hayattan, iğrençleşen bir toplumdan kaçışın bölümler halinde anlatılışı imgelerle mümkün oluyor. Doğuş, olgunluk çağı gibi ifadeler bunun bariz bir göstergesidir. Geçmişe, anılara kaçışın da altı kalın çizgilerle çizilebilir. Aslında edebiyatta da sıkça karşılaştığımız bir kaçıştır bu. Modernliği hazmedemeyen kişilerin doğallığa, doğaya ve anılara kaçışıdır bu durum. Geçmiş bir zindandır aslında, insan bir düşleye görsün, geçmiş sarıp sarmalar andan ve gelecekten koparır insanı.

“Köklerin olmaması düşüncesinin bizi daha da cesaretlendirdiği ortadadır. Ama bu bizim beynimizde kaçışla eşleştiriliyor. Geçmişten bir tür kaçış. Sorumluluklardan bir şekilde kaçış. Mutlak özgürlük. Yol her zaman batıya doğru gider.”

Özgürlük Yolu. Gerçekten özgürlüğe giden bir yol var mı? Chris,  bu yolu arıyor işte. Toplumdan, çevresinden, ailesinden o kadar iğreniyor ki bilmediği bir yola çıkmayı göze alıyor özgürlük adına. Mezuniyet töreni, hayata iliştirilmiş ilmeğin çözülmesidir. Başkaldırının manifestosudur. Ailesi Chris üzerinden egolarını tatmin peşinde koşarken hiç de yalnız değildir, bu aile bir prototiptir. Mutluluğu bulamayan ailelerin parasal güçle ne kadar bayağılaştıklarına şahit oluyoruz. Paranın vermiş olduğu güçle şımaran bu aileler, başkalarını da bu iğrenç çarkın içine çekmekten çekinmiyorlar.

Chris, mezuniyet töreninde hiç de mutlu değildir. Sergilediği garip davranışlar ruh halini ele vermektedir. Kristal bir vazo kırılıp dağılıyor bu mezuniyet eğlencesinde. Özgürlük, dönüşü olmayan bir yoldur. İnsan kapılınca büyüsüne artık iflah olmaz. Her şey geride kalmalı, bilinmeyen yolculuğa çıkılmalıdır.

Chris’in bu yolculuğa çıkmasının sebeplerinden biri de ailesidir. Babası başkasıyla evliyken annesiyle birlikte yaşamaktadır. Kendisi ve kız kardeşi böyle bir ailenin çocuğu. Chris öğrendiğinde bunu hazmedemez.

 “Annemin yasak beraberliği, babamın diğer çocuğunu kabul etmemesi Chris için bir cinayet, kabul edilmesi zor bir gerçekti. Bütün bir hayatı sanki tersine akan bir nehir gibi yön değiştirdiğini hissetti. Sanki tersine akıyordu.”

Ailesiyle, arkadaşlarıyla, yaşadığı yerle ilişkisini bitiren Chris (Alexander), ucunda ışık görünmeyen tünele benzeyen yola çıkıyor. (Belki tünellerin hiçbiri ışığa çıkmıyor.) Yürüyüş bir kısır döngüdür. Chris için otobüs merkezdir, ne kadar çevreye açılırsa açılsın her zaman aynı yere dönüyor. Sanki Camus’un anlattığı Sisifos efsanesindeki dağa çıkarılan kaya gibi her seferinde yeniden dağdan aşağıya yuvarlanıyor. Bitmeyen bir döngü.

Aleksander, bir çemberde yürüyordu. Başa döndüğü olsa da yolda karşılaştıkları hem kaçtığı hem de kaçacağı dünyaya ait imgeler, çağrışımlar katıyordu hayatına. Ama hepsi de diğer bıraktıkları gibi hep geride kalıyordu. Hippi kadının ayrı kaldığı ve haber almadığı oğlunu özleyişi duyguları parçalıyordu. Bu duygu Chris’i özleyen annesini hatırlatıyordu. Geçmişten kaçış bir nevi anılardan kaçıştır. Gelecek bilinmeyen bir arzu, haz veriyor insana. O zaman hep yürümeli.

Tüm parasını bir hayır kurumuna bağışlayan Chris, üniversiteden mezun olduktan sonra istediği hayatın şu yaşadığı hayat olmadığını söylüyor. Alaska için yola çıkıyor. Doğallığı, saflığı arayan yolcu, yalanlardan, ikiyüzlülükten sahte dostluklardan kaçmaktadır. Yolda karşılaştığı insanlardan etkilendiği gibi onlar üzerinde de oldukça olumlu izler bırakıyor.

Yolculuk Alaska’ya doğruydu. Jack London’un kitaplarıyla birlikte uzun bir yürüyüşle Alaska’ya varmayı düşünüyordu. Sömürünün, medeniyetin gitmediği topraklara. Henüz orada insanlar robotlaşmamıştı. Makam ve para için ruhunu satmayanların ülkesiydi idealize ettiği o topraklar. Orası son noktaydı, göğe yükselişti, Nirvana’ya ermekti. Chris, Tarık bin Ziyad gibi gemileri yakarak yoluna devam ediyordu. Dönüşü olmayan bir yol olmalıydı aradığı. Dönmenin bir anlamı yoktu ki.

Çocukluğuna dönüyor Chris. Çocukluğu çekiyor onu. Hayata yeniden başlamak için bir ümit bu. Coşkun nehir buna imkân vermiyor, geriye akamazsın diyordu. Mademki çıktın yola yürüyeceksin sonsuzluğa.

Yolda yürürken terk edilmiş bir otobüs bulan Chris, dört ay bu otobüste yaşıyor. Çeşitli otlarla ve vurduğu küçük hayvanlarla karnını doyuruyor. Bir gün bir geyik vurup etlerini saklamak için önceden öğrendiği yöntemi deniyor ama Meksika’nın hava şartları etlerin kurtlanmasına sebep oluyor. Her bilgi, her tecrübe her yerde aynı değerde değildir. Bu hayal kırıklığını da not defterine kaydeder.

Sığındığı otobüsün içinde açlıktan ve kilo kaybından (ya da yediği zehirli otlar yüzünden) ölen Chris’in not defterine yazdığı son cümlesi şöyledir: “Tanrıya şükürler olsun ki mutlu bir hayatım oldu. Hepinize güle güle ve Tanrı hepinizi kutsasın.”

 

Mehmet Toygar Özdemir

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 478
Kayıt tarihi
: 10.01.15
 
 

Şiir ve sinema ile ilgileniyorum. Üç şiir kitabım var.      ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster