Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1586
 

Özkan Mert ile şiir evreni üzerine söyleşi

Özkan Mert ile şiir evreni üzerine söyleşi
 

Zeliha Demirel : 1968 de İlk kitabınız “Kuracağız Herşeyi Yeniden” çıktı ve yasaklandı. 1960 -1968 arasında dergilerde yayınladığınız şiirleriniz çok kapalı ve halka uzak şiirler. 1968 de çıkan kitaptaki şiirleriniz ise halka daha yakın şiirler. Şiir serüveninizi anlatır mısınız?

Özkan Mert :
Şiire nasıl başladım? Bir insan nasıl şair olur? Şair olmak için çok özel koşullar gerekiyor. Bazı bireysel ve dinsel değişim süreçleri geçiriyor insan. İlk yazdığım şiirler aşık olduğum kıza yazdığım aşk şiirleriydi. O dönemde Attila İlhan Yeni Asır’da 3 tane şiirimi yayınladı. Çok gençtim. Ortaokul veya lisedeydim. Çok güzel aşk mektupları yazıyordum. Arkadaşlarım da aşk mektuplarını bana yazdırırlardı. Her yazdığım mektup karşısında bir paket bafra sigarası alıyordum. Yazdığım mektuplar çok işe yarıyordu. Hemen buluşuyorlardı. Attila İlhan şiirlerimi sevmiş olmalı ki 4 tane daha yaz da radyoda yayınlansın dedi. Yazdım ve Yeni Asır’da onlar da yayınlandı ve radyoda okundu. Şiirin ne olduğunu bilmeden gelişigüzel yazılmış şiirlerdi. Bir boşalmaydı. Daha sonra Evrim isimli bir dergi çıkardık ve orada yayınladım şiirlerimi. O dönemde Ankara’da militan dergisi çıkmaya başladı. Ataol Behramoğlu çıkarıyordu. Bir şekilde iletişim kuruldu aramızda ve orada yazdım. Böylece şiir yazmaya başladım. 60 lı 68 li yıllar döneminde Dev-genç’li oldum. Fikir kulüplerine girdim. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Dev-genç’i temsil ettim. Şanslıyım o yıllar Mahir çayan ve Deniz gezmiş ile birlikteydik. O dönemde aşk şiirlerinden militan şiirlere geçtim. Nazım Hikmet okuyamıyorduk, yasaktı. İşçi Partisi kurulmuştu. Hızlı bir şekilde devrimci hareketin içine girdim. 1971 de darbe geldi ve kitabım askeri cunta tarafından toplatıldı. 8 yıla mahkum oldum. Avukatımla konuştum. Ne yapacağız, dedim. İçeri atacaklar, dedi. Aynı gün 1972 de Almanya’ya geldim. 10 ay kaldım. Almanya’yı sevmedim. 1973 yılının kasım ayında Danimarka’ya geldim ve oradan gemiyle İsveç’e geçtim.

Zeliha Demirel :
Kitaplaştırmadığınız (dergilerde yayınlanan) şiirleriniz ile kitaptaki şiirler arasında muazzam bir dil değişikliği var. Bu geçiş nasıl oldu?

Özkan Mert :
Koşulların değişimiyle oldu. Politik bilinçlenme sürecine bağlı olarak, içinden geçtiğimiz çevrimle alakalı. Şiire şiir bilinciyle bakmaya başladıktan sonra Rus ve Alman şiirlerini çok iyi araştırdım. Nihilist dönemimden sonra sosyalist dönemim başladı. Bu içinden geçtiğimiz devrimci dönemin geçişiyle doğrudan alakalı.

Zeliha Demirel :
80 öncesi gerçekle, 80 sonrası gerçek mi değişti? Yoksa siz mi değiştiniz? Dildeki farklılık üstüne ne söylersiniz?

Özkan Mert :
Şair için önemli olan insandır. Her zaman “ben savaşçı değil gül yetiştiricisiyim” derken de, “diren ey kalbim” derken de aynı militanlıkla söyledim. Dünyalı olmak önemli benim için. Ama şunu da söyleyeyim. Konyalı olmadan, Vanlı olmadan dünyalı olamazsınız. Türkiye’yi hem içerden hem dışarıdan görme olanağım oldu. sürgün edebiyatı diye bir edebiyat var dünyada. Türkçe yazıyorsunuz ama başka bir ülkede olduğunuz için Türkçeyi yeniden keşfetmek durumunda kalıyorsunuz. Bu çok önemli bir sorun. Dilsel uzayı yakaladığımı düşünüyorum.

Zeliha Demirel :
Sürgün edebiyata yüklediğiniz anlam?

Özkan Mert :
Sürgünlüğün çok değişik boyutları var. Aziz Nesin gelmişti “ben kendi ülkemde onları yaşadığı sürgünden çok daha fazla sürgün yaşıyorum” demişti. Bir de yaşamın getirdiği zorunluluk sonucu sürgünlük var.

Zeliha Demirel :
Yeni bir dil oluşturmayı biraz daha açar mısınız?

Özkan Mert :
Şiir dilinden söz ediyorum. Militan şiirler açısından düşünün. Başka bir ülkedesiniz bir anda ve o ülkede her şey farklı, kültür farklı, oturma kalkma, yeme içme, giyinme soyunma, … Bu durumda yapacağımız iş ne? Koordinatlarınızı belirlemek. O zaman Diğer dillerle karşılaştırıyorsun. Hiç bitmeyen bir şeyi nasıl anlatabilirsiniz? Mesela bunun karşılığını kendi dilinizde bulup daha güçlendiriyorsunuz. Dilsel bir yapı oluşturmak gerekiyor.

Zeliha Demirel :
Şiirleriniz İsveç diline çevrildi. Koordinatlarınızı belirlediğiniz yılı hangi yıl olarak kabul etmeliyiz?

Özkan Mert :
80’li yıllar. Bu diyalektik bir süreç. Bıçakla kesilmiş gibi bir tarih belirleyemeyiz.

Zeliha Demirel :
Kendinizi dünya vatandaşı gibi algılıyorsunuz. Yersiz yurtsuzlaşma kötü değil mi?

Özkan Mert :
dünyayı kendi evim olarak gördükten sonra neden yurdum olmasın. Ulusal bilinci evrensel boyutlara oturtmak bence bu. Tayland’da üç ay kaldım. Şu an oradaki bir sokağı özledim desem…

Zeliha Demirel :
Bıraktığınız noktadaki devrimci insan tipinde bu ayrı kaldığınız süreçte ne gibi değişiklikler oldu?

Özkan Mert :
Bu çok önemli. Sosyolojik bir kitap yazılabilir bu konuda. Türkiye’de yaşamadım ama sıcak kan bağımı her zaman korudum. Gazeteci olarak çalıştım İsveç televizyonunda. Bu yüzden insanı her anlamda gözlemledim. 1972’den sonra başlayan bir kültürel erozyon yaşanıyor Türkiye’de. İnsanların kötüye doğru değiştiğini izliyorum. Hiçbir zaman eskisi gibi değil. Bu politik bir soru , politik bir cevap gerektiriyor. Mesele bu kültürel erozyonun sonucu olarak kötü şiir hakim ve kötü şiiri savunan bir kuşak yetişti.

Zeliha Demirel :
Bu gün kadını nasıl anlatıyorsunuz?

Özkan Mert :
Şu anda şiir önemli. Bunun benim için önemi yok. Hepsi şiirlerimde var açık biçimde. Genel anlamda şiirle bir ilgisi yok bunun.

Zeliha Demirel :
Güvercinlerin sizin için anlamı nedir?

Özkan Mert :
Özgürlük özleminden oluyor. Hiçbir zaman düşünmedim neden kuşları ya da güvercinleri fazlaca kullanıyorum şiirlerimde diye. Şiirin yazılışıyla, algılayışıyla, ortaya çıkışıyla ilgili olmalı. İnsanın özgürleşmesinden söz ediyorum. Birey olmak demek çok özgür olmak demek. Buna özlem belki de.

Zeliha Demirel :
Kesin dönüşe karar verdiniz. Yeni bir sürgün mü başlıyor sizin için?

Özkan Mert :
Evet bıraktığımız noktada değil kentler… Bir gün İzmir’e gittim. Çocukluğumun geçtiği evi aradım. Başka bir sokakta buldum… Hiçbir şey eskisi gibi değil…

Zeliha Demirel :
Sizce şiir nedir? Çok basit ama bizim göremediğimiz imgeleri nasıl yakalıyorsunuz?

Özkan Mert :
Bu soruyu burada cevaplamak çok uzun sürer. Işıklı bir sürgünüm ben. O ışıkla yürüyorum. Türkiye’de şairler kendilerini çok ciddiye alıyorlar, siz bu şairleri ciddiye almayın derim ben. Şair mütevazi olmalıdır.

Zeliha Demirel :
Kurgusal şiire nasıl bakıyorsunuz?

Özkan Mert :
Kurgusal şiiri başaranlardan biri İlhanBerk’tir. Hilmi Yavuz değil. Benim şiire bakışım başka. Sözcüklerin içinden şiir olabilmek önemli. 24 saat şiir olmak önemli. Günün altı saati şiir olunursa bu olmaz. Bu nasıl elde edilir o da insanın psikolojik boyutu. Burada şairler başka işler yapamaz demek istemiyorum. Doktor da olabilir, öğretmen de… Şair şiirini seçmez. Şiir şairini seçer. Şiirin gelmesi lazım.

Zeliha Demirel :
Aforizmalar’ı okudum. Kötü şiir yazanlar da gereklidir manası çıkarılabilir mi?

Özkan Mert :
Kesinlikle evet. Bilmeli ama oradan devam etmemeli.

Zeliha Demirel :
60’lar ve 70’ler şiirsel düzey açısından nerede duruyor?

Özkan Mert :
Biz 60’lar kuşağıyız. O yıllar kurtuluş ve özgürlük savaşlarının verildiği umutlu yıllar. Daha sonra 70’ler biliyorsunuz. Kuşaklar ana rahmine benziyor. Her kuşağın içinden bir tane iyi şair çıkıyor. 60’lı yıllarda dört şair bir manifesto yayınladık. Bu gün bunun altını yine imzalarım. Pişman değilim. Her zaman hayatı anlatan şiirin peşinden koştuk. İlk gençlik heyecanıyla söylemek istediklerimi tam ifade etmiş olamayabilirim ama daha dikkatli ve ilgili olmayı isterdim. Bazıları kendi kuşağını inkar ettiler. Ben bu gün de hala imza atarım. 60 kuşağının şiir estetiğini incelemeden uzaktan konuştular hep. Estetik yapıyı bu gün de savunuyorum. O günkü militan şiirleri yazmasaydım bu günkü şiirleri yazamazdım. İkinci Yeni’ye savaş açan bir şair olmama rağmen İkinci Yeni’yi şu an çok seviyorum. Cemal Süreya’yı gerici olarak suçlamıştım. Onlara karşı manifestoya imza atarak. İkinci Yeni'ye karşı çıkarken daha önceki kuru, mekanik toplumcu şiire karşı da tavır aldık. O yıllarda dünyada sosyalist hareketler, kurtuluş hareketleri, işçi -öğrenci eylemleri başlamıştı. Biz, bir anlamda içinde bulunduğumuz koşulların çocuğuyduk. İster istemez böyle bir ortamda bulduk kendimizi. Toplumcu düşüncelerin uyanmasına şiirimizle ivme kazandırmaya yöneldik. Tabii İkinci Yeni şairleri de bize karşı çıkmıştı.İkinci Yeni önemli bir şiirdi. En azından yaptığı deformasyonlarla, biçimcilikle, cümle kurma, imge gibi öğelerle Türk şiirine gerçekten önemli katkıları oldu. İkinci Yeni'den elbette yararlandım. Sonraki yıllarda, özellikle Asım Bezirci; İsmet ve Ataol'u İkinci Yeni şairi olarak sundu. Beni de sunmak istediler ama ben hiçbir zaman İkinci Yeni'nin şairi olmadım. Benim şiire girişim çok farklı kanallardan olmuştur.

Zeliha Demirel :
Erotizmi, aşkı ve coğrafyayı şiirle çok güzel yorumluyorsunuz. “memelerini çarptın bana Sonra gül kokularını ne güzel! Bir cumhuriyet yaptın aşkımızı” Bu yorumlama genelde bize Akdeniz Duyarlılığı ile şiir yazdığınız izlenimini çağrıştırıyor.

Özkan Mert :
Uzun yıllardır İsveç'te yaşıyorum. Fakat ülkemle her zaman sıcak bağlarım oldu. Kuzey Buz Denizi'nde de yaşasam, sürekli Akdeniz sıcaklığını taşıyorum. Akdeniz bende bir yaşama biçimi, bir doğa, kanımın bağlandığı yer. Bir özlem ülkesi. Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. Biz okumuyoruz. Bu kulluk sisteminin ve müslümanlığın getirdiği sınırlar algımızı daraltıyor. İnsanlar erotizm konusunda yazmaya korkuyorlar. Karin Boye önemli bir şairdir. Bizde erkeklerin söylemeye cesaret edemediği şeyleri 40’lı yıllarda o kadınlar yazmışlar. Bizde bazı kadın şairlerle konuştum. Cesaret edemiyorlar. Susmamak gerek bu ülkede tepki çekecek diye. İsveç’te 1000 sayfalık kadın edebiyatı tarihi var. Bizde bununla kimse uğraşmıyor. Erotizm hayatın çok doğal bir parçası benim için. Ben feminist düşünüyorum.

Zeliha Demirel :
Lirizmi yeniden kodlamamız mı gerek? Ne olacak bu vıcık vıcık lirik şiirin günümüzdeki durumu? Benim artık midem bulanıyor.

Özkan Mert :
Lirizmi ben sözcük olarak hiç sevmedim zaten. Şiir vardır. Lirik şair, imgeci şair, müslüman şair, … yoktur. Şiir vardır.

Zeliha Demirel :
John Berger “İmgeler başlangıçta orada bulunmayan şeyleri gözde canlandırmak amacıyla yapılmıştır. Zamanla imgenin canlandırdığı şeyden daha kalıcı olduğu anlaşıldı” der. Ve ekler : “Yapıt ne denli imgelem yüklü olursa biz de sanatçının görünenleri algılayışına o denli derinden katılırız.” Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Özkan Mert :
İmge aslında çok önemli. Bazen imgeci şairler diyorlar, böyle bir sınıflandırma yapmamak gerek. İmgenin ne ölçüde, hangi genişlikte kullanılacağı sadece estetik sorunudur. İmge iyi şiir oluşumunda bir kıvılcım işlevini görür. Fazla olursa şiiri yakar. Ne kadar ustaca kullanılırsa o kadar etkili olur. İyi şiir iyi bir koku gibidir. Chanell 5 gibi. Sürersiniz ve hiç çıkmaz, sürekli olarak kalır. İlk dize de kendini belirtir, iyi şiir.

Zeliha Demirel:
Size çok özel gelen şiiriniz var mı? Sizin için ayrıcalıklı özel olan nedir?

Özkan Mert :
Bazen şair yazdığı çok iyi bir şiirin öneminin yazarken farkında olmayabilir. Hangi şiirin nereye ne kadar gideceği de belli değildir. Daha az önemli gördüğüm bir şiirin daha uzak adreslerde daha içselleştirildiğini gördüm. Bazı şairler şiirlerini pazarlamaya kalkarlar, elma satar gibi. Ama bu geçici bir şeydir, ne kadar reklam yaparsak yapalım iyi şiir zaman içinde adresini kendi bulur.

Zeliha Demirel :
Sanatın işlevselliği konusunda ne düşünüyorsunuz? Tabii burada konumuz şiir?

Özkan Mert :
Bir şiir söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle daha çok önemlidir. Her şiirde, şiirin hava almasını sağlayan suskular, delikler, … vardır. O deliklerdir şiiri öteki dönemlere taşıyan. Ya da önemli bir şair şöyle der : “Her şiirin manyetik alanı vardır ve bu alan onu daha öteye taşır.”

Zeliha Demirel :
Son olarak; şair olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

Özkan Mert :
Şair olmasaydım pilot olmak, ya da komedyen olup insanları güldürmek isterdim.

Zeliha Demirel :
Sevgili Özkan Mert vakit ayırdığınız için çok teşekkürler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

öncelikle emeğinizi alkışlıyorum. çok güzel bir blog. yazıya gelince: biraz katıyım sanırım ama, ülkesini terkeden bir şair, şair midir sizce? şair olmak nedir? sevgiliye "yapamadım" yazıları ve ardından yazılan çileler midir? bence yeni bir söyleme ihtiyaç var. belki de çok daha dürüstçe şiire yaklaşmaya... sağlıcakla kalın.

Hakan Karaduman (Akdenizli) 
 19.11.2009 13:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 588
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster