Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '09

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
1021
 

Özür dilerim İstanbul

Özür dilerim İstanbul
 

Ben çocukken İstanbul'a gitmek, şimdilerde Avrupa'ya gitmek neyse, oydu. Sanırım, ulaşım araçlarının ve yolların yetersiz ve işlevsiz oluşundandı. Tabii 60'lı yılların başından söz ediyorum. Bugünkü konforlu otobüslerle bile neredeyse yarım gün sürüyor Antalya - İstanbul arası. Uçakla ailece gidip dönmek, orada bir hafta kalmak, köşe bucak dolaşmak herkesin harcı değil şimdi bile. Hem bir haftada İstanbul'un hangi semtini doya doya dolaşabilir ki insan? Şairin dediği gibi, sade bir semtini sevmek bile ömre bedel olsa da, o semti tanımak için uzun zaman gerekir.

Ömrümün yarım asırını Antalya'da geçirdim. Artık Antalya bile büyük geliyor bana. Dingin, güleryüzlü, karmaşadan uzak bir şehir olma kimliğini çoktan yitirdi Antalya. Kendi şehrimde bile bunları hissederken, İstanbul'da dolaşmanın nasıl olacağını düşünemiyorum bile. Çünkü, artık İstanbul'u şehir olarak görmüyorum ben. Bana göre İstanbul büyük bir devlet gibi. Kuzey Avrupa Ülkeleri'nin çoğundan fazla nüfusu var. Bir şehri dolaşıp tanımak zor değil elbette. Ama, ya bir devleti?

Birgün televizyonda iki kişi hangi semtte oturduklarını söylüyorlardı. Biri, diğerinin oturduğu semti hiç duymadığını söyleyince, programı sunan gülerek birbirlerine çok yakın semtlerde oturduklarını söyledi. Buna benzer şeyleri biz de yaşamaya başladık Antalya'da. Örnekse, şehrimizde Karşıyaka diye bir semt oluştuğunu otobüslerin yön levhalarından öğrendim.

Hakkında iki çift laf edemeyeceğim bir semti tanıdığımı asla iddia edemem. Tanımak ayrı, bilmek ayrı şeydir. Üsküdar'ı, Kadıköy'ü, Şişli'yi, Harbiye'yi, Nişantaşı'nı vs vs bilirim, ama tanımam. ( Tanımak yerine başka bir fiil kullanmak istedim, bulamadım )

İstanbul'u görmeyeli uzun yıllar oldu. Öyle ki; son gördüğümde doğmuş olan çocuklar, bugün ihtimal ki üniversite sınavına hazırlanıyorlardır. Benim için üzücü ve acınacak bir durum. Peki ya İstanbul için? Benim kendisini görmeye gitmemem İstanbul'un ne kadar umurundadır dersiniz? İşte, bu yazıyı yazmama neden olan şey de, bu tür düşüncelere daldığım günlerden birinde karaladığım, sonra da kaybettiğim bir şiirimsidir. Günübirlik turlara katıldığım birgün bunu okumuştum. Rehberimiz de benim kesinlikle bol bol seyahat etmemi söylemiş, İstanbul özlemimi dile getirişimin kendisinde yarattığı iç burukluğunu anlatmıştı.

Bugün minik bir defterime bakarken buldum o şiirimsiyi. Yazılarımı okuyanlar bilirler; arada dizeler gelir aklıma, karalarım, ama hiçbir zaman ' şiir ' demem onlara, ' şiirimsiler ' derim. Üstelik az sonra okuyacağınız şiirimsiyi yarıda bırakmıştım. Öyle bırakmamın sebebi de Han Duvarları uzunluğunda yazsam, gene de hissettiklerimi anlatmaya yetmeyeceği düşüncesiydi. İşte o şiirimsim...

Özür Dilerim İstanbul

Bir çay içmişliğim yok Emirgan'da,
Ya da Kanlıca'da şekerli yoğurt yemişliğim.
İlkokuldaki defterimin kapağında gördüm Kızkulesi'ni,
Özür dilerim İstanbul...

Hiç yok, boğaz kıyısında lodosla sersemlemişliğim,
Ya da trafik keşmekeşinden bezmişliğim.
Siyah beyaz film karesidir hayalimdeki Haydarpaşa,
Özür dilerim İstanbul...

Gördüğünüz gibi, onlarca dörtlük de yazsam bitmez, İstanbul'dan özür dilemelerim. Keşke İstanbul bir devlet nüfusuna ulaşmasaydı. Keşke ben, bu şiirimsi yerine, sevmenin bir ömre bedel olduğu semtlerinden birini yazabilseydim. Biliyorum ki, şimdi gitsem de bir şeyler eksik kalacak. Çünkü, bir şehri değil de, bir devleti görmeye gitmiş gibi hissedeceğim nüfusundan dolayı.

Geçen gece bir haber sitesinde okuduğum haberin altına bir not düştüm. Haber şuydu; Leonard Cohen sonunda İstanbul'da konser vermeye geliyor. Düştüğüm not ise şöyleydi aşağı yukarı; İstanbul'da olup da bu konseri izleyecek herkesi kıskandığımı itiraf ediyorum. Cohen, ağustos ayında gelecekmiş. Onun o bas bariton sesiyle' Dance Me To The End of Love' şarkısını söyleyişini, İstanbul'un büyülü ışıkları arasında, öylece durup izleyemeyeceğim.

Özür dilerim İstanbul!!!

http://fizy.com/s/1009eo

M.Talip Girgin, PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok özür dilerim Tülin hanım sadece şunu merak ettim. Bir insana iki farklı isimle yorum yazmaktaki maksat ne olabilir? Ve bunu sezmiş gibi sadece bu zatı cevapsız bırakmışsınız! :) Genel olarak düşündüğümüz de bu tür davranış sergileyen insanlara pis-kopat diyebilirmiyiz? Ha bana sorarsanız piskopatın dip alasıdırlar! Ama sizin cevabınız da çok önemli burada saygılar sunuyorum....:)

M.Talip Girgin 
 08.06.2011 15:26
Cevap :
Talip bey, sezmek bir yana biliyordum zaten iki isimle yazdığını. Ama kendisi pişkinlikle reddettiği için cevaplamadım. Afişe de etmedim hiçbir zaman. Psikopat mı denir, bilemiyorum inanın:) Beni en çok üzen, bu tür insanların kendilerini ' Sütten çıkmış ak kaşık ' olarak lanse etmeleridir. Sevgi, saygı ve dostlukla...  09.06.2011 0:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2078
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster