Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
5401
 

Padişah Abdülaziz'in yasak aşkı

Padişah Abdülaziz'in yasak aşkı
 

Birkaç kadınla evlendi, çocukları oldu ama yasak aşkı Canan'ını hep sevdi...


ŞEHZADE (SONRA PADİŞAH) ABDÜLAZİZ'İN YENGESİ CANAN'A OLAN UMUTSUZ AŞKI...

"Aşk-ı Memnu" dizisinden yola çıkarak yazdığım ve toplumumuzdaki evlilik ilişkilerini anlatmaya çalışan bir bloğum, yazdığım bloglar arasında "en çok okunan blog" tahtına oturdu ve sonra yazdığım ikiyüzü aşkın blogtan hiçbiri onu tahtından indiremedi.

Neyse...Biz yeni konumuza devam edelim...


Aşk-ı Memnu dizisinin ilerleyen bölümlerinde gördüklerim, bu "yasak aşkın", adının anlamını çok daha aştığını ve adeta bir "çirkin ya da ahlaksız aşk" haline dönüştüğünü gördüm...

Özellikle, Behlül'ün Azerbaycan'da kayboluşu haberi üzerine, onun aramaya giden Adnan Bey'in yoldaki Behlül'le ilgili hatırladıkları, Behlül'ün ne kadar yanlışlar içinde olduğunu gösterdi...

Hatta, Behlül'ün yengesine karşı olan aşkı, (bunda Bihter'in kışkırtıcı tavrı bile olsa) aşkın ötesinde bir karakter zafiyeti ve onu daha küçük bir çocukken himayesine alıp bağrına basan ve oğlu gibi seven amcasına bir ihanetidir.

Bu arada, bu yasak aşkın devamı konusunda Bihter'i, Behlül'den daha yürekli gördüm...Behlül'ün bu yüreksiz tavrını, amcası ile Bihter arasında ikilemde kaldığı gibi bir nedene bağlanmasını da doğru bulmuyorum. Çünkü, aynı davranışını aynı çatı altında sürdürmeye devam ediyor.


Şimdi, ben size başka bir "yasak aşk" anlatayım ve aradaki farkı görün...

Bu aşk, Osmanlı Padişahı II.Mahmut'un iki oğlundan bir olan Abdülaziz'in, ağabeyi Abdülmecit'in karısı Canan'a, yani yengesine duyduğu aşktır.

Abdülmecit, bilmem kaçıncı karısı olan Canan ile evlendiği zaman kardeşi Abdülaziz, yengesini daha önceden için için sevmekteymiş...Pek geç kalmış ve pek yazık olmuştu...İçi sıkılıyordu... Ölecekti sanki...

Abdülaziz, odadan odaya dolaşıyor hiçbir şeyle avunamıyordu...Akşamları pencereleri açıp denize karşı oturuyor; mehtabın gümüş gibi parladığı, yıldız şeritler çektiği denize bakıp gönlündeki, kafasındaki, evindeki boşluğa bir ad bulmaya çalışıyordu...Etrafı duyamaz, anlayamaz gibiydi...Beyninde binlerce mısra canlanıyor, çıkmak için sanki bir işaret bekliyordu...İşaret neydi peki? Şu söylemeye korktuğu isim...Evet ama olmazdı ki...Bu kadar ters bir şey mümkün değildi...

Gelip geçen kayıklardan yükselen bestelerde çok geçen bir isimi dua gibi tekrarlardı; Canan!

Evet! Evinde, elini uzatsa dokunacağı yerde iken elinden kayıp kaybolan hayal!...


Genç şehzade Abdülaziz, gece gündüz evde, sokakta deli gibi dolaşıyor, asabiyetten ne yapacağını bilemiyordu. Annesi, vaziyete bir mana verememişti henüz, buhranlı bir devir geçiriyor düşüncesiyle bakıyordu meseleye ve bekliyordu, oğlunun gelip dertleşeceği günü...Ama buna fırsat kalmadı, oğlunun yazı masasını toplarken, karaladığı şiirlerden birkaçını blup okumuştu...İşin ciddiyetini anlayan anne, vaziyete eğilmek lüzumunu duydu...Şiirlerde adı geçen Canan ve gönülde ihtilal yarattığından bahsedilen kadının hangi Canan olduğu belliydi...Yine de "inşallah başkasıdır" diye geçirdi içinden...

Abdülaziz'in, Canan için yazdığı şiirlerden biri aynen şöyleydi:

Bir başka alem gerekir gönlümü seyran için
Minnet-i dünya çekilmez doğrusu bir can için
Müptela-i derd-i aşk olduğum Canan için
Terk-i can etsem de kurtulsam şu mihnethaneden



Anne, bir akşam çayında, konuyu açtı...Şehzade Abdülaziz, açılan konudan korkmuş gibiydi...

- İtiraza ne hacet, diyerek annesinin tahminini doğruladı.

Annesi durdu, gözleri denize daldı...İçi acıyla dolmuştu...İşte oğlunun hayatını karmakarışık edebilecek bir olayın gölgesi belivermişti...Bunu zararsız atlatabilmeye çalışcaktı; ancak içinde, başarılı olamayacağı endişesini kuvvetle hissediyordu. Oğlu sustuktan sonra;

- Doğrusu çok hoş, dedi ve ilave etti; Canan, artık senin yengen! Bu senin için artık bir fantazi olacak!...

- Belli edecek değilim valide, doğru olmadığını da biliyorum...Şerefim üzerine söz veriyorum ki, bu işi ne o bilecek ne de bir başkası...Biraderim yaşadığı müddetçe bu böyle olacak, siz bile bilmiyor olun, bu akşamı yaşamamış olalım!...

Annesi;

- Peki, dedi, inanırım sana ama, bir sevgi, en zor saklanabilecek şeydir...Allah yardımcınız olsun!

x x


Şehzade Abdülaziz'in, platonik denebilecek bu aşkı, ağabeyi olan Padişah Adülmecit ölünceye kadar bu şekilde devam etti.

Bu arada evlendi, çocukları oldu...Ama Canan'a olan sevgisinde hiçbir değişiklik olmadı...Hatta giderek arttı...


Bir süre sonra, ağabeyi Abdülmecit, hastalandı ve öldü...Abdülaziz padişah oldu...Aradan bir süre daha geçti.

Abdülaziz, artık Canan'a açılmak ve onu sevdiğini söylemek, içinde kopan fırtınayı dindirmek istiyordu...Canan da, yavaş yavaş Abdülaziz'in kendisine olan zaafını anlar gibiydi...

Canan, kendisini pek yaşlı hissediyor ve yaşını hatırladıkça ya da aynada yüzünü gördükçe şaşırıyordu...Aslında çok genç ve güzeldi, yeşil gözleri yüzüne bambaşka bir ifade katıyordu, ama kendisi bunu hissedemiyordu...Abdülaziz'in aşkını ititaf için müsait zaman ve zemin beklediğini bilse, herhalde çok şaşırırdı.

Annesi, sonunda Abdülaziz'e mani olmaktan vazgeçti ve oğluna şöyle dedi:

- Sanmıyorum ama, bakalım ne olur! Yalnız sevgi ve dostluğunu kaybedersen karışmam!

- Hayır valide; reddetse bile, bu iki mefhumu muhafaza edecektir, çünkü ben, bu mefhumlardan uzaklaşmasına sebebiyet vermeyeceğim...

x x



Abdülaziz, artık Canan'a daha yakın olmak istiyordu. Kardeşi hayatta değildi, o senelerdeki gibi, nadir görüşmek mecburiyeti yoktu.

Saray yakınlarında bir ev araştırdı ve buldu. Evi, Canan'ın seveceği şekilde tadil etti. Canan'ın saraydaki eşyalarını bu eve nakletti. Bu eşyalar arasında, biraderi Abdülmecit'in iki tablosu da vardı. Bunlardan birini alt kattaki misafir odasına, diğerini de, üst kattaki oturma odasına astırdı.

Mişantaşı'ndaki bu ev, büyük bir konak değildi, zira huyunu bildiği Canan'ın etrafında fazla kalabalık toplanmasını istemiyordu.

Bunlar, Canan'dan habersiz yapılmıştı.

Abdülaziz, bir gezinti bahanesiyle Canan'ı, onun için hazırladiği eve götürdü...Eve geldiklerinde Canan şaşırmıştı;

- Nereye geldik?
- Burası sevdiğim kadının evi, birgün o burada oturacak.

Canan kuşkulanmıştı,

- Bana bak, sen ne demek istiyorsun; evli birisin ve gizli işle peşinde misin! Valideme söylerim..
-
Validem biliyor

Canan, evi adım adım dolaştı, yukarıda tavan arasındaki tek odaya kadar... Ve Canan, geniş yatak odasında kendi takımını görünce hakikati kavradı...

- Aziz, dedi, yoksa sen?
- Evet, sana yaptım bu evi!

Genç şehzade gerisini getiremedi...

x x

Abdülaziz, yengesine olan aşkını o gün açıklayamadı...Aradan uzun bir süre geçti...Abdülaziz ve Canan, bu süre içinde dost ve akrabaları ile bu evde güzel vakit geçirdiler...Ama bu ilişki, yenge ve kayınbirader daha doğrusu abla kardeş ilişkisinin ötesine geçmedi...

Padişahın yani Abdülaziz'in, boş olan her vaktini Canan'da geçirmesi, birkaç kişinin fısıltısına yol açmıştı ama Ana-oğulun Canan'a düşkün oluşu normal karşılanıyordu.

Günlerden bir gün, Nişantaşı'ndaki bu güzel evde bir çay sohpeti sırasında Abdülaziz, artk aşkını itiraf etmeye karar verdi... Biraz da, aynı sohpette bulunan annesinin "söyle artık!" diye itelemesinden cesaret alarak, başını önüne eğdi ve Canan'a;

- Beni dinle, dedi ve devam etti.
- Anlamamış olamazsın, yani seni sevdiğimi...Söylemeyi hep geciktirdim, kederin küllensin ben de biraz daha cesaret toplayayım diye...Fakat daha fazla dayanamayacığım...Seni ne zamadır sevdiğimi mutlaka sezmişsindir. Senin gibi hisli ve zeki bir kadın için bunun sezilmemesi imkansız.

Canan, yavaşça oturdu; Padişah'a uzun uzun baktı;

- Evet haklısın, dedi, sezmiştim ama üzerinde fazla durmadım...Şimdi de çok üzgünüm; kıyamete kadar her manada yanındayım ama "kadının" ve "aşkın"olmaya razı değilim.

- Biraderime duyduğun sevgi için mi?
-
Hem onun için, hem de onu hiç sevmesem bile, peş peşe iki kardeşle olamayacağım için! Bu büyük mecburiyetler dışında son derece tenkit ettiğim bir şeydir; yapamam...Sana da yakışmaz. Bütün mazimiz lekelenir ve bu manevi yük ikimize de ağır gelir...Sana vazgeçmende yardımcı olurum, ancak sevginde değil!

Sonra ne oldu dersiniz?

Sonra değişen bir şey olmadı...Padişah Abdülaziz ile yengesi Canan arasındaki bu ilişki, aşkı askıya alan ve sevgiyi öne çıkaran bir şekilde zedelenmeden sürdü gitti...

Canan, Padişah Abdülaziz'in kendisine olan aşkına saygı duydu ve onu gerçekten kardeşi gibi sevdi...

Bir çeşit "yasak aşk" denebilecek bu aşk öyküsünü, bugün çok seyredilen "Aşk-ı Memnu" dizisi ile kıyaslanması için yazdım.

Canan yerine Bihter'i; Abdülaziz yerine Behlül'ü koyun ve karar verin...


NOT-1 : Bu aşk öyküsünü yazarken, Sultan Abülhamit'in(II.Abdülhamit) torununun kızı olan Hanzade Sulatan'ın babası ile birlikte derlediği "Osmanlı Hanedanı Saray Notları" adlı kitaptan faydalandım...Kitap, 1808-1908 yılları arasındaki Osmanlı saray yaşamını, dönemin siyasi olaylarına paralel bir şekilde anlatıyor...Kitap 646 sayfa...Benim yararlandığım alıntılar, ilk 300-350 sayfa içinde bulunmaktadır...Kitabın geri kalan kısmına şöyle bir göz gezdirdim.

Öyküyü(yazarına göre gerçek) yazarken kurguda, bazı cümle kuruluşlarında ve ifade şekillerinde, konuşmalarda bazı teknik ayarlamalar yaptım; ama bu esası etkilemeyen küçük ayrıntılardır ve %10'u geçmez.

NOT-2 : Canan'ı araştırıp, Canan hakkında yukarıda yazdıklarımdan farklı şeylere ulaşılıp öyküyünün zedelenmesini istemediğim için Canan'ın, sarayda kendisine verilen ve tairihe öyle geçen adını açıklamadım.


cdenizkent

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 465
Toplam yorum
: 1178
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1257
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster