Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
2871
 

Palu’da Ermeni Meseleleri üzerine sohbetler-5

Pembe Hanım:

<ı>O sene kış şiddetli geçmiş, uzun zamandır hasta olan Alime Hanım, kışa girmeden vefat etmişti. O kışın sonuna doğruydu... baban Rüştü, beni Venk’ten alıp eve getirmiş ve Hacı Ağa ile evlenmiştim (1914).

<ı>Hemen her gün, Müslüman muhacirler geliyordu. Ermeni Komitelere Amerikalı keşişlerin ve Urus’ların para ve silah verdikleri söyleniyordu. Şehirde kıtlık ve hastalık başlamıştı. Yazın ortasında da Seferberlik ilan edildi [03 Ağustos 1914]. Hükümet, Ermenileri de askere aldı.

<ı>Ermenilerin artık hem askerleri hem de El’aziz’de mebusları vardı. Müslüman halk sinmişti. Hacı Ağa katırları satmış yalnız, her birimize bir at ayırmıştı. Ne olur ne olmaz diye.

<ı>Kışa doğru [1915], gelen muhacirlerin sayısı arttı. Ermeni muhacirler Kiğı, Dersim ve Çarsancak tarafından, Müslüman muhacirler ise Genç, Çapakçur, Muş, Bitlis ve Van tarafından geliyordu. Hükümet, muhacir Ermenileri Ermeni ailelerin, muhacir Müslümanları Müslüman ailelerin yanına dağıtıyordu. Bir müddet sonra da Müslümanları El’aziz istikametine, Ermenileri de Halep istikametine sevk ediyordu. Kimi Palu Ermenileri, muhacir Ermenilerle birlikte Halep’e gidiyordu.

<ı>Palu, dolup dolup boşalıyordu.

<ı>Vaktâ ki; Palu’ya o Kış gelen muhacirler, Ermenilerin Ruslar ile bir olup askerlerimizi arkadan nasıl vurduklarını, Ermeni komiteleri ile Rus Kazaklarının Kars, Erzurum, Van ve Muş’ta Müslümanları nasıl katlettiklerini, nasıl diri diri yaktıklarını anlattılar... işler değişti.

<ı>Palu’dan Halep istikametine sevk edilen Ermenilerin dağlarda eşkiyalar ve aşiret süvarileri tarafından soyuldukları ve öldürüldükleri haberleri gelmeye başladı. Palu’da Hükümet, Ermenilerin gitmelerine izin vermekten vazgeçti.

<ı>Bahar (Nisan 1915) gelmiş, nerdeyse bir hafta aralıksız yağmur yağmıştı. Karlar erimiş, Murat coşmuştu. Çayönü bahçelerini su basmıştı.

<ı>Bir gün tellallar; “Erkekler uzun sırık alıp Köprü başına insin!” Diye haylediler [çağırdılar]. Sırık bulan, bulmayan köprü başına indi. Murat, yukarılardan o kadar çok ceset getirmiş ki... yüzlerce, belki binlerce.

<ı>‘Yaşlı, genç, kadın ve çocuk cesetlerinin hepsi şişmiş ve suyun yüzüne vurmuş, çoğu da dağılmıştı.’

<ı>Dediler.

<ı>Cesetler, zar zor ayakta duran ahşap köprünün ayaklarına takılmış... köprü yıkıldı yıkılacakmış. Köprü ayağından suya doğru inenlere sırık uzatılmış. Onlar da sırıklarla cesetlere suda yol vermişler. Bir kısım halk, Köprü aşağısındaki çıçırlarda [kayalık ve sığ kesim] kayalara takılanlardan kancalarla çekip alabildiklerini olduğu gibi, Meydan’a (Mahmud-u Saminî Hazretlerinin Türbesinin olduğu mezarlık) defnetmişler. Sonra, bütün camilerde ölenlerin gıyabında cenaze namazı kılındı.

<ı>İşte o günden sonra, Palu’nun gümüldemesi, gürlemeye dönmüştü.

<ı>Müslüman halk kışlanın karşısında toplanmış, kefereden kaymakam muavinine, ittihatçılara ver yansın etmişler. Kaymakam ile Müftü Efendi olaya müdahale etmek istemişler, Halkı zar zor sakinleştirmiş ve evlerine göndermişler. Ermeniler ise kapılarının çengellerini, koslarını [kapı arkasına vurulan ahşap dayak] vurup perdelerini sıkı sıkıya kapatmışlar ve günlerce dışarı çıkmamışlardı.

<ı>Amerikalı keşişler, Ermeni Karabaşlar ve Ruslar en sonunda, iki milleti Palu’da bile birbirine düşman etmişlerdi.

<ı>O günlerde bazı Ermeniler, Palu’dan ayrılmak için kaymakamdan izin istemişler. Kaymakam; ‘Yollar emin değil. Güvenliğinizi kimse sağlayamaz; burada emniyettesiniz.’ Diye yine izin vermemiş. Lâkin birkaç gün sonra, Ermenilerin birer ikişer Palu’dan gizlice kaçtıkları şayiası çıktı.

<ı>İşte o kıyamet günlerinde bir gece yarısı, kapımız usulca çaldı. Gelen bir Hanımdı.

<ı>‘Kim o!’

<ı>Diye seslendim. Kısık bir sesle:

<ı>“Pembe Hanım benim, Melanuş.”

<ı>Dedi.

<ı>Gelen, babam gilin Çarşıbaşı’ndan komşusu, akranım Melanuş’tu. Melanuş, Hacı Ağa’nın müşterilerinden ve ahbabı olan Bedros Efendi ile evlenmişti.

<ı>Hacı Ağa, kapının sağ tarafında duvara yaslanmış topluyu [tabancayı] kapıya doğrultmuştu. Kapıyı usulca aralayıp onu içeri aldım. Hacı Ağa içeri odaya geçti. Melanuş:

<ı>“Pembe Hanım! Sizin bizde hakkınız çoktur. Hakkınızı helal edin. Biz bu gece yola çıkıyoruz. Allah kısmet ederse Halep’e gideceğiz. Bu Urus’un itleri elbet bir gün cezalarını bulacak, biz yine geri geleceğiz. Evimiz, dükkânımız size emanet.”

<ı>Dedi. Helalleştik; gitti.

<ı>Durumu Hacı Ağa’ya anlattım. Hemen üstünü giydi ve kuşandı:

<ı>‘Ben Bedros Efendi ve karısını, götürebildiğim yere kadar geçireceğim. Rüştü nöbetten gelirse durumu anlat ve yedeğinde bir at ile Aşmuşat yolunda beni karşılasın.’

<ı>Dedi ve çıkıp gitti.

<ı>Ben de içeri geçip Kur’an okumaya başladım. Kuşluk vaktiydi ki; baban eve geldi. Durumu anlattım. İçeri girmeden ahıra segirtti [koştu], iki at eğerleyip Hacı Ağa’nın peşine [ardına] gitti.

<ı>Öğlene yakındı eve döndüler. Hacı ağa’nın dediğine göre Kaymakam; ‘Gitmek isteyenler gidebilir!’ Diye müsaade vermiş. Bedros Efendi ile Hanımını Maçonundüzü’ne [Palu-Üçdeğirmenler köyünün karşısındaki düzlük] kadar götürmüş, orada vedalaşmışlar.

<ı>Bedros Ağa vedalaşırken kendisini sürekli tehdit eden Palu’daki Ermeni komiteci taraftarlarının adını vermiş. Bir de Çay kenarında ölü bulunan Hacı Bekir gilin dostu Ohnes Efendi’yi Serkis isminde bir Ermeni’nin öldürdüğünü söylemiş. Sonra Hacı Ağa’nın boynuna sarılmış:

<ı>‘Hiç ümidim yok! Bu gidişin dönüşü yok Haci Aga.’ Demiş. ‘Sebep olanın Allah belasını versin. Allah hepimizin yardımcısı olsun...’

<ı>Demiş ve Ağlamış. Hacı Ağa da Bedros Efendi’ye bir miktar altın vermiş:

<ı>‘Dönersen borcun say, ne zaman olsa ödersin. Yok eğer dönmezsen anan sütü gibi helâl olsun.’

<ı>Demiş.

<ı>Hacı Ağa’ya; ‘Verdiği isimleri hükümete bildirecek misin? Diye sormuştum. Bana; ‘Bedros Efendi, iyi adamdı lâkin, böyle zamanlarda kimin doğru, kimin yalan konuştuğu belli olmaz. Kimsenin vebalini almak istemem.’

<ı>Demişti.

<ı>Çok geçmedi, Tehcir Kararı çıktı [27 Mayıs 1915]. Hükümet Ermenileri, asker nezaretinde Halep’e sevk etti.

<ı>Giden Ermeni ailelerden bazıları, yola dayanamaz diye küçük çocuklarını, kimileri de kıymetlerini dostları Müslüman ailelere emanet etmişlerdi.

<ı>Birçok Müslüman aile biliyorum... baktıkları Ermeni çocuklarını savaştan sonra Hükümete teslim ettiler. Bazı çocukların ise sahipleri hiç çıkmadı; ya yetim ve öksüz kalmışlardı ya da sahiplerinin geri almaya ve onlara bakmaya takatleri yoktu. Bu gibi öksüz ve yetim çocukları Hükümete teslim eden aileler oldu, lâkin çoğu, geleneklere sadakat gösterip emanete hıyanet etmediler:

<ı>‘Bu Ermeni de olsa dostumuzun bize emanetidir. Emanete hıyanet edip, onu ne Amerikalının ne Rus’un ne de hain karabaşların eline veremem.’

<ı>Deyip sakladılar.

<ı>Sonra o çocuklar büyüdü, Müslüman oldu ve evlendirildiler. İş güç sahibi olup çoluk çocuğa karıştılar. Biz onları hiç hor görmedik. Müslüman’a hıyanet etmeyen Ermeni dostlarımızın yadigârı diye bağrımıza bastık. Yıllar sonra bu çocuklara, çoğu Amerika’dan olmak üzere mektuplar geldi; güya ana ve babası yazmış. Lâkin çağırılanların bir teki dahi gitmedi. Hatta, Palu’ya gelip kendilerini görmek isteyenler olmuş; onlara da rıza göstermediler.

Bekir Ali DEMİREL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 246
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 899
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

Türk san'at müziği dinlemeyi, okumayı, yazmayı ve paylaşmayı seviyorum. Kamudan emekli inşaat mühend..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster