Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '13

 
Kategori
Efsaneler
Okunma Sayısı
456
 

Pandora

Pandora
 

google


Kadınların hayata 1-0 yenik başladığı inancımı doğrulacak bir efsane ile yine birlikteyiz. Yunan mitolojisinden günümüze kadar varlığını sürdüre gelen "PANDORA'nın  KUTUSU".

Yunan mitolojisinde, "ilk kadın" olan Pandora tarafından taşınan ve içinde, yeryüzüne hastalık, açlık, felaket, yaşlılık, ahlaksızlık vs. kötülükleri ve bunların yanında umudu da getirecek olan kutu, günümüzde, kötülüklere neden olabilecek gizli saklı şeyleri ortaya çıkarmak anlamındaki "Pandora'nın kutusunu açmak" sözünde kavramlaşıp yaygın olarak kullanılır hâle gelmiştir. Ayrıca, "Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü" sözünün de Pandora'nın Kutusu ile ilişkili olabileceği üzerinde durulmaktadır. Yunan tarihçisi Hesiodos'un "Theogonia" (Tanrıların Doğuşu) ile "Works and Days" (İşler ve Günler) adlı eserlerinde yer alan mitolojik anlatı ise şöyledir:

Titan İapetos'un dört oğlu olmuştu. Bunlardan Menoitios ve Atlas, Zeuas'a baş kaldıran Titanlarla beraber olduklarından cezalandırılmışlardı. Menoitios hainliğinden ve cüretkarlığından dolayı Erebes'e daldırılmıştı. Atlas ise dünyanın diğer ucunda Hesperidesler'in önünde omuzlarına gök kubbesini yüklenerek ayakta bekleme cezasına çarptırılmıştı. Diğer iki kardeş Prometheus ve Epimetheus 'un kaderleri diğerlerinden farklı oldu.

Olympos tanrılarının kuvvetine ve kudretine karşılık Promethus'da kurnazlık ve zeka vardı. Titanların meşhur isyanları sırasında tarafsız davranan ve bir Titan olduğu halde baş tanrıya isyan etmeyip saygı gösterdiği için Prometheus Olympos'a ölümsüzler arasına dahil edilmişti. Kendi ırkını mahveden Zeus'a karşı büyük bir kin ve öfke duyan Prometheus tanrıları inkar edecek, onları hiçe sayacak, işledikleri kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkaracak şekilde yapacak, dünyanın başına bela olacak mahluku, insanı yaratarak intikam almaya karar verir.

Prometheus ilk insanı toprağı gözyaşlarıyla karıştırarak yarattı. Buna aslanın gücünü, tavusun kibrini, tavşanın ürkekliğini kattı. Fakat insan çıplaktı, kendisini koruyacak hiçbir şeye sahip değildi. İlk insan çiğ meyvelerle, kanlı etle besleniyordu. (İlk insanlar sadece erkek cinsinden oluşuyordu).  Elbise yerine bitkilerin yapraklarını kullanıyordu. Güneşin faydalarını bilmeden kendilerini karanlık kovuklarda gizliyordu. Yarattığı mahluklara acıyan Prometheus vahşi hayvanlara karşı kullanabilecekleri  silahları ve toprağı sürmeye yarayacak aletleri yapabilmeleri için madeni işlemelerini ve  ateşi vermeye karar verdi.

İçi baştanbaşa oyuk fakat yanabilir özle kaplı Ferule " şeytan tersi ağacı" isimli bir ağaçtan bir dal koparıp Lemnos adasına gitti. Hephaistos'un (ateş tanrısı)  alev fışkıran ocağına yaklaştı ve madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı. Elindeki sopanın özüne sakladı ve ilahi bir armağan olarak insanlara verdi.

Gördüğünüz gibi haksızlıklara karşı duruşu ile tarihin ilk devrimcisi Prometheus.

O günden sonra insanlar ateşin sayesinde güzel ve rahat bir hayat sürmeye başladılar. Yiyeceklerini pişirebiliyorlar, soğuk da ısınabiliyorlar, karanlık gecelerde birbirlerini görebiliyorlardı. Fakat bir süre sonra insanlar  nerden geldiklerini unutarak kendilerini tanrılarla eş tutmaya başladılar. Zeus onların bu şekilde şımaracaklarını tahmin ettiği için ateşi insana vermek istemiyordu. Kendisinin izni olmadan insana ateşi veren Prometheus' a çok kızı ve onu Kafkas dağlarının en yükseğine gönderdi. Ateş tanrısı  Hephaistos'tan onu kayaklıklara çakmasını istedi. İlahi demirci istemeyerek de olsa Zeus'un emirlerini yerine getirdi. Prometheus'un cezası bununla da  kalmadı, her gün büyük bir kartal geliyor, Prometheus'un ciğerini yiyordu. Akşama kadar yediği ciğer ertesi güne kadar tekrar yenileniyordu. (karaciğerin kendini yenileyebilen bir organ olduğu hepimizin malumu, şaşılacak olan bunun mitolojideki yerini alması). Bu işkence bin yıl sürdü. Zeus bunca zaman sonra Prometheus'a acıdı ve affederek tekrar  Olympos'a ölümsüzlerin arasına  aldı. 

Tanrıların tanrısı Zeus, tanrıların dağı olarak da bilinen Olympos Dağı'ndan ateşi çalıp insanlara götüren Prometheus'u ve onun yandaşlarını cezalandırmak için, oğlu Hephaistos'a bir kadın yaratmasını söyler. Hephaistos, bir parça toprağı su ile karıştırıp çamur hâline getirir ve ardından bu çamura şekil verir. Bilgelik tanrıçası Athena da çamura el becerilerini öğretir ve beline süslü bir kuşak bağlar. Ardından, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit, bu varlığa kadını kadın yapan nitelikleri verir. Artık bu çamur, güzel, tutkulu, şehvetli ve heyecanlı bir varlık hâlini almıştır. Daha sonrasında ise Hermes, bu varlığa kötülük aşılar ve onu yalancılık, düzenbazlık gibi şeytanî duygularla donatır. Son olarak Zeus, dört rüzgar estirerek bu varlığa can verir ve 'bütün tanrıların armağanı' anlamına gelen "Pandora" ismini koyar.

Bu güzel felaket yaratılınca Zeus onu yeryüzüne indirdi. Böylece kadın erkek arasındaki çekişme başlamış oldu.

Prometheus Zeus'un yapacaklarını tahmin ederek kardeşi Epimetheus' a tanrıların tanrısından gelecek armağanları almamasını söyledi . Çünkü Prometheus biliyordu ki öç alma isteğiyle yanan Zeus onun için çok büyük cezalar planlamaktaydı.  Prometheus' un tüm uyarılarına rağmen Pandora Epimetheus' un sarayına ayak bastığında tüm uyarıları bir anda silmeyi başaran güzelliğiyle kralı kendine hemen hayran bıraktı. Sarayda yaşadığı günler boyunca kendisine Zeus tarafından verilen ve kesinlikle açılmaması emredilen sandık onun ilgisini hep çekti.  İşte kadının merakı burada Apollon' un kendisine verdiği bilgelikten ve Athena' nın kendisine verdiği akıldan öne geçerek Pandora' yı pençesine aldı. Pandora tüm emirleri unutarak sandığı açtığında yaptığı hatanın ne kadar büyük olduğu geçte olsa fark etti. . İnsanlığa zarar verecek olan hastalık, acı, keder, kötülüklerin tamamı çıktı ve insanlığa musallat oldu . Pandora son anda sandığı kapatmayı başardı ve insanlığın elinde sadece  tek güzel şey Umut kaldı. O günden sonra insanlar tüm kötülüklere umut ederek karşı durmayı başardılar.

Pandora'nın Kutusu'nda gizli anlamlardan biri de şudur ki, kadın için hatta bazen kadına rağmen yeryüzünde erkekler gücünü ispatlamak için savaşmışlar. Aşkı, ihaneti, entrikayı ve daha birçok kötülüğü varlığıyla dünyaya taşıyan kadının; kutuda kalan "umut" ise yine kendine bahşedilen doğurganlığı ile rahimde gizlediği çocuktur diyebiliriz sanırım.

Her son yeni bir başlangıç değil midir zaten?

Umut mevsimlerinize yağan her karda baharı müjdeleyen kardelenleriniz bol olsun.

 

DİLEK YAKA

 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 280
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 1577
Kayıt tarihi
: 23.11.10
 
 

Yaş otuzbeş yolun yarısı eder demiş üstad demesine ama, benim yapacak çok şeyim var:)! Anneyim, e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster