Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
64
 

Papaya (1)

Papaya (1)
 

'Meleklerin meyvesi' olarak bilinen papaya hem meyve hem de sebze


EVDEN ÇIKIŞ

İstanbul, Gece  (Mayıs ayı başı)

Gecekondu olmayan ama sosyetik de olmayan semtlerden biri.

Vakit gece yarısını geçmiş, ama apartmanların pencerelerinin bir kısmında hala ışık var. Işık olmayan karanlık olan camlardan biri aydınlandı. Bu pencere 4. Kattaki bir daireye aitti. Açık duran perdenin kenarından genç bir kadının yatakta doğrulduğu görülüyordu. Kadın oturduğu yerden ayağa kalktı. Göbeğini taşımakta zorlanıyordu. Genç kadın anne olmak üzereydi yani hamileydi. Hem de hamileliğinin son ayı gibi görünüyordu. Kadın Makine Mühendisi olarak çalıştığı kurumdan doğum izni almıştı. Kadın mutfağa gitti, eline bir bardak aldı, su damacanasından bir bardak su doldurdu, içti. Tekrar yatak odasına geldi, yatağına yattı. Gözleri tavandaydı. Hiç uyuyacakmış gibi değildi. Sanki içinde bir hesaplaşma vardı. Komodinin üzerindeki saate baktı. Saat 00:45 ti. Yanında yatan kocasını dürterek uykusundan uyandırdı,

       -- Kocacııım kocacııım kalk hadi, benim canım fena halde “ Papaya” çekti, hadi bana “Papaya”  al getir, dedi.

  Adam hiç uyanacakmış gibi değildi. Kadın adama kıskanarak baktı, kocası uyuduğu için sanki ona düşmanmış gibi içini bir duygu kapladı. Uyuyan onun kocasıydı, Barış da aynı kurumda Mimar olarak çalışıyordu. Zaten bir bakıma (farklı birimlerdi çalışsalar da) iş arkadaşı sayılırlardı. Mimar olan eşi çalıştığı yerde Amir pozisyonundaydı. Fakat Amirliği kendisine sökmezdi. Sonra kendinden utandı. Her ne kadar kendisinin uykusu kaçmış dahi olsa uyuyan birini kıskanmak, hele düşman gibi görmek akıl karı değildi. Kocasını tekrar uyandırmak için omzundan sarstı;

       -- Kocacııım kocacııım hadi kalk, benim canım fena halde “ Papaya” çekti, hadi bana “Papaya”  al getir, haydi Barış’ım dedi.

Barış,  uykuya henüz dalmış, beyni hala Delta dalgaları üretiyordu, Biraz sonra Rem uykusuna geçecekken sarsılarak uyandırıldığı için,

--Iııh dedi.

--Ihh mıhh yok Barış, benim canım Papaya istiyor, bana Papaya bul getir, dedi.

Barış gene uykunun etkisindeydi ve

--Iııh ne, ne dedin anlamadım dedi.

-- Papaya diyorum, canım papaya çekti, hadi canım bana papaya getir. Bak sonra bebeğimize bir şey olursa karışmam.

Barış kelimeleri zor algıladı ama böyle bir meydan okuma Barış için çok fazlaydı. Karısını çok seven ve hiç bir zaman itiraz edemeyen Barış homurdana homurdana kalkıp akşam eve geldiği zaman çıkardığı gömleğini ve pantolonunu giyindiği sırada karısı Selin yatak odasından bağırdı;

--Barış, bir şey mi dedin?

--Hayır hayatım, bir şey demedim

--Homurdandığını duydum da?

Barış boynunu büktü ve kapıdan çıktı. Ayakkabılarını giyerken hâlâ esniyordu. Apartman kapısından gürültü yapmadan çıktı. Uykusunu alamayan Barış esneye esneyekaldırımın kenarına park ettiği arabasına bindi, anahtarı yerleştirdi kontağı çevirmeden önce aynada kendisine baktı. Yüzünde uykunun ve çaresizliğin yan yana resmi duruyordu. Kendi kendine

--“ Uyan Barış uyan, emir büyük yerden, sen hala esniyorsun, haydi”  diyerek anahtarı çevirdi.

Otomobilin motoru da önce Barış gibi homurdandı ve sonra mecburen normal çalışmaya razı oldu. Barış sol taraftaki düğmelere basarak farları açtı, park ettiğin yerden yola çıktı. Farlar sokak lambalarının cansız ışığıyla aydınlanmaya çalışan karanlığı daha fazla aydınlatarak hareket etti. Barış gaza bastı ve gecenin karanlığında gözden kayboldu. 

Barış ıssız sokakta yol alırken ana caddeye çıktı ve acaba nereden Papaya bulurum diye düşündü, önce her zaman acil durumlarda alışveriş yaptığı mahallenin kazıkçı manavı Yalçın’ın dükkânına gitmeye karar verdi. İki yüz metre ancak olan manava geldiğinde manavın kapalı olduğunu gördü. İlk umudu boşa gitmişti. Aklına her zaman alışveriş yaptığı market geldi. Arabasını üç blok kadar ötedeki Süpermarkete doğru çevirdi. Giderken de kendi kendine söyleniyordu; “Oolum sen manyak mısın saat gecenin yarısını geçmiş sen kalkmış manavı arıyorsun. Yalçın şimdi kim bilir ne yapıyordur, belki de ikincidedir. Market de kapalıdır, zaten en geç 22:00 da kapıları kapanıyor, sen de serseri gibi saat gecenin birinde Papaya peşindesin.”

MERHABA GECE

Süpermarkete geldiğinde marketin önünde üstü brandayla kapalı büyükçe bir kamyon duruyordu. Marketin Lift denilen yük boşaltma aracı da kamyondan bir şeyler indiriyordu. Barış birden sevindi, nasıl sevinmesin ki belki de gece yarısı indirilen malların arasında papaya da olabilirdi. Arabasını gelişi güzel durdurdu, indi ve arabanın kapısını kilitlemeden kamyona doğru yaklaştı. Elinde liste ile gelenleri kontrol eden adama yaklaşarak

--Hayırlı işler birader gelen mallar arasında Papaya var mı, diye sordu

Adam bir an şaşırdı her zaman olan bir olay değildi, yıllardır bu süpermarkete gecenin bilmem kaçında mal gelirdi. Bundan önce böyle bir olay hatırlamıyordu. Serseri olmayan iyi giyimli birisi gecenin yarısını geçmiş olduğu bir zamanda papaya soruyor. Bu şaşkınlık arasında listeye baktı ve

--Bu gün gelen mallar arasında, listede Papaya yok. Demek ki gelmemiş  dedi.

Bu cevap Barış’ın hoşuna giden bir cevap değildi, içindeki son umut kırıntılarını da harcayarak

--Acaba içerde, marketin manav reyonunda var mıdır, diye sordu.

Bu soru adamın canını sıkmıştı, birden patladı;

--Nerden bileyim kardeşim ben kamyon şoförüyüm, diye Barış’ı azarladı.

Bu cevaplar Barış’ı ikna etmemiştir, daha uzağa gitmeden işini hemen halledip tekrar uyumak istiyordu. Bu nedenle diğerleri işleriyle meşgul oldukları bir sırada gizlice içeri girdi ve yarı karanlık depodan süpermarketin içine açılan koridordan korka korka geçerek manav reyonundaki tüm kasalara baktı. Hiçbir kasada Papaya yoktu. Göremedim herhalde diyerek tüm kasaları tekrar kontrol etti, yine bulamadı. Küfrederek aynı koridordan geçip geri döndü, ancak tam çıkmak üzereyken mal indirenlerce fark edildi.  Market görevlilerince arasında kısa bir kovalamaca başladı. Kısa süren bir kovalamacadan ve boğuşmadan sonra yakalandı. Süpermarketin Mal girişinden sorumlu görevlisi Barışın yakasından tutarak

--Hırsız mısın ulan sen, gece yarısı gelmişsin kimse yokken, market kapalıyken içerde dolaşıyorsun,diye bağırdı.

 Sonra marketin güvenlik görevlisine dönerek,

--Güvenlikçi, sen adamı sıkı tut, ben şimdi polisi arıyorum. Yok yok getir kelepçeleri tak, Ben polisi arayayım da gelip alsınlar. Zaten kamera görüntüleri de vardır hırsız olduğuna dair dedi.

  Adam cebinden çıkardığı telefonu tuşlarken Barış adamlara yalvarmaya başladı.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 256
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster