Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ağustos '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
44
 

Papaya (3)

Papaya (3)
 

    Erken saatlerde aralarında tartışan iki sarhoşun kavga ederken kırdığı bira şişesinin parçası arabanın sağ ön lastiğini yarmıştı. 50 – 60 metre daha gitmeden lastik yere yapıştı. Barış arabadan inerek lastiklere bakarak kontrol etti. Sağ ön lastiğin yarılmış olduğunu görür, lastiğe sövdü ve bir tekme yapıştırdı. Fakat janta çarpan ayağı bayağı acıdı. Sağ ayağının bileğini elleriyle tutarak geriye döndü iki üç kez zıplayarak gitti. Dengesini kaybetmek üzereyken ayağının topuğuna basarak ayakta kalabildi.

    Bu geceki yaşadıkları nedeniyle çok kızmıştı, üstelik daha önce hiç lastik değiştirmemişti ve nasıl değiştireceğini bilmiyordu. Sonra da  yeni bir lastik almak zorundaydı, hiç hesapta olmayan masraf çıkmıştı. Ayağının acısı biraz hafifleyince sağ topuğuna basa basa gidip kontak anahtarını çıkarıp dörtlüleri yaktı. Arabanın arkasına gelip bagajını açtı, karanlıktan bir şey göremediğinden telefonunu çıkarak flaş ışığını açtı ve bagaja baktı. Şişe parçalarını yolun üstüne atanlara küfrederek stepneyi ve krikoyu zorla çıkardı. Götürüp sağ ön lastiğin yanına bıraktı.

            Krikoyu arabanın neresine ve nasıl koyacağını kestiremedi. Hiç yapmamıştı, sağa sola bakındı gecenin karanlığında kendisine yardım edecek hiç kimse görünmüyordu. Filmlerde falan görmüştü ama hepsi o kadar. Onlarda zaten tamamını göstermiyordu. Bir kez lastikçiye gitmişti lastiklerin havasının kontrolü için. Lastikçide bir araba görmüştü ön tekerleği çıkarılmıştı ama arabanın altına kocaman bir kaldıraç sokulmuştu. Kaldıracın nereden kaldırdığını tahmin etmeye çalıştı. Kendi krikosu küçüktü ve tekerleğe yakın bir yerden kaldırmanın daha az güç harcayacağını düşündü. Tekerleğe yakın sağlam (kalın )bir yer bularak uygun olduğunu düşündü. Filmlerde gördüğü üzere krikoyu arabanın altına sürdü.  Krikoyu nasıl kaldıracağını bilemedi eliyle de çeviremezdi, “çevirmek için bir şeyler olmalı”  giderek tekrar bagaj kapağını açtı. Ararken krikoyu kaldırmak için takılan kolu buldu, kapağı açık bırakarak geldi ve krikoya takarak krikoyu yükseltmeye başladı.  Kriko tam olarak zemine oturmamıştı. Barış fark etti ve indirerek tekrar yerleştirdi, yükseltti. Araba yükseldikçe çevirmek zorlaşıyordu. Kan ter içersinde kalmıştı. Biraz daha derken arabayı kaldırmayı başardı. Gecenin serinliğinde alnında biriken terler yere damlıyordu.

           Arabayı kaldırdıktan sonra patlak lastiği zorlukla çıkarttı. Tekerlekteki Bijonları sökmek için epeyce uğraştı. Her tarafı ter olmuştu. Stepne lastiğini eliyle takarken araba krikodan kayarak gürültüyle sağ ön tarafa tekerlek göbeğinin ve tamponunun üstüne düştü ve öylece kaldı. Barış çaresizdi etrafına bakındı kendisine yardıma gelecek kimse görünmüyordu. Bu durumda aracı tekrar nasıl kaldırırım diye düşünürken kayan krikoyu çekti açık krikonun kolunu çevirip kapatarak inceltti. İncelen haliyle aracın altına sürmeye çalıştı, hiçbir yere sığmıyordu. Barış’ın yapacak hiçbir şeyi yoktu. Sadece küfredebilirdi ve o da onu yaptı.  Lastiklerin ikisini de bagaja koydu ve bagaj kapağını kapatarak kilitledi. Kapıyı açıp torpidodan ıslak mendil alarak ellerini temizledi ve kapıları kilitledi. Artık yaya olarak devam etmek zorundaydı.

           Bir taksi çağırmak için cep telefonunu çıkardı. Belki gelen taksiciyi lastiğini değiştirmesi için ikna ederim diye umuyordu. Cep telefonunun saati 02:58 i gösteriyordu. Cep telefonundan interneti açtı ve taksi bulabilmek için araştırmaya başladı. Tüm aramalarına rağmen bir taksi bulamadı, bazı numaralar ulaşılamazken bazı numaralar cevap bile vermiyordu. Restorandaki çocukların eve giderken yoldan geçeceklerini anımsadı ama kimse geçmedi. Biraz bekledi, beklerken de üşüdü.  Belki Restoranın arka tarafında yatacak yerleri vardır diye düşündü. Restoran biraz sapa ve sakin bir yerde olduğundan başka araba geçme ihtimali sıfıra yakındı. Taksi çağırmaktan umudunu iyice kesen Barış ana yola kadar yürümeye karar verdi, ceketinin önünü düğmeleyerek yürümeye başladı.

           MACERAYA da MERHABA

           Barış’a çok uzun gelen bir kilometre kadar yolu yürüyerek yerleşim alanına gelmişti. Ana caddeyi araştırırken gittiği doğrultuda bir inşaatın önünde yanan bir ateş gördü ve oraya doğru yöneldi. Ateş 18 litrelik eski bir tenekenin içinde yanmaktaydı. Ateşten 1-1,5 metre kadar gerilerde yaşları 16-17 olduğu tahmin edilen üç delikanlı inşaat tahtalarının üzerinde oturuyordu.. Bunlar tinerci diye tabir edilen çocuklardandı. Burayı da sadece geceyi geçirebilecekleri bir mekan olarak görüyorlar ve dört beş gündür bu inşaata geliyorlardı. İçki içerek serserilik yapıyorlar ve kendilerine göre hayattan intikam alıyorlardı. Birbirleriyle şakalaşan, konuşan ve küfürleşen çocuklar kendilerine doğru birisinin geldiğini görünce her zamanki oyunlarını oynamak için gözlerini kırpıştırdılar. Yüzlerinde görünür bir sevinç vardı. Barış yanlarına gelip selam verdi. Çocuklara

       --İyi geceler gençler buradan ana caddeye nasıl çıkabilirim, diye sordu.

        Çocuklardan biri (Kıvırcık saçlı çocuk ) yolu tarif ederken, tam bu sırada diğer 2. ( esmer ve boyca büyük olan) çocuk, kıvırcık saçlı çocuğa ana avrat küfür ederek yanlış tarif ettiğini söyledi, kendisi de bağıra çağıra farklı bir şeyler söylerken. Kekeme olan 3. ( Gözleri fıldır fıldır dönen) çocukta olaya karıştı, O da Esmer çocuğa;

        --Be be ben se se senin A a a.. nı, av av av ..dı nı ..keyim. O o o ra  dan na na sıl gi gi gi di lir ya ya ya y.....k se se sen na na na  nasıl ta ta rif e e e  edi edi edi yor sun i i i i ibi ibi i...e do doğ doğ ru dü dü dür üst ta ta ta rif et se ne o o oro oro o....u ço ço ço cu ğu diye söze girdi.

        Kekeme olan 3. Çocuk ta olaya girince kıvırcık saçlı çocuk cesaret bularak esmer çocuğa okkalı bir küfür savurdu. Bu küfür ile olay daha da büyüdü. Çocuklar kendi aralarında küfürleşmeye ve kavgaya başladılar. Aralarındaki küfürleşme şiddetlendi ve yumruk yumruğa bir kavgaya dönüştü. Esmer uzun boylu 2. Çocuk ile birinci kıvırcık saçlı çocuk birbirlerine girdiler. Çocukların ikisi de yerde yuvarlanıyorlardı. Bu arada da birbirlerine küfür etmekten de geri kalmıyorlardı. Hele 3. Çocuğun durumu oldukça komikti kendini parçalarcasına kekeleyerek bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Barış yerde yuvarlanan ve birbirine küfür eden çocukları ayırmak için araya girdi, fakat ayıramadı. Bağırış çağırış bol küfürlü kavga devam ederken çocuklardan 2. Esmer çocuk fırsat bulup kaçmaya başladı 1. Kıvırcık çocuk onu kovalıyordu, 3. Kekeme çocuk da onların peşinden bağıra bağıra koşup gitti. Barış arkalarından baka kaldı ve“ Yorgan Gitti Kavga Bitti” diye düşündü. Barış yorganın gittiğini göremedi ama kavga gerçekten bitmişti.

          Barış yoluna devam ederken hep etrafına dikkat ediyordu fakat yol soracak kimseler görünmüyordu. Barış saati merak ederek sol kolunu uzattı saatine baktı. Saat kolunda yoktu göremedi. Çocukları ayırırken düşmüştür diyerek hemen geriye dönüp ateşin etrafında saatini aradı, aradı ama bulamadı. Kavga esnasında düşmüştür diyerek gitmediği yerlere bile bakındı, ama yoktu. Birden aklına geldi elini pantolonunun arka cebine götürdü, eli aradığını bulamadı cüzdan da yoktu. Son bir refleksle elini ceketinin cebine soktu, cep telefonunu da bulamadı. İşte o zaman tezgâha düştüğünü ve soyulduğunu anladı.  Beni nasıl kandırdılar diye kendine lanetler, küfürler yağdırarak çaresiz tekrar yoluna devam etti. Yinede kıvırcık saçlı 1. Çocuğun tarif ettiği şekilde giderek ana caddeyi buldu.

          Ana caddeyi buldu ama artık cebinde parası da yoktu, Papaya’yı hangi parayla alacaktı eve hangi parayla dönecekti hiç bilmiyordu. Kendini çölün ortasında kalmış bir Norveç’li gibi çaresiz hissetti. Tamamıyla umutsuzdu, diğer ceplerine baktı, ceketin cepleri bomboştu ve pantolonun bir cebinde bozuk 3 lira 85 kuruşu vardı. Çok param var dedi kinayeli kinayeli, ve sövdü kendine. Gömlek cebindeki kredi kartını hatırladı. Elini gömlek cebine götürdü, kartını çıkardı baktı, öptü. Şimdi bu kart onun için can simidi olmuştu. Ne kadar yürüdüğünü bilemedi zaten nerede olduğunu da tam olarak bilmiyordu. Sadece etrafa baka baka amaçsızca yürüyordu. Artık amaçlarını sıraladığında ilk amacının bir ATM bularak para çekmek olduğunu anladı. Yani şimdi ilk ve tek amacı vardı Para Bulmak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 164
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 33
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster