Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '17

 
Kategori
Alışveriş - Moda
 

Para, Para, Paraaaa…? Varlığı Bir Dert Yokluğu Yara

Para, Para, Paraaaa…? Varlığı Bir Dert Yokluğu Yara
 

Satın alamayacaklarınıza sahip çıkın, gerisini karttan geçersiniz.


Bir sabah uyanıyoruz ve diyoruz ki, yıllar süren bu kovalamaca bana fazla geldi, yoruldum, hatta tükendim. Artık peşinden koşmayacağım. Ama bu platonik ilişkinin diğer tarafı siz onu kovalamadıkça gelen biri değil. Çünkü o, para. Dolayısıyla onu öylece bırakıp gidemezsiniz.
 
Belki hayat bir somun ekmek karşılığında bir kap yoğurt takas ettiğimiz dönemde daha kolaydı ama artık hayat böyle yürümüyor. Kabullenelim. Sabah uyanıp içtiğimiz su, geçiştirdiğimiz kahvaltı, gittiğimiz yol, yol durumuna baktığımız telefon ve internet, kafamızı dağıtmak için gittiğimiz sinema ya da konser, gittiğimiz tatil… Bunlar hep para gerektiriyor.
 
Türkler olarak maneviyatı güçlü bir toplum olsak da, bireyler olarak paranın gerçek bir gereksinim olduğunu yadsıyamıyoruz. Zira onsuz yaşamak zor, çok zor. Fakat parayı önemsemek, insanın tam anlamıyla bir materyalist olduğu anlamına da gelmiyor. Olsa olsa gerçekçi diyebiliriz.
 
Soruyorum: “Hayatta en çok neyin eksikliğini çekiyorsunuz?” Büyük ihtimalle pek çoğunuzun cevabı “zaman” olacaktır. Aslına bakarsanız parayla satın almaya çalıştığımız şeylerin başında zaman geliyor. Bir yere otobüsle değil taksiyle ya da kendi arabamızla veya şehirlerarası mesafeleri otobüsle değil uçakla kat ettiğimizde daha hızlı hareket etmiş oluyoruz. Ya da eve gelip yardımcınızın hazırladığı masanın başına kurulduğumuzda yemek yaparken vakit kaybedeceğimize, o vakti eşimizle ve çocuğumuzla geçirebiliyoruz. Evlatlarımızın okullarına onlarca bin lira dökerken içimiz acıyor ama çocuklukta verilen sağlam bir temelin ileride sınıf tekrarını engelleyeceğini biliyoruz. Birinci tasarrufumuzu zamandan etmiş oluyoruz. Zira “her şeye yetememe” halinin yarattığı stres insanı içten içe çürüten, hep aklının bir kenarında upuzun bir yapılması gerekenler listesinin ağırlığını hissetmesine ve dolayısıyla hiçbir andan gerçek anlamıyla keyif alamamasına sebep olan bir durum. Cebimizde para olduğunda, en azından yapmaktan hoşlanmadığımız işleri yapmaya gönüllü olan insanlara ödeme yaparak bu zamanı yaratabiliyoruz hayatta.
 
Eksikliğini çekmesek de aradığımız ikinci şey de konfor olsa gerek. İnsanın rahata olan düşkünlüğü ve “daha rahat” olana adapte olma hızı gerçekten inanılmaz.Öğrencilik yıllarımda üniversiteden eve giderken hep otobüs kullanırdım. Sonra uçaklar ucuzlayıp öğrenci bütçesini bile zorlamaz hale gelince, sanki yıllarca şehirlerarası otobüs yolculuğu yapan ben değilmişim gibi bir yabancılık hissetmeye başladım ve uçağın bir alternatifi olmadığına inanıverdim. Kendimden örnek veriyorum ki kimse okurken alınmasın. Ama haydi itiraf edin! Siz de bazı şeyleri bir daha asla yapmam diyorsunuz!
 
Hazır konu parayken değinmek istediğim bir konu daha var: Kadın-erkek ilişkilerinde paranın yeri. Elbette birkaç ihtimal var bu ilişkilerin temel motivasyonuyla ilgili: Birincisi her iki tarafın birbirini sevdiği senaryo. Bu ihtimalde sevgi var, sağlık var, para var, huzur var. Alan da veren de razı. Bu ilişkiye dil uzatanlara Allah kolaylık versin. Çünkü gerçekten iyi ilişkiye sahip insanların bir de maddi durumu iyiyse, vay o kıskananların haline! İkinci ihtimal, taraflardan birinin diğerini, öbürünün de kendisini sevenin parasını sevdiği senaryo. Bu durumda arada bir sevgiden değil ama satın alınmış bir sadakatten söz edebiliriz. Bu öylesine karışık bir durum ki insan ne dese bilemiyor. Yani resme baktığınızda gerçekten de alan da veren de razı. Ama sanki insanın içi almıyor gibi de oluyor. Bilemiyorum, siz belki biraz fikir verirsiniz… Üçüncüsü de zamanında sevgi ve aşkla başlamış, paranın da ilişkinin iyi bir destekçisi olduğu, yalnız zaman içinde hem aşkın hem de paranın suyunu çektiği ilişki senaryosu. Bunun sonunu çoğu zaman üçüncü sayfa haberlerinde okuyoruz: kavgalar, aldatmalar, şiddet, birbirine düşman olan aileler…
 
Demek ki neymiş, insanın sadece sevgiyle, sağlıkla, aşkla mutlu olması imkansız değil ama zormuş. Ne diyordu şarkı? Para, para, para... Varlığı bir dert, yokluğu yara… Varlığından dert yanacak kadar çok paranız varsa, onun derdini çekecek birilerine verecek paranız da vardır sanırım. Öyleyse, boş verin derdi tasayı. Satın alamayacaklarınıza sahip çıkın, gerisini karttan geçersiniz.
 
 
Ahmet Keskin, Erhan Tigli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kovalamasa da paraya kavuşan nice ballı var hayatta:) Dede nasihatiyle, “Parayla saadet olmaz!” martavalına hayatım boyunca inanmadım. Züğürt tesellisinden başka bir şey değil çünkü. “Seninle soğan-ekmek yemeye razıyım.” diyen kızlar da eski Türk filmlerinde kaldı:) Hayatta en çok neyin eksikliğinin hissedildiği de cinsiyete, yaşa ve zamana göre değişir. Günümüzde “zaman”ın eksikliğine dair serzenişlerden ziyade geleceğe dair “güven eksikliği” duyuluyor sıklıkla. İnsanların tutunup motive olabilecekleri bir dal yok zira! Aramıza hoş geldiniz. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 01.12.2017 7:11
Cevap :
Samimi ve değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.. Hoşbulduk...  01.12.2017 17:41
 

kaleminize yüreğinize sağlık çok güzel bir yazı okudum sabah sabah ve pozitif bir enerjiyle tekrar gözden geçirdim haliyle geleceği. siz yazın bizler okuyalım saygımla

Baki EVKARALI 
 30.11.2017 11:38
Cevap :
çok teşekkür ederim...  30.11.2017 18:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 207
Kayıt tarihi
: 27.11.17
 
 

Marka Danışmanı ve Yazar Hem kişilere hem de kurumlara marka ve iletişim danışmanlığı hizmetinin ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster