Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
51
 

Para İçin Öldür

24 aylık askerlik görevim sonunda bitti. Can almaktan ve şiddetten bu kadar nefret ederken elime zorla silah verip birilerini öldürmemi istediler.

İngiltere’nin 1960’lı yıllarda topraklarımızı terk etmesinden sonra baş gösteren iş savaş nedeniyle bomba patlamayan bir günümüz bile geçmiyor. Hiç sevmediğim şeyler bunlar. Şükürler olsun ki, benim için yeşil kamuflajlar içinde geçen bu mecburi eziyet dönemi bitti. Üstüne para verseler bir daha askerlik yapmam.

Şimdi elimde işletme diploması ve bir CV çıktısı ile Kenya’nın başkenti Nairobi’de o şirket senin bu şirket benim dolaşıyorum. Sıcak yaz gününde takım elbiseyle bir otobüsten inip diğerine binerken kan ter içinde kalıyorum. İş başvurusu yaptığım bütün şirketlerde beyazlar hakim. Siyahların çalıştırıldığı işler ise genelde ayak işleri. Siyah olmamdan sanırım başvuru yaptığım her yer, ‘Biz sizi ararız’ deyip kibarca beni gönderiyor. Güya üniversiteyi bitirince bütün kapılar bana açılacak rengin bir önemi olmayacak, önüme kırmızı halı serilecekti. Hatta üniversite mezunu olduğum için lüks bir makam odası verilecek, önümde bilgisayarım, yan odada sekreterim ve altımda onlarca çalışanım olacaktı. Güya dünyayı değiştirecektim. Siyah ve beyaz ayrımı olmayan bir dünya yaratacaktım. Ama şimdi bir lokma ekmeğe muhtacım.

İş bulma ümidiyle çıktığım yolculuk, cebimdeki son meteliği de tüketmişti. Bütün şilinlerimi iş başvurusu sürecinde otobüs biletine harcamıştım. Evde yiyecek tek bir lokma ekmek olmadığı için nefesim ‘ben açım’ diye bağırıyordu. Hatta beyazların beslediği bir sokak köpeği kadar bile tok değilim.

Açlıkla sınandığım 4 günün ardından hayatımı tümden değiştirecek bir ilanla karşılaştım. Nairobi Ulusal Parkı’nın hemen yanındaki Mombasa Yolu üzerinde bir direğe asılmış olan ilanda ‘Seni arıyoruz’ yazıyordu. ‘Beni mi’ diye sordum kendi kendime. İşaret parmağımı kendime doğrultup yüzümde kocaman anlamsız bir gülümsemeyle ‘Beni mi’ diye tekrarladım. İlanda şöyle yazıyordu, “Askerlik vazifesini yapmış, sağlık sorunu olmayan, genç ve kuvvetli, vatanı için savaşacak cengaverler arıyoruz. Yani Seni arıyoruz” yazıyordu. Bu ilanı ulu orta her yere astıklarına göre başvuran yoktu diye düşündüm. Para kazanmak istiyorum evet doğru, ama birilerini öldürmek için para kazanmak istiyor muyum? Bilemiyorum. Ama Siyah olduğum için iş bulamıyorsam hayatımı bir şekilde kazanmak zorundaydım. Belki bir kaç bin şilin kazanırsam, sonrasında bu işi bırakıp ve daha düzgün bir işte çalışabilirim. Evet bu işe başvuracaktım. ‘Üstüne para verseler bir daha askerlik yapmam’ dediğim günleri düşününce insanın parasız kalınca her şeyi yapabileceği gerçeği suratıma tokat gibi çarpıyordu.

İlanda yazan adres çok uzakta değildi, bir kaç cadde yürüyerek ulaşabilirdim. Bir saatin ardından Kenya Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na vardım. Danışmadaki görevliye ilan için geldiğimi söyledim. Görevli beni görüşmenin yapılacağı odaya aldı. Yaklaşık beş dakika bekledikten sonra Yeşil şapkasını kırmızı bir kemerin sardığı, çekeninin yakasında ve apoletlerinde yıldızların uçuştuğu, kurbağa yeşili üniformasıyla bana “Hoş geldiniz ben Sebastiyan” diyen iri yapılı ve 1.86 boyundaki komutan karşısında askerlik günlerim depreşti. Soğuk soğuk terlemeye başladım.

Elimi sıkan komutan oturmamı söyledi. Sorguya çekilen bir mahkum edasıyla beni taşımakta zorlanan cılız sandalyeye oturdum. Çantamdan çıkardığım kalemle önümdeki formu doldurdum. Ardından kısa bir mülakattan sonra Komutan Sebastiyan bu görev için uygun olduğumu belirtip hemen eğitimlere başlayacağımı söylendi.

‘Biz sizi ararız’ diyen şirketlerin aksine bu çok hızlı olmuştu. Oturduğum sandalyeden kalkıp bir kaç metre ilerledikten sonra komutan bir anda geriye dönüp, ‘Siz ilerleyin ben geliyorum’ deyip odaya geri döndü. Başımı çevirip istemsizce ne yapıyor diye baktım. Masada unuttuğum kalemi alıp cebine koydu. ‘O kalem benim demeyi çok istedim fakat korktum.’ Sonra beni alıp koğuştaki yerimi gösterdi. Üstümdeki kıyafetleri çıkarıp ordu kıyafetlerini giydim. O gece zor geçecek sanırken sabaha kadar deliksiz uyumuşum. Ertesi haftalar atış talimleri, bedensel egzersizler ve emir komuta zinciri içindeki psikolojik dayatmalarla yontulup durdum. Para için kişiliğim ve hayallerimin tıraşlanmasına ses çıkaramadım. Çıkaramazdım da.

Çaresiz kalınca insan neye dönüşeceğini asla öngöremiyormuş. Ben de öngöremedim. Asla yapmam dediğim şeyleri şimdi hiç içim sızlamadan yapıyorum. Hep karşı çıktığım ‘Şiddete’ şimdi kol kanat geriyorum. Hatta bizzat ben şiddet uyguluyorum. Elimde copum ve kalkanımla sokaklarda hak arayan insanları gücümün son damsına kadar acımasızca şiddet uyguluyorum. Onların istek ve taleplerinin ne olduğunun hiçbir önemi yok. Önemli olan bana verilen emri yerine getirmek. Uymam gereken tek şey bana ‘yap’ denilen şeyi para uğruna yapmak. Ya o cop yiyenler arasında olacaktım ya da copu vuran kişi. Ben tercihimi asker olmayı kabul ederek zaten yapmıştım. Kim haklı kim haksız, kim düşman kim değil, kim iyi kim kötü önemli değil. Önemli olan görevi tamamlamak.

İşte günlerden bir gün tamamladığımız bir görev sonrası merkeze dönmüştük. Çok yorulmuş ama gözaltına aldığımız kişilerin sorgusunu yapmadan da dinlenemezdik. Komutan Sebastiyan gözaltına alınan kişilerin sorgulanması için gerekli dosya ve evrakları almak için beni odasına göndermişti. Üst çekmecede olduğunu söylediği evrakları almak için elimi çekmecenin kulpuna doğru uzattım. Tam o sırada alt çekmecenin açık olduğunu fark ettim. Çekmecenin içi kalemler, madalyalar, fotoğraflar ve özel eşyalarla doluydu. Koğuştaki herkesin zaman zaman kaybolduğunu söylediği ve bir türlü bulamadığı eşyalardı bunlar. Meğer hepsini Komutan Sebastiyan çalmıştı. Doğru ya beni mülakata çağırdığı zaman çantamdan çıkardığım kalemimi almak için odaya dönmüştü. Komutan olduğu için sesimi çıkaramamıştım. Demek ki herkesten bir şeyler almayı seviyor. Ama en çok da can almayı seviyor. İnsanların hayatlarını, umutlarını, yarınlarını çalıyor. Ve ben de ona hizmet ediyorum. Çalmasına ses çıkarmıyorum. Bir kalem ne ki zaten çalınan bir hayatın yanında.

Sahi ben neye dönüştüm böyle. Şikayet etmeyen, sorgulamayan, haksızlık karşısında susan biri haline geldim. Para için öldürmekten bile çekinmeyen bir canavara dönüştüm. Üstümdeki askeri üniformanın beni beyazlar kadar asil yaptığını düşünerek kendimi kandırıp durdum. Oysa bizler onların besledikleri köpekleri kadar bile değerli değiliz. Siyah olduğum sürece de bu hep böyle kalacak. Canavarlaşmışım, medenileşmişim ne önemi var ki, önemli olan onlara ne kadar hizmet ettiğim. Ve binlerce şilin kazandığı sürece de kimse bu kaygıları gütmüyor. Doğru, o eski işletmeci çocuktan koca bir canavar yaratmayı başardılar. Canavarlardan korkan biri olmaktan çıkıp, canavarın kendisi yaptılar. Sahi ben kaç hayat çaldım, kaç ocak söndürdüm. Copu son gücümle vururken kaç kişinin umutlarını öldürdüm. Sahi ben bir Kleptomani hastası gibi kaç kişinin düşlerini çaldım. Söyleyin bana ben neye dönüştüm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 247
Kayıt tarihi
: 04.05.10
 
 

'Dün kendime seni anlattım' adlı şiir kitabıyla 2008 yılında en iyi şiir kitabı dalında Türkiye 3..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster