Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '06

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
1568
 

Paraguay

Paraguay
 

İguazu Şelalelerinin bulunduğu Foz De İguazu kentininden bir dolmuşa binip beş km ötedeki Parana Nehri’nin Brezilya tarafına geldim. 1965 yılında nehir üzerinde yapılan 90 metre yüksekliğinde ve bizim Haliç üzerindeki köprülerden daha uzun olan bu köprü iki ülkeyi birbirinden ayırıyor. Brezilya’yı terk edeceğim için etrafta sınır görevlisi arıyorum. Ülkeye girişte vize olmadığı için pasaportuma sade bir kaşe vurulmuştu. Şimdide çıkış kaşesi almam gerekiyor. Lakin etrafta bu işle ilgilenen hiç kimseyi bulamıyorum. Köprü başında birkaç üniformalı görevliye gidip derdimi anlattım ama, boş boş gözüme bakıp “Buralarda öyle şeye gerek yok, yürüyerek paraguay’a geçebilirsin” cevabını aldım. Bu cevaplar içime sinmedi. Onca gezdiğim ülkede hangi ülkeye girdiysem giriş kaşesi, hangi ülkeden çıktıysam yine çıkış kaşesi vurulmuştur pasaportuma. Bu arada yanımdan Paraguay’a yaya olarak giden binlerce insan var. sahidende ellerini kollarını sallayarak geçiyorlar. Bir bildikleri var herhalde deyip bende köprüden öbür ülkeye doğru yürümeye başladım. Başta motosikletler olmak üzere külüstür arabalar tıklım tıklım ticari ürünler taşırken, köprü kenarındaki kaldırımlarda yüzlerce kişi sırtlarında çanta yada büyük çuvallarla ülkeden ülkeye geçiyorlar. Gözümü dört açıp etraftaki olup bitenleri inceleyerek Köprünün Paraguay tarafına iyice yaklaştığımda gördüğüm manzara beni bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. Bundan bir kaç yıl önce bin bir türlü eziyetten sonra Kamboçya’da tamamen tesadüf eseri Vietnam vizesi alabilmiş, sevinç ve heyecanla kara sınırından Güney Vietnam’a giriş yapmıştım.

Bir ülkeye ilk ayak bastığınız anlar sizin için en heyecanlı anlardır. Zira o bilinmez ülkeyle ilgili ilk izlenmleriniz çok önemlidir. Bu anlarda etraftaki her şeye dikkat kesilirsiniz. Böyle bir durumda Vietnam’a girerken acaba nelerle karşılanacağım diye merak içindeyken, devasa tabelalarda, Pirelli, Tursil, Cucci, Versace, Nestle gibi tüketim reklamlarıyla karşılaşmanın hayal kırıklığını yaşamıştım. Benzer bir olayla Paraguy’a girişte karşılaştım. Sen tut binlerce km’lik yolları geride bırakıp uzak bir kıtada yeni bir ülkeye girmenin heyecanıyla yanıp tutuşurken birden sihir bozuluversin. Hele o Latin Amerika’nın, hakkında çok az şey bilinen, adı bile gizemli olan ülkesi Paraguay ise. Daha önce bu ülkeyi sadece efsane kaleci Şilavert’ten hatırlıyorum. Fransa’da yapılan Dünya Kupası’nda ev sahibi Fransa’yı az daha kupadan eleyen takımın kalecisi. Hem de öyle bir kaleci ki; her sene gol krallığında idialı olan, frikikten attığı gollerle dünyada adını duyuran bir kaleci. Nihayet dostluk köprüsündengeçip Paraguay topraklarına ayak bastım. Hemen yan tarafta bir resmi ofise dalıp üniformalı görevliye pasaportumu uzattım. Adam yüzüme bakıp “ne oldu?” der gibi bir ifadeyle yüzüme baktı. Yabancı olduğumu ve ülkelerine giriş yapmak istediğimi söylediğimde anlamsızca bir kez daha yüzüme bakıp başka bir görevliye gönderdi. Bu defa işi sıkı tutup Türkiye’den geldiğimi ve ülkelerini turist olarak gezmek istediğimi söyleyip pasaportuma giriş damgası vurmasını rica ettim. O görevlide tuhaf tuhaf yüzüme bakıp “kardeşim senden pasaport mu isteyen var, vizemi isteyen var? Aha da Paraguay, git istediğin kadar gez!” der gibi bir cevap verdi. La hav le vela deyip oradan uzaklaştım ve.Günah benden gitti ve ülkenin sınır kenti olan Ciudat Del Este kentini turlamaya başladım.

Caddelerine bakıldığında kırmızı renkli toprak yol ve ondan çıkan toz ülkenin ekonomik durumu ile ilgili ilk ipuçlarını veriyor. Buna rağmen yol kenarlarında ve kaldırımlarda büyük tezgahlarda, satıcılar ve alıcılardan, bunların yarattığı karmaşadan ve gürültüden geçilmiyor. Onun gerisindeki pasajlara girildiğinde ise bam başka bir dünya var. Dünya’da çok az yerde bu kadar dükkanı, bu kadar malı, bu kadar satıcıyı ve bu kadar alıcıyı bir arada gördüm. Kapı önlerinde Latin Amerika’nın dört bir yanından tolanmış, mini minnacık etekleri ve uzun boylarıyla melez güzeller, müşterileri dükkanların içine yönlendirmeye çalışıyorlar. Her dükkanın içi mal ve müşteriyle dolu. Bir ürün almak için önce kasadan sıra numarası almak gerekiyor. Sıranız geldiğinde malın parasını veriyorsunuz ama dükkandan bir şey alamıyorsunuz. Bir çırağın peşine takılıyorsunuz, o sizi başka yerlerdeki depolara götürüyor ve oradan ürününüzü alıyorsunuz. Şehrin hangi sokağına girseniz aynı yoğunluk ve karmaşayla karşılaşıyorsunuz. Dükkanlardaki bazı çalışanların tipleri bizim memlek insanına çok benziyor. Hatta bazılarına, Eşref, Hamit, Bahtiyar gibi seslenildiğini duydum. Bunlardan Bir kaçıyla konuşunca Orta Doğu’lu, özellikle Lübnanlı olduklarını farkettim. Anlaşılan

buradaki ticarette de El Turko’ların izleri var. Kaynaklar bu kent için pektde iyi şeyler söylemiyor. Latin Amerika’nın illegal ticaretinin kalbi burada atıyormuş. Kıtanın kazanılan kara paralarının buradaki ticaret bahanesiyle bir güzel aklandığı söyleniyor. Daha çok para aklamak için mallardan gümrük alınmadığı ve herhangi bir verginin olmadığı bağıra çağıra söyleniyor. Hal böyle olunca çevre ülkelerinden bu serbest pazar kentine sürüyle insan gelip daha uygun fiyatlarla alışveriş yapıyorlar. Bu da Paraguay hükümetinin işine geliyor. Gündüzleri herşey ticari kaidelerin içinde akıp giderken, karanlık işlerin yoğun olmasından dolayı geceleri karanlıklar prenslerinin konrtolüne giriyor. Bu durumu bilen insanlarda alışveriş işlerini akşama kalmadan bitirip tekrar Brezilya ya da Arjantin ile Paraguay’ın daha güvenli kentlerine gidiyorlar.

İki üç saat geçtikten sonra bunalmaya başlayınca modern bir binanın en üst katına çıkıp güzel bir restaurantta şefin tavsiyesine uyarak adını bilmediğim bir yerel yemekle öğle vaktini savuşturdum. Bu arada birazda Paraguay’la ilgili elimdeki kaynakları taradım.

Denizle kıyısı olmayan tek Amerika ülkesi olan Paraguay,

Güney Batısı’nda Arjantin ile Kuzey Doğusunda Brezilya, Kuzey Batısında ise Bolivya ile çevrili bir ülke. Türkiye’nin yarısı kadar bir yüzölçümü ile yaklaşık 6 milyon nüfusu var. Halkın önemli bir çoğunluğu Guarani denilen yerel bir ırktan oluşuyor.

Ülkenin adı da Guarani dilindeki "para" (bu yaka) ile "guay" (ırmak) sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor. Her ne kadar yerliler "Paraguay" adını başkent Asuncion için kullanmışlarsa da, bölgeyi ele geçiren İspanyollar bu adı tüm ülke için kullanmışlar.

Güney Amerika’da sömürgeci kentlerini kuran Avrupalıların ilk

varmak istedikleri yer olduğu için "kentlerin anası" olarak başkent Asuncion biliniyor. Bugünkü kent alanına sömürgeciler daha önce gelmiş olsalar da, Asuncion'da ilk yerleşim 1537'de kurulmuş. İspanyol sömürge yönetimine karşı ayaklanmalar sonucunda 1811 de bağımsızlığına kavuşmuş. 1865-1870 arasındaki Üçlü Birlik Savaşı’nda Arjantin, Uruguay ve Brezilya’ya karşı savaşı kaybederek hem topraklarının, hem de nüfusunun yarısından fazlasını kaybetmiş. Paraguay özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası Nazi subaylarının kaçıp yerleştikleri ülke olarak biliniyor. Bu duruma daha önceleri buraya gelip yerleşen Alman nüfusunun da önemli bir etkisi olmuş. Nitekim bir Alman göçmenin oğul olan General Alfredo Stroessner 34 yıl aralıksız ülkeyi diktatörlükle yönetmiş. 1989’da yönetimden atılmasına rağmen Paraguay, bugün hala Stroessner’in otoriter mirası ve yolsuzluklara dayalı sistemini değiştirmekle uğraşıyor. Paraguay’ın en uzun süre başta kalan başkanı olan Stroessner, Latin Amerika’da 20’inci yüzyılın savaş sonrası döneminde (Fidel Castro’dan önce) aralıksız olarak en uzun süreyle devlet başkanlığında kalan siyasi liderdi. 1954 Mayıs’ında bir darbe ile başa geçtikten sonra ülkeyi tek başına yönettmiş. Stroessner, komünizme karşı olduğu için Amerika ile fikir çatışması yaşamamış.
Paraguaylıların çoğu fakirlik içinde yaşarken, Stroessner ile çalışan 35 eski devlet görevlisinin kişisel serveti 500 milyon doları aşmış. Sonunda 1989’da Stroessner, kontrolü kaybetmiş Ve sessizce Brezilya’ya sürgüne gitmeyi kabul etmek zorunda kalmış.

Latin Amerika’nın son eski stil diktatörü uzun hayat süresini tamamlayarak 16 Ağustos 2006 günü sürgünde olduğu Brezilya’da öldüğünde Paraguay’ın şu anki başkanı eski diktatörü vatanında yapılacak bir törenle onurlandırma önerisini reddetmiş. Son on beş yıldır cumhuriyet rejimi ile yaşayan Paraguay günümüzde sol rüzgarlarının tüm kıtada dalga dalga yayıldığı bir dönemde Meksika ile birlikte tek sağ görüşlü politika izleyen iki ülkeden biri durumunda. Ancak burada da şimdilerde güçlü bir sol muhalefet ve onu destekleyen geniş bir halk kitlesi çoktan devreye girmiş durumda.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bolivya'nın da denize kıyısı yok diye hatırlıyorum sanki.

Ender Tan 
 11.12.2006 17:37
Cevap :
Çok haklısınız. Özür dilerim. Daha önce Şili ile yapılan savaşta Atakama Çölü'nün bulunduğu okyanus kıyısı topraklarını kaybetmişlerdi. Bolivya'nınde denzle kıyısı yok. Uyarınız için teşekkürler.  14.12.2006 9:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 24
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

1970 Adana doğumluyum. Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliğini bitirdim. Türkiye'nin yedi coğra..